Yıktıkları değerlerin içine sıkışmış ve gözlerini sade kazanma hırsı bürümüş bazı insanların,maddeye ve güce tapma uğruna nasıl çukurlaştıklarını ve soysuzlaştıklarını görmekteyiz.Samimi inanç sahipleri için bundan ne haz duymak ne de tatmin olmak mümkün değildir. İslam'ın akıl adamı ya da aksiyoner fedaisi olarak zikredilen kimileri,menfaat ilişkisinin bitiminde ''bedduacı'' olurken;diğeri mücahitlikten müteahhitliğe geçişte,tahrip etmediği inanç ve kutsal bırakmadığını esefle görmekteyiz... 


Kur'an-ı Kerim'in emrettiklerini yapmayan menfaat ortakları; yaptıklarına Kur'an-ı Kerim'i uydurmanın zilletine ve kahredici pençesine düşmüşlerdir.İnanan mütedeyyin,saf,temiz müslümanları derin bir duygusal travmanın eşiğinde bırakmışlardır.Peşlerine takılıp giden milyonlar artık,herşeyi suistimal eden bu müslümanlardan kaçıp,İslam'ın vaaz ettiği müslümanlara sığınmanın muhasebesini yapacaklarına inanmaktayız. Yüce değerlerimizi,varoş kültürüne ve iktidarların nimetlerine indirgeyenlere karşı çıkmanın tam zamanı gelmiştir.İçinde bulunduğumuz buhranlı dönemin sebepleri arasında;iktisadi,siyasi,ilmi,çarpıklaşma olduğu kadar en önemlisi, Kur'an adına öne çıkanların,Kur'an-ın özü olan ahlaklarını kaybetmeleridir. 

İktidar yetkilileri yüzde elliyi hak, diğerini hakka hizmetçi köle anlayışından vazgeçemediğinden sosyal adaletsizlik kitlelerde müthiş antipati ve enerji birikimine sebep olmuştur.Bir zümrenin halk ve hak; öbür zümrenin zalim olarak telakkisinin getirdiği eşitsizlik anlayışını, milletimizin merhamet duyguları kaldıramayacaktır. İktidarın din adına yaptığı köprüler yıkılmıştır. ''Hak geldi,batıl zail oldu'' diyenler maalesef hakkın inanç felsefesine dinamit koymuşlardır. Maddecilik ve güce tapma hastalık olmuştur.Bu hastalık, kişilerde ahlaki değerleri, tahrip etmiştir. Halbuki,İslamiyet'in sosyal devlet anlayışında tüm insanlar eşittir.Yani hem imanda eşitlik,hem devletin imkanlarını paylaşmada ve devletine hizmette eşittir.Ama ne olmuştur?

Eşitlik ancak,icra mevkiinde ki kişilerin saltanat ve tekellerinde paylaşılmıştır...İhalelerde,adam kayırmalarda,nüfus ticaretinde, fakir fukara, garip guraba,tüyü bitmedik yetimlerin hakkı peşkeş çekilerek toplumda adalet ve eşitlik sağlanamaz... Sadece bir kaç kişinin ve gurubun yolsuzluğu ve haksız kazancı,koskoca Türkiye Cumhuriyet'i Devleti'nin bütçesine denk ise,bu anlayışın sahipleri haktan hukuktan,İslam'dan bahsetmeye hiç bir hakları yoktur.Temiz ve kutsal değerleri kullanmanın ve kirletmenin de bir mazereti olamaz... Yaşar Nuri Hocanın tabiriyle: ''...Dindar, kendisinin iyi ve rahat olmasıyla işinin bittiğini kabul etmez,başkalarının da iyi ve mutlu olup olmadığını sürekli gözetler.Bu yaklaşım tarzı dindarı, 'Kendin için sevip istediğini,başkaları için de sevip istemedikçe mümin olamazsın' ruhuyla donatır. Bunun içindir ki dindar,hiç şaşmadan ve aksatmadan dürüst olur. İki yüzlülük dindarın hayatına asla giremez.

Dincinin hayatında ise; 'iyi ve güzel şeyleri sadece kendin için iste,başkalarının bunlara sahip olmasını önle' düşüncesi hakimdir. Dinci kendi şeytani kıstaslarıyla yarattığı 'ötekilerin' iki dünyada da perişan olmasını ister ve bundan büyük zevk duyar....''

Her yolu din uğruna mübah gören anlayış dinciliğin ta kendisidir.En büyük siyasi argümanı ise dindar insanların kutsallarını bir maske gibi kullanmasıdır.Din bu anlayışın tekelindedir.Kendileri dindar diğerleri ötekilerdir...İşlerinin yolunda ve tıkırında gitmesi ve koltuklarının korunması uğruna, ''ötekiler'' gördükleri ona göre imansızdır...İman gaspçılığı,güce ve maddeye tapanların payandası olmuştur.

Bu anlayışın temsilcileri,toplumun ahlaki değerlerin çöküşünde ki vebali taşıyamayacaklardır.

30.12.2013

Türk Ocakları Ümraniye Şube Başkanı AV.Faruk Ülker