Safin Dizai: Türkiye, PKK ile görüşüyorsa PYD ile neden temas kurmasın (Özel)

03 Mart 2013 Pazar 14:08

Irak Kürdistan Bölgesel yönetiminin sözcüsü Safin Dizai, İmralı’da PKK ile görüşmekte sakınca görmeyen Türkiye’nin Suriye’deki Kürt gruplardan biri olan PYD ile de temas kurmasının faydalı olacağını söyledi. Suriye’deki Kürt...

Safin Dizai: Türkiye, PKK ile görüşüyorsa PYD ile neden temas kurmasın (Özel)

Irak Kürdistan Bölgesel yönetiminin sözcüsü Safin Dizai, İmralı’da PKK ile görüşmekte sakınca görmeyen Türkiye’nin Suriye’deki Kürt gruplardan biri olan PYD ile de temas kurmasının faydalı olacağını söyledi. Suriye’deki Kürt gruplara, ülke içindeki gruplar ve komşularla düşmanlık yapmadan demokratik haklarını takip etmelerini tavsiye ettiklerini söyleyen Dizai, Cihan Haber Ajansı'na verdiği röportajda Bağdat’la yaşanan problemlerin Irak Başbakanı Maliki’nin tek taraflı adımlarından kaynaklandığını ifade etti. Bölgede çıkan petrole el koyma veya Bağdat’ı bypass etme gibi niyetleri olmadığını belirten Dizai, ABD tarafından dile getirilen Ankara ile Erbil arasındaki güçlü ilişkilerin Irak’ın bütünlüğüne zarar vereceği kaygısının realist olmadığını vurguladı.

Halen Berlin’de tedavisi süren Cumhurbaşkanı Talabani’ye sağlık dileyen Dizai, yeni cumhurbaşkanının seçilmesi gerekirse Iraklı gruplar arasındaki centilmenlik anlaşmasına göre bu ismin yine Kürt olması gerektiğini belirtti.

Türkiye’deki çözüm sürecine destek konusunda her türlü yardıma hazır olduklarını ifade eden Safin Dizai, şöyle konuştu: “Sürecin başarısı için Türkiye’nin olumsuz gelişmeler, dış müdahale ve provokosyan olsa da bu iradeden vazgeçmemesi gerekir. PKK da şiddetin sona ermesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin ciddi şekilde konuşulması ve tatminkar bir sonuca ulaşılması umuduyla bu tarihi adıma şans vermeli.”

Kürdistan Demokrat Partisi’nin Türkiye temsilcisi olarak uzun süre Ankara’da yaşayan ve en son Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde Milli Eğitim Bakanı olarak görev yaptıktan sonra Hükümet sözcülüğü görevine getirilen Safin Dizai, gündemdeki konuları Cihan Haber Ajansı'na değerlendirdi.

- Ortadoğu’da büyük bir değişim yaşanırken, Türkiye en büyük problem kabul edilen Kürt sorununu çözmeye çalışıyor. Erbil’den bakınca konjonktür buna uygun mu?

Ortadoğu’da büyük bir değişim yaşanıyor. Irak’ta çok önemli gelişmeler var. Irak, kendi Arap Baharı’nı 2003’te yaşadı. Kürdistan, 1991’de kendi baharını yaşadı. Şimdi bunun çok ötesindeyiz. Bütün bölgede önemli değişimler olacağı bir iklim var. Oyuncular değişiyor, oyun değişiyor. Bu şartlarda ya yeni oyuncularla yeni oyuna hazır olmalısınız ya da kendi oyununuzu ortaya koyup aktif bir oyuncu olmalısınız. İlla başkalarının oyununda oynamanız gerekmiyor. Ortadoğu ve özellikle Suriye’deki değişimde halkların ve tabii Kürtlerin demokratik haklarını kazanması yönünde çok önemli bir fırsat var. Bunun formülü, ayrışma, federal devlet, otonomi veya başka bir şey olabilir. Bu insanların kendilerinin karar vereceği bir konu. Kürtler bu süreçten dışlanmamalı. Çünkü onlar Ortadoğu’nun güvenliği ve gelişmesi ve istikrarı için önemli unsurlarından biri. Bu değişim sürecinin önlenemeyeceğini herkes görmeli. Şayet değerlendirilmezse hayatta çok az karşımıza çıkan bir fırsat bu.

