Türkiye ve Gürcistan'dan geçen Çoruh Nehri, Artvin ilinin en büyük akarsuyudur. Civar illerdeki hemen hemen bütün çay ve dereler Çoruh’un kollarını oluşturur ve Çoruh, kaynağını Mescid Dağı'nın batı yüzünden alır.

Hiçbir yerden atık karışmayan pırıl pırıl Çoruh Nehri denince akla dünyanın en hızlı nehri geliyor. Çoruh’un geçtiği illerden Bayburt denince de artık akla “Baksı Müzesi” gelecek gibi.

Bayburt’tun eski adıyla Baksı, yeni adıyla Bayraktar köyünde Prof. Dr. Hüsamettin Koçan tarafından kurulan Baksı Müzesi, açılışından bu yana gerek yurtiçinde gerek yurtdışında pek çok ödüle layık görüldü. 2014 yılı Avrupa Konseyi Müze Ödülü, 2014 TBMM onur ödülü bu ödüllerden sadece ikisi. 

İşte açıldığı günden bu yana ödüllere doymayan bu güzel müze yeni bir projenin heyecanını yaşıyor. “Baksı Hüsame Köklü Kadın İstihdam Merkezi” adını taşıyan ve henüz hayata geçmeden Fransa’da gerçekleştirilen ve gayrimenkul alanında dünyanın en önemli organizasyonu olan MIPIM-Cannes’dan büyük ödül alan proje merakla bekleniyor. Projeyi ve müzeyi yakından tanımak için sözü Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’a bırakmak istedik. Bunun için de önce biraz Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’dan ve Baksı Müzesi’nden bahsetmek yerinde olacak.

Prof. Dr. Hüsamettin Koçan Kimdir?

1946 yılında Bayburt'ta doğan Hüsamettin Koçan, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Resim Bölümü'nden mezun olmuştur. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde uzun yıllar öğretim üyesi olarak görev yapan Koçan 1997-2005 yılları arasında dekanlık görevini yürütmüştür.

Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği'nin kurucularından olan Koçan, 1990-95 yılları arasında bu derneğin yönetiminde  bulunmuştur. 1991'de İstanbul Sanat Fuarı'nı kuran Koçan, aynı yıl II.Asya-Avrupa Bienali'nde Türkiye Komiseri olmuştur. Avusturya Salzburg Şehri Onur Ödülü ve Asya Sanat Bienali Resim Büyük Ödülü'ne sahiptir. Çeşitli resmi davetlerle İngiltere, Fransa ve Avusturalya'da araştırmalar yapmış, birçok yarışmanın seçici kurulunda yer almıştır. Sayısız kişisel sergi gerçekleştirmiş ve karma sergilere katılmıştır
2005 yılında kurduğu vakıfla Baksı Müzesi'ne hayat veren Koçan, kişisel sanat çalışmalarını sürdürmekte ve Okan Üniversitesi'nde ders vermektedir.

Baksı Müzesi Hakkında

Baksı Müzesi, Bayburt’a 45 km uzaklıktaki Bayraktar Köyü'nde kurulu bir sanat müzesidir. Kurulduğu Bayraktar Köyü'nün eski adı olan  “baksı” sözcüğü eski Türklerde bilgin, hekim, şaman anlamlarına gelmektedir. Müze, çağdaş sanat eserlerine ve geleneksel el sanatları ürünlerine ev sahipliği yapmaktadır.

Sergi salonları, depo müze, atölyeler, konferans salonu, kütüphane ve konukevi gibi bölümlere sahip olan müze 40 dönümlük bir alanda kurulmuştur. Bayburtlu akademisyen ve sanatçı Prof. Dr. Hüsamettin Koçan tarafından 2000 yılında oluşmaya başlayan müze fikri, 2005 yılında Baksı Kültür Sanat Vakfı ile gelişmeye devam eder. Müzenin ana binası, 2010 yılında devletten hiçbir maddi yardım almadan tamamlanır. 2010 yılı Haziran ayında İstanbul Modern’de tanıtımı, Temmuz ayında ise halka açılışı yapılmıştır. 2012 yılında Müze’nin yeni sergi salonu olan Depo Müze açılmıştır.

