Bu ülke sosyal, siyasal çalkantılardan kurtulmak için Kuran, sünnet gibi İslam ahkamı kaynaklı dini değerlerle manen doymadıkça, Türk milletinin milli değerleri toplum hayatını süslemedikçe, kaostan, kargaşadan ve kısır döngülerden asla kurtulamaz.
  Bugün özellikle her türlü iç ve dış provakasyon, tahrik, kışkırtma ve beşinci kol faaliyetlerinin azdığı kara günleri yaşadığımız bir dönemde; küresel güçlerin ve AB'nin marksist, ataeist, komünist karakterli bir örgüte hamilik, taşeronluk ve aracılık yapması son derece manidar değil midir? Bu marksist örgüte Kürtçülük, ırkçılık desteği verilmesi sözde müttefiklerimizin şark meselesi aşağılık kompleksinin makyavalist yüzlerinin suç üstü yakalanmasıdır. Bu klasik haçlı emperyalizminin güne yansıması değil midir?
 Kendini muhafazakar diye takdim eden AKP'nin Güneydoğu'nun dağlarına, bayırlarına, ovalarına, ülkenin sokaklarına müminlerın kardeşlik ruhunu ve mana iklimini hakim kılması beklenirken Öcalan ve bir çok marksist, liboş, godoş takımının siyasal dilini ve literatürünü kullanması, Türk milletinde hayal kırıklığı oluşturmuştur.
 Atatürk'le alakası olmayan Kemalizm ve Atatürkçülük dayatması yapan komünist, ateist maskeli jagoben elitlerin çözümünden şikayet etmeye hakkınız kalmaz. Çözüm Kâbe istikametindedir.  Bu ülkeyi kuran halkların ortak kimliği; din kardeşliği, Türklük onuru, gururu ve şerefi olmalıdır. Yoksa küresel devlere ayrışma, ötekileşme ile yem oluruz. Lütfen bu millete yazık etmeyin!
 Kendilerini milli görüş gömleğini çıkarmakla bir değişim ve dönüşümle tanımlayan AKP, yeni muhafazakar siyasal söylem ve eylemlerle açılım adı altında sonu gelmeyecek etnik ırkçılık taleplerine çanak tutma, yol verme noktasına gelmiştir. Gerçek kafatasçılık, ırkçılık bu değil midir?  "Ne mutlu Türküm diyene." demeyi milli kimlik aidiyetin gururu olmaktan ne mutlu Kürdüm demeyi haklı kılacak noktaya getirmek, ülkemizin maruz kaldığı etnik ameliyatta beşinci sınıf siyasi taşeron doktor rolünde olmak anlamına gelmez mi?
 Alman, İngiliz, Fransız, Rus ve benzeri milli kimlikler ait oldukları ülkelerde asla tartışma konusu dahi yapılamaz. Bunu yapanlara ülke dar edilir. Bu necip milletin kimliğini tartışma konusu yapmak, bu millet için son derece aşagılayıcı, onur kırıcıdır. Milletin gönlünü kanatan bu dayatma, milletin mahşeri vicdanından dönmelidir. Türk milli kimliğini etnik kimlik yapma, Türksüz anayasa ve Türksüz Türkiye bu millete asla kabul ettirilemeyecektir. Bu konu oldubittilere, ikbal beklentısi ile oluşturulan suskunluklara, korkutmalara ve toplum mühendisliklerine rağmen geri tepecektir. Bu ülkeyi kuran akraba olan halkların Türk milli kimliği sonsuza kadar birlik ve bütünlüğün ortak adı olarak kalacaktır.
 Cuma günleri camiler dolup taşıyor ve milletimize ümit veriyor. Aynı saatlerde sokaklar da dolup taşıyor bu da son derece endişe veriyor. O sokakların yolu camiye, secdeye ulaşmadan; insanlarımız millet ve ümmet bilinciyle buluşmadan huzura ve gerçek kardeşliğe kavuşamayız.
 Çözüm müminlerin kardeşliğidir. Çözüm, evrensel ve çağlar üstü hakikatin; siyasetin, çözümün dili olmasıdır. Çözüm, milli birliğimizin ve bütünlüğümüzün güvence altına alınmasıdır. Çözüm milli kimliğimizi milli şuur ve bilinçle perçinlemek, güçlendirmektir. Çözüm din kardeşliğimizin, toplumsal geleceğimizin harcını oluşturması; ümmet bilinci ve millet bilincinin örtüşmesi, kesişmesi, yaygın ve kalıcı hale getirilmesidir. Millet bu anlayışları hayatının parçası haline getirmiştir. Bu duygu, davranış, birlikte yaşama iradesi, siyasetin çözüm dili olmalıdır. Dayatmalarla, güçle, tek kişilik sokma dikte akıllarla mesele çözümsüz ve kangren hale gelir. Bu yolun sonu çıkmazdır, hüsrandır, karanlıktır. Milletin ortak aklına ve iradesine dönülmelidir.
 Çözüm Öcalan’la görüşmek değil, dini ve milli kimliği özümsemektir. Çözüm, elhamdulillah Müslümanım ve Türküm diyebilmektir. Bunu da öncelikle başbakanın demesi lazımdır veya bunu diyemeyen başbakandan tez zamanda kurtulmak lazımdır.
SABRİ ŞENEL