- Suriye Kürtlerinin önemli bir kısmının, özellikle PYD’nin Baas rejimiyle işbirliği yaptığı yönünde bir kanaat var. Bu çelişki değil mi?

Bunun abartıldığını ve yanlış bir açıdan bakıldığını düşünüyorum. Olaylar başladığında Irak’taki Kürtler olarak, Suriye’nin kuzeyinde, Kürtlerin yoğunluklu veya karışık olarak yaşadığı bölgelerdeki Kürtlere dikkatli olmalarını ve yeni düşmanlıklar oluşturmamaları yönünde çağrıda bulunduk. Rejime karşı saldırıya geçmeleri rejimin işine yarayabilirdi. Çünkü böyle bir durum, rejime “Kürtler yine sorun, yine ülkeyi bölmeye çalışıyorlar” gibi gerekçe verebilirdi. Süreç ilerleyince Kürtlere muhalefetle görüşmelerini, işbirliği yapmalarını söyledik. Maalesef muhalefetin o zaman da bugün de Kürtlerin geleceğine dair net bir perspektifi olmadı. Sonra, Suriye ordusunun daha stratejik noktaları kontrol etmek amacıyla çekilmesi üzerine, bir çatışmaya girmeksizin Kürtler bu bölgelerin bir kısmını kontrol etmeye başladı. Bir kısmı silahlı bu Kürt grupların amacı, bu bölgeleri korumak ve yeni çatışmalarla altyapının çökmesini önlemekti. Suriye ordusu ile muhalefetin çatıştığı bölgeden gelen fotoğraflardan durumun ne hale geldiğini görüyoruz. Ekonomik problemler, gıda veya ilaç darlığı olsa da bu bölgelerde şimdiye kadar bir çatışma olmadı, altyapı etkilenmedi.

Suriyeli Kürtlerin bir organizasyonu olarak PYD, PKK’ya sempatiyle bakıyor olabilir veya onlarla ilişkisi bulunabilir. Ancak bildiğim kadarıyla onların niyeti, Suriyeli Kürtlerle birlikte hareket etmek, Suriye’deki değişimin parçası olmak. Suriye Kürtlerinin veya bir kısmının Baas yanlısı olduğu söylentileri doğru değil. Çünkü bütün Kürt partilerinin demokratik bir Suriye içinde Kürtlerin haklarıyla ilgili çok net bir gündemleri var. 16 siyasi parti Irak Kürdistanına gelerek bir cephe oluşturdular. Daha sonra aralarında işbirliği yapmak ve çalışmalarını koordine etmek için bu cephe ile PYD arasında bir anlaşma imzalandı. Bazen aralarında sorun çıkıyor ama genelde anlaşıyorlar. Umarım, Suriye içinde Kürtlerin haklarını elde etmeye yönelik bu işbirliği sürer ve Suriye içindeki Arapları, başka grupları veya Türkiye gibi komşu ülkeleri rahatsız etmeden bu süreç devam eder.

- Muhalefetteki bazı güçler ile Kürt grupları arasında yer yer çatışmalar yaşanıyor. Bu durumu nasıl görüyorsunuz? Esed daha baştayken, Kürtlerin Araplarla çatışması tuhaf değil mi?