Türkiye’nin en sıra dışı müzelerinden Baksı Müzesi’ni tanıtmayı amaçladığım bu yazıda müzeyi en iyi bilene yani Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’a danıştım ve bir röportaj yaptım. Bu röportajın gerçekleşmesi için bizi tanıştıran Gökhan ZEYBEK ve çok değerli eşi Çiğdem ZEYBEK hanımefendiye ve tüm sorularımı içtenlikle yanıtlayan Prof. Dr. Hüsamettin KOÇAN’a büyük bir teşekkür borçluyum.

  1. Hocam, isminiz hep Baksı Müzesi ile beraber anılıyor. Öncelikle sizi tanıyalım. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz lütfen?

Evet, ismim Baksı Müzesi ile anılıyor. Aslında başlangıçta benim ismim vardı. Sonra o ismin yanına yavaş yavaş bir unvan gibi “Baksı” yerleşti. Zaman içinde benim adım "Baksı Müzesi’ni yapan adam" olarak telaffuz edilmeye başladı. Onun için önce ben vardım sonra Baksı’yla birlikte vardık şimdi, önce Baksı var sonra da ben varım. Belki de bu konu Baksı projesinin çağımız yönelimlerine aykırı, mevcut müzecilik anlayışının dışında, bir adanmışlık öyküsü olarak vücut bulmasından kaynaklanıyor. Bu açıdan Baksı Müzesi’nin öyküsü hareket halinde olan insanımızın artık belli bir noktada, bir coğrafyada duraksaması arzusuyla ilgili. Artık o kadar hızlı hareket ediyoruz ki kendimizi bu harekete mecbur saydığımız için hem harekete itirazımız var hem de ondan vazgeçemiyoruz. Baksı bu kesişme noktasında bize ait olan bir arazide duraksamayı da temsil ettiği için son derece etkileyen bir proje oldu. Şu günlerde sergim nedeniyle Baksı ismine karşı dönem dönem saldırılar düzenleyerek, sanatsal yaratıcılığımı Baksı’dan kurtarmaya çalışarak, özerkleşme mücadelesi veriyorum.

Gelelim kendime; 70 yıllık bir özgeçmişim var. Akademisyenlik, sivil toplum kuruluşlarında farklı roller, sanat ortamında yeni kurumların oluşmasında katkılarım, sanatın merkezin içinde kalmasına itirazım dolayısıyla da sanatı merkezin dışına taşıma çabalarım, gidişlerim, dönüşlerim ve hatırladıklarımla yarın için yeni hayaller kurma peşinde oluşum galiba beni temsil edecek en kestirme ifadedir diye düşünüyorum.

  1. Baksı Müzesi'ni bir de sizden dinleyelim? Gerek objeler, gerekse verdiği mesaj açısından nedir onu hem sizin hem de ziyaretçiler açısından özel kılan şeyler nedir?

Baksı Müzesi aslında bir köy konağı yapma düşüncesiyle başlayan serüvenin bir kütüphane de yapalım, konferans salonu da iyi olur, kadınların üretebilmesi için bazı atölyeler de yapalım, yerel kültürün sürdürülmesine ve yerel ekonomiye katkı sağlayalım derken konaktan büyük bir komplekse doğru giden uzun bir yolculuktur. Bu müze anlayışı gerek koleksiyonu bakımından gerek insanla üretim ilişkisi kurma bakımından gerekse bulunduğu coğrafya bakımından mevcut müzecilik anlayışının dışındadır. Bu nedenle de biliyorsunuz ki Baksı Müzesi 2014 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından yılın en iyi müzesi seçildi ve Türkiye’de çok sayıda ödülün sahibi oldu.

