Gerek adliyeler, mahkeme salonları, gerek yolu oralara hiç düşmemiş olanlar için her türlü film ve dizideki mahkeme sahnesinde büyük puntolarla alengirli bir yazı stiliyle yazılmış, Atatürk büstünün yanına kondurulmuş ve artık gözlerin alıştığı, bir şey ifade etmemeye başlamış bu söz… 

Adalet duygusunun parça pinçik edildiği toplumlarda herkes kendi adaletini aramaya koyulur diye yazmıştım ilk yazımda. Toplumun can damarını fütursuzca kesip de “her şey güllük gülistanlık” edebiyatı yapılırsa hepimiz cinnet eşiğinde yaşarız ne yazık ki. 


Burada bahsettiğimiz can damarı kesinlikle hukuk. 


Tıpkı borsadaki “kumar” ya da “şans oyunu” algısı gibi “hukuk” da “aman işte mahkeme, avukat, suçlu falan” olarak algılandığı için ülkelerin can damarı hukuktur, adalettir denilince istenen etki bir türlü yaratılamıyor. Fakirlik varken, yoksulluk varken, ekonomik kriz de yaklaşıyorken, dibimizde savaş sürüyorken ihtiyacımız hukuk mu, hukuk karın doyurur mu mantığıyla hareket ediyoruz ve işte bu noktada balık baştan kokuyor. 


Halbuki tam olarak ihtiyacımız olan budur. Adalet sisteminin bağımsız, tarafsız, cesur ve güçlü bir biçimde işlemesini sağlamak. 


Burada biraz daha ileri gidiyorum ve iddia ediyorum zenginleşmemiz de, gelişmemiz de, ortadoğunun köhnemiş çıkar ve rant savaşlarından sıyrılıp parmakla gösterilen ülke olarak tekrar yükselmemiz de tamamen buna bağlı. Nedenlerini sayalım;


      - Yatırımcı hukukun üstün olduğu, hakların gözetildiği, liyakatin esas olduğu ülkelere parasını bağlar. Yerli yatırımcı da böyledir yabancı yatırımcı da. Dolayısıyla ekonomik olarak daha büyük fırsatlar elde eder, daha hızlı büyürüz.
 

     - 
Parası olanın da olmayanın da, eşit şartlarda, tarafsız bir hukuk sistemi içinde hakları muhafaza edilirse toplum bilinci gelişir. Hak ve adalet duyguları tekrar oluşur. Kutuplaşmanın had safhada olduğu şu günlerden kurtuluruz, birbirimize nefretle bakmayız.


     - “Yandaş”, “candaş”, “peşkeş”, “yolsuzluk” gibi kelimeler literatürümüzden çıkar, sürekli feveran eden ve ötekileştirilen o meşhur yüzde 50 de bu ülkede iç huzuruyla yaşar.


Bir örnek vermek gerekirse; Norveç adalet duygusunun oturduğu, hukuk sisteminin en mükemmel şekilde işlediği ülkelerden bir tanesi. Bu ülkenin GINI endeksi yani gelir dağılımı eşitliği katsayısına baktığımızda dünya üzerinde Danimarka, İsviçre, İsveç gibi ülkelerle beraber gelirin en adaletli dağıtıldığı toplumlardan biri olduğunu görürüz. Elbette ki İsveç’te mesela petrol var onlar zenginler diyebilirsiniz. Bu durumda petrol üretiminde zirvede olan Körfez ülkelerinden Suudi Arabistan’ın Afrika ülkeleriyle yarıştığını söyleyip bu tezi çürütebiliriz.


Unutmayalım ki hepimiz aynı gemideyiz, batarsak hep beraber batarız, çıkarsak hep beraber çıkarız. Silkelenip kendimize gelmemiz için, bireylerin kendini güvende hissedeceği, hukukun işlediği hürriyetçi bir ortama ihtiyaç vardır. Hukuk esasında ekmektir, aştır, özgürlüktür. Gelişmenin ve zenginleşmenin itici gücüdür. İnsan onuru, adil devlet demektir…

Adaletin ve hukukun bir gün herkese lazım olacağını söyleyerek bu yazıya nokta koyarken şu Naziler döneminde rahiplik yapan Martin Niemöller’in şu ünlü sözlerini alıntılamadan duramayacağım.

“Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra Yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra Katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Katolik değildim ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı”