DİL BAYRAĞIMIZ TÜRKÇE ZİRVEYE NASIL ASILDI?

11 Kasım 2021 Perşembe 09:28

Biliyor musunuz? önceden ; ' Doğu ' değil ( Şark ) diyorduk. Oysa biz güneşin doğduğu yere '' doğu '' dedik. ' Batı ' değil, ( Garp ) diyorduk. Oysa biz güneşin battığı yere '' batı '' dedik.

DİL BAYRAĞIMIZ TÜRKÇE ZİRVEYE NASIL ASILDI?

 Biliyor musunuz? önceden ; 


' Doğu ' değil ( Şark ) diyorduk. Oysa biz güneşin doğduğu yere '' doğu '' dedik. 

' Batı ' değil, ( Garp ) diyorduk. Oysa biz güneşin battığı yere '' batı '' dedik.

' Kuzey ' değil ( Şimal ) diyorduk. Oysa Türkçede '' kuz '' ; '' Güneş almayan ya da az güneş alan (yer). '' Anlamına geliyordu. Dolayısıyla , 'şimal' yerine '' Kuzey '' dedik. 

Doğaldır ki ; '' her zaman güneş ışığı alan, güneş gören yere '' de ( Cenup ) değil, '' Güney '' demiş olduk. Böylece Sayın arkadaşlar, artık yönünü şaşırmayan bir dilimizin olduğunu doğru kılavuzlar gelince anlamış olduk.

Bir başka dilden alınma '' bedbin '' vardı örneğin. Kökü de Türkçe değil eki de oysa bugün artık bu kavramın yerine hem de apayrı iki sözümüz var. '' karamsar '' ve '' kötümser '' bakınız sözlüğe dahi bakmanıza gerek duyurmayan çağrışımı olan ne güzel sözler değil mi ?  

Ha '' çağrışım '' demişken bu kavram için de eskiden ' tedai ' sözcüğü varmış. Doğrusu Türkçenin kendi olanakları varken böylesine hiçbir anlam '' çağrıştıramayan '' sözleri neden kullanmışlar anlamış değilim.  

Neden acaba '' küskün, gücenmiş, dargın, kırgın '' gibi ince anlam ayrıntısı olan üstelikte çağrışımlı sözler duruyorken birileri '' muğber '' diye bir sözü kullanmış doğrusu onlara çok gönül koyuyorum şimdi. ( Yada çok muğberim mi desem ) 

'' Bileşke '' gibi bir sözcük bulunana kadar doğrusu '' muhassala '' ile bir türlü bilişemedim, bileşemedim. 

Neden '' benzerlik '' gibi Türkçeye benzeyen bir sözcük var iken '' müşabehet '' denilmiş doğrusu bunu da hiçbir mantıklı duruma ' benzetemedim  ' 

Hayır şimdi '' kanama '' varken ne diye '' nezif '' dersiniz bunu anlamak çok zor. Doğrusu düşündükçe beynim ' nezif ' oluyor. 

Düşünün bir kere şarkılarda, türkülerde olan o güzelim sözleri bile değiştirmek istemişler. Hani deriz ya '' deli gönül aktı gitti engine '' çocuklarımıza dahi ad olarak verdiğimiz bu güzelim '' engin '' sözü yerine birileri sanıyorum sen enginde değilsin demek istercesine '' vâsi '' sözünü kullanmışlar. Doğrusunu isterseniz '' engin '' yerine bu sözü kullananlara çok '' dargın '' kaldım şimdi. 

Neyse arkadaşlar sayısız yüzlerce, binlerce örnek var. Ne kadar yazsak inanın sayfalar yetmez. Bugün; '' 1 Kasım Yazı Devrimidir. ''  Yazı devriminin dilimiz için, uygarlığımız için, kültürümüz için büyük faydaları olmuştur. Ancak biz bunlardan yalnızca biri olan okuma yazma öğrenimini kolaylaştıran yönünü anlamak adına kaleme alınan şu güzelim bilgilendirici yazıyı üleşmeyi uygun görüyoruz. 

Timur KOCAOĞLU Hocamızın yazdığı bu öğretici metin ile tek okumada eski yazımızın düzenini anlamış olacaksınız. Burada şunu da belirtmek isterim. Uzun yıllar boyunca kullandığımız Osmanlıca yazısı da bizler için büyük bir değerdir. Tarihimizi anlamak adına da ilgili alanlarda öğretilmektedir. 

Yazıldığı gibi okunan, okunduğu gibi yazılan '' yeni yazı '' düzenini bizlere kazandıranlara ne denli teşekkür etsek az gelecektir. 

Yazı devrimi her birey için büyük bir şanstır. Kutlu olsun. 

TEK DERSTE OSMANLICA ( Timur Kocaoğlu ) 

1) Osmanlıca denilen eski Arapça alfabemizle Türkçe bozularak (öldürülerek) yazılıyordu. Çünkü o alfabe Türkçenin zengin ünlü seslerine uygun değildi. Türkçe dünyada ünlü ses bakımından en zengin dillerden biridir: onda 9 ünlü ses bulunur: a, e, ı, i, o, ö, u, ü / bir de kapalı é (e ile i arası bir ünlü ses).

2) Osmanlıca alfabemizde ise, kapalı é dışındaki bu 8 ünlüyü karşılamak için yalnızca 3 tane harf kullanılmıştır:
a ünlüsü için elif (a) / e sesi içinse başta elif yazılırdı, ancak ilk hecede ve orta hecelerde e ünlüsü için bir harf yazılmaz, en sondaki açık hecede ise e ünlüsü h harfiyle karşılanırdı. Örnekler:
ben sözü yalnızca iki harfle yazılırdı: bn / ortadaki e ünlüsü yazılmazdı
sen sn, bez bz, gel gl olarak e ünlüsü olmadan yazılırdı.
sondaki e ünlüsü de şöyle yazılırdı: bize byzh (evet şaşırmayın, Türkçe BİZE sözü böyle tuhaf yazılırdı: byzh (bu dört ünsüz harfi BYZH BİZE diye okumanız gerekiyor)

3) Gelelim o, ö, u, ü ünlü seslerine, Türkçemizin bu dört güzel ünlü sesi ise tek bir harfle yazılıyordu: V (vav harfi).
V (vav) harfi aslında hem V harfini hem de O - Ö - U - Ü ünlü sesleri için de yazılıyordu. Örnekler:
ol vl, öl vl, ul vl, ül vl / ve v
gülmek kvlmk / sözlemek svzlhmk / gözlemek kvzlhmk
kendim kndm / kandırmak qandirmq / kovalamak qvvalhmq
olmak avlmq / ölmek avlmk

4) Türkçenin i ve ı ünlü sesleri de Arapça Y harfiyle karşılanıyordu, Y harfi hem y ünsüz sesini, hem de ı ve i ünlü sesler için kullanılıyordu.

5) Gelin Yunus Emre'nin güzel bir şiiri bakın Osmanlı alfabesiyle nasıl bozukça yazılıyordu:

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni
--- Osmanlı alfabesiyle:
'şqyn aldy bndn bny, bka sny krk sni
bn yanhrm dvn v gvnv, bka sny krk sni

Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni
--- Osmanlı alfabesiyle:
Nh varlygh svynyrm, nh yvqlygh yrynyrm
'şqyn aylh avvnirm, bka sny krk sny.

5) "Osmanlıca yazısını öğrenirsek Türkçemiz gelişecek!" deniliyor. Alın size Türkçenin nasıl bozularak, Türkçe ünlü seslerin nasıl öldürülerek yazıldığına tanık olacaksınız! Evet