  1. Müzenin kurulduğu köy ve Bayburt ili ile olan ilişkisi nedir? Neden bu bölgeyi tercih ettiniz? İstanbul'da olsa daha çok tanınır, daha çok ziyaretçi çekerdi diye düşünmediniz mi?

Bu sorunuzu tersten yanıtlamak isterim. Çağımızın insanının en büyük özlemi merkezde kendisine bir yer açmaktır. Aslında bu düşünce o kadar sıradan ve heyecansızdır ki hiçbir şaşırtıcı boyut taşımaz o nedenle ben oldum olası özellikle sanat açısından merkezin dışına doğru, sanata farklı mekânlar ve coğrafyalar yaratmak istedim. Belki bizim bugün müzecilik dünyasında, sanat ortamında ve yaşadığımız hayatın tümünde kendimize açılmış geniş alan ve gösterilen büyük beğeni, merkezin sahip olduğu bütün güçleri reddederek merkezin dışında olmayı seçtiğimiz içindir. Bu bilinçli ve entelektüel bir tercihtir. Öte yandan müzenin bulunduğu köy benim doğduğum köydür. Masallar dinlediğim, hasretler yaşadığım, özlemler büyüttüğüm, korktuğum, irkildiğim ve destek gördüğüm bu toprakla aramdaki ilişki herhangi bir ilişki değildir. Bütün bu yaşanmışlıkları yeniden yaşayarak ve onlara duyduğum büyük teşekkürü yerine getirmek için bu bölgede olmayı seçtim. Ayrıca bu bölge, ne olursa olsun son kertede benim arkamda duran ve beni hiçbir zaman terk etmeyen insanların yaşadığı bir alan.

  1. Görmenin dışında Baksı Müzesi’nde bölgesel kültüre ait neler var? Mutfak, sosyal yaşam, tipik sosyolojik olgular olan, doğum-düğün gibi özel anlar.... Bu müzeye gelen biri neler görecek?

Baksı Müzesi, günümüz sanatının seçkin örneklerinin, etnografik ürünlerle aynı mekânda hiçbir hiyerarşi gütmeden sergilendiği bir müze. Bu müze bu nedenle de hiyerarşiyi bir kenara bırakıp anlamı öne çıkarır. Onun için de izleyiciyi karşılayacak zengin bir görsellik söz konusudur.

Ayrıca şu günlerde Bayburt’un geleneksel müziği ile ilgili yaptığımız bir araştırmayı kitap hâline getiriyoruz, eski kayıtlardan yeni bir CD yaratma çalışmamız devam ediyor. Amfi tiyatromuzda bu bölge müziğinin güncel yorumlarıyla izleyiciyi selamlamayı planlıyoruz.

Baksı’nın bulunduğu doğanın çarpıcı görselliğinin yanı sıra bin bir çiçeğin karışımından doğan kokusunu ziyaretçilerin yanlarında götürebilmesi için bir Baksı kokusu ürettik.

Bayburt merkezde yeni bir kadın istihdam merkezi inşaatına başlamak üzereyiz. Bu nedenle rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki Baksı Müzesi her geçen gün sınırlarını genişletiyor.

  1. Müzenin çalışır hâlde tutulması, genişletilmesi, içeriğinin zenginleştirilmesi, konukların ağırlanması, rehberlik vs. çok zor olsa gerek. Bu işi taşrada nasıl başarıyorsunuz? Bölge halkından destek alabiliyor musunuz?

Belki de bütün zorlukların en can alıcı noktası bu soruda toplanıyor. Bulunduğumuz yerin coğrafi sertliği ve insanların sürekli olarak büyük kentlere gitme arzuları ve yerleşik kültürün statik yapısı günümüz insanı açısından çekicilik sunmuyor bu nedenle de bizim çalışmalarımızdaki en önemli sorun insan unsuruyla ilişkilidir. Dolayısıyla tüm etkinliklerimizde kadrolaşmayla ilgili belli sorunlar yaşadığımız bir gerçek. Aslında bizim amacımız tüm çalışmaları bu bölge insanıyla gerçekleştirmektir. Fakat her zaman bu arzumuzun yerine geldiğini söyleyemem. Bu konuda daha uzun süre çabalarımızın olacağını düşünüyorum.