Bunu bir Kürt-Arap çatışması olarak görmüyorum. Cephetül Nusra’nın kendi ajandası var. Radikal, fundamentalist ve El Kaide ile irtibatlı bir örgüt. Şayet onların varlığına ve güçlenmesine göz yumulursa bu bütün bölgenin istikrarı ve güvenliği için sorun oluşturacaktır. Bu grup, kendi ajandasını dayatmaya çalışıyor, Kürt gruplar ise bu bölgelerin güvenli olduğunu, hiçbir müdahaleye gerek olmadığını söylüyor.

- Türkiye’nin Suriye Kürtlerine ve tabii PYD’ye yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? Terör örgütü PKK’nın uzantısı bir gruba karşı Türkiye’nin soğuk bakması meşru değil mi?

900 kilometrelik sınırında yaşanan bu değişiklikler çerçevesinde Türkiye’nin kaygılanması çok doğal. Mülteci akımı, istikrarsızlık ve yanı başındaki çatışma ve bazen kendi tarafına düşen bombalar karşısında Türkiye elbette tedbir almaya çalışacaktır. Diğer yandan bu değişimin kaçınılmaz olduğu da bir vakıa. Türkiye, bu gerçekle yüzleşmekten kaçınmamalı. Gerçek şu, değişim yaşanacak. Bu oyunda farklı aktörler var. Türkiye, bölgenin en önemli oyuncularından biri. Bence, başkalarının Kürtlere yatırım yapması yerine Türkiye, Kürtlere doğru olumlu yaklaşmalı. Sayın Davutoğlu, Erbil’e geldiğinde bazı Suriyeli bazı Kürt grupların liderleriyle görüşmüştü. Bana göre PYD dahil hiçbir grup bu temasların dışında tutulmamalı.

- Ancak böyle bir yaklaşım, Irak örneğinde Erbil yönetiminin PKK ile ortaklık yapması ve Türkiye’nin de bunu kabul etmesine benzemez mi?

Ancak Ankara zaten PKK ile görüşmeler yapmıyor mu? PKK lideri ile İmralı’da diyalogları var. Doğrudan veya dolaylı Kandil ile temastalar. Avrupa’daki unsurlarla temastalar. Dolayısıyla bu bir engel olmamalı. Türkiye, bu meseleye sıcak yaklaştıkça PYD de daha rasyonel davranacaktır. Bu yüzden dışlanmamalı.

- PYD tarafından Ankara ile aracılık yapmanıza yönelik bir talep var mı?

PYD’nin bütün hareketlerini, düşüncelerini tasvip etmesek de orada olacaklar. Başkalarının onları kullanması yerine PYD ile temas kurmak, onları kuşatmak daha doğru bence.

- Peki size göre PYD’nin Suriye Kürtleri içindeki ağırlığı ne kadar?

Bölgeden bölgeye değişiyor. Bazı bölgelerde PYD etkin. Özellikle de silahlı olması nedeniyle halka kendini kabul ettiriyor ve aktif. Ancak bölgede yıllardır siyasi gruplar var ve halkla iç içeler.

- Iraklı Kürtleri temsilen 12 yıl Ankara’da yaşayan ve Kürt sorununun boyutlarını yakından bilen bir isim olarak Türkiye’nin başlattığı yeni çözüm sürecine nasıl bakıyorsunuz?

Önemli bir süreç ama çok kısa sürede ve kolayca bitecek gibi çok yüksek beklentilere girmemek gerekir. IRA, ETA örneklerine bakılırsa bu süreçler çok zaman alıyor ve dalgalı oluyor. Çok kan akmış, kayıplar verilmiş. Kürtlerin olduğu kadar Türk kamuoyunun da hassasiyetlerini dikkate alarak, belki eğiterek ilerlemek gerekecek. Nihai bir anlaşma için siyasi ve toplumsal iklimin hazırlanması şart. Ancak bunun için olumsuz gelişmeler, dış müdahaleler, provokasyanlar olsa da Türkiye bu iradeden vazgeçmemeli. PKK da şiddetin sona ermesi, Türkiye’nin daha demokratikleşmesi, Kürt meselesinin daha ciddi şekilde konuşulması ve tatminkar bir sonuca ulaşılması umuduyla bu tarihi fırsata şans vermeli.