  1. Müze, ziyaretçilerine o bölge kültürüne dair bir pencere aralıyor. Hatta kendi kökümüzü, özümüzü görmemize imkân sağlıyor. Bu çok güzel. Peki, yöre halkına ne katkıda bulunuyor? Burada yaşayanlar ne düşünüyor?

Yöre halkı, Baksı aracılığıyla bu yörenin isminin ulusal ve uluslararası anlamda temsil edildiğini düşünüyor. Bundan dolayı Baksı Müzesini gururla karşılıyorlar. Öte yandan Baksı Müzesi buradaki insanlara kendi geleneklerinden hareketle değerler üretmeleri ve ekonomilerini geliştirmelerini öneriyor. Başka bir deyişle iş imkânı sağlıyor bu nedenle de Baksı, müzecilik sınırlarını aşarak bir ekonomik fonksiyon sağlıyor.

Baksı kültür turizmi aracılığıyla bölgeye ekonomik girdi sağlıyor ve çevresindeki iller de bu anlamda olumlu sonuçlar elde ediyorlar bütün bunları yan yana koyduğumuzda müze ile çevre ilişkisi üretken, gelişen, estetik, kültürel, ekonomik ve sosyolojik bir öykünün yapısını oluşturuyor.

  1. Müze gezisi ve etkinliklerden sonra bölgeye has olarak neler önerirsiniz? Doğa, gurme turları, rafting, spor, trekking.... Bizi heyecanlandıracak başka neler var?

Bütün bu saydıklarınız bölgenin kendine ait yapısının zenginliklerini oluşturur. Çoruh nehri rafting sporunun yanı sıra günün her saatinde ve her aşamasında olağanüstü zengin bir görsellik kaynağıdır. Her mevsim renk değiştiren dağlar, bozulmamış doğal yapısıyla, yaylalarıyla, sıcak bakışlı insanlarıyla sizi doğanın ortasında sarar, sarmalar. Bölgede  yürüyüşler geçekleştirebilir, üretime katılabilir, derin sohbetlerin bir parçası olabilirsiniz.

Aydıntepe Yeraltı Şehri’ni, Bayburt Kalesi’ni, Çımağıl Mağarası’nı, Ulu Cami’yi ziyaret edebilirsiniz.  Çevredeki tarihi ve arkeolojik alanlar sizi bu bölgedeki uygarlıkların zengin dünyasıyla karşılaştıracaktır.

*****

Son olarak, burada yapılacak ilginç bir aktiviteye dikkatiniz çekmek istiyorum. 2- 4 Haziran 2017’de Sacred7travel tarafından düzenlenen, “İpek  Darga  ile  Farkındalığa  Yolculuk” etkinliği  Baksı Müzesi yerleşkesinde yapılacak. Yoga eğitmeni İpek Darga,  İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünden mezundur ve 25 yıldır yoga yapmaktadır. 13 yıldır eğitmen olarak Wellbeing ve Mindfulliving Projeleri yürüten Darga, çeşitli sosyal sorumluluk projeleri yapmakta; üniversitelerde eğitim programları yönetmekte ve şirketlere Wellbeing event danışmanlığı yapmaktadır. Anlatmaya kelimelerin yetmediği İpek Darga ile en kısa zamanda tanışmak ve eğitimlerine katılmak için Baksı Müzesine gitmeye ne dersiniz? “İpek  Darga  ile  Farkındalığa  Yolculuk”, renklerle, resimle ve sanatla iç içe bir meditasyon deneyimi, farkındalık egzersizleri ve Baksı’nın muhteşem dokusunu vadederek bir şansı  fazlasıyla hak ediyor.