- Başbakan Erdoğan'ın, Suriye'nin kuzeyinde bir otonomiye sıcak bakmadığı sözleri hakkında ne diyorsunuz?

Çok yeni olduğu için yorum yok.


“ARAMIZDAKİ CENTİLMENLİK ANLAŞMASINA GÖRE IRAK CUMHURBAŞKANI KÜRT OLMALI”

Talabani’ye uzun ömür ve acil şifa diliyorum. İnşallah iyileşip görevine döner. 60 yıllık büyük bir siyasi tecrübe. Onun eksikliği Irak’taki siyasi krizin de önemli nedenlerinden biri. Yeni bir seçim gerekirse anayasada cumhurbaşkanının etnik kökenine dair bir kriter yok. Ancak cumhurbaşkanının Kürt, Meclis başkanının Sünni, Başbakanın Şii olması gibi aramızda bir centilmenlik anlaşması var.

“IRAK’TAN AYRILACAKSAK BUNA BİZ KARAR VERİRİZ”

2003’te yeni Irak’ı aslında hep birlikte kurduk. Uzlaşma için her türlü adımı attık, Bağdat’a cumhurbaşkanı gönderdik. Güvenlik için peşmerge gönderdik. Kriz çıktığında Erbil olarak devreye girdik. Bugün ise sadece bizimle değil bütün gruplarla sorunlu olan ve otoriter eğilimler içindeki Başbakan Maliki’nin davranışlarıyla karşı karşıyayız. Öncelikli amacımız, anayasanın öngördüğü federal çerçevede, hak ve sorumlulukları yerine getirerek Irak içinde birlikte yaşamak. Ancak bunun imkanları ortadan kaldırılırsa, otoriter bir yönetime geçilirse, haklarımız gözetilmezse durum değişir. Ancak bazılarının, “İstiyorlarsa Kürtler ayrılsın” sözünü dikkate alacak değiliz. Ayrılacaksak buna biz karar veririz. Normalde Kürdistan, 85 bin kilometre karelik bir bölge. Bunun 45 bin kilometre karesi Bölgesel Yönetimin kontrolü altında. Kalan kısmı dışarıda. Bağımsızlık olsa da sınırlarla ilgili tartışma bitmeden olmaz.

“PETROLE EL KOYMA VEYA BAĞDAT’I BYPASS ETME AMACIMIZ YOK”

Irak'ta yeni petrol kaynaklarının keşfedilmesi ve mevcutların geliştirilmesi için büyük yatırım gerekiyor. Ancak petrol şirketleri için Bağdat’ın yaklaşımı cazip değil. Petrol şirketlerinin arama çalışmalarının bedelini merkezi hükümet ödeyecekti ancak hala ödeme tamamlanmış değil. Bölgemizde bulunan petrole el koymak veya Bağdat’ı bypass etmek düşüncemiz yok. Bulunacak petrolün geliri, Irak’a ait ortak hesaba yatırılacak ve bundan biz yüzde 17 pay alacağız. Bu çerçevede Türkiye ile ilişkilerimizin rahatsızlığa neden olmasını anlamak da zor.

"ANKARA-ERBİL SICAK İLİŞKİSİYLE İLGİLİ ABD'NİN ELEŞTİRİSİ REALİST DEĞİL"

Daha önce Türkiye’yi Erbil’le ilişki kurmaya teşvik eden ABD’nin ilişkilerde gelinen seviyeden rahatsızlık duyması ilginç. Washington’ın, Erbil ile Ankara arasındaki bu ilişkinin Irak’ın bütünlüğüne zarar vereceği, Bağdat’ın devre dışı kalacağı kaygısı realist değil.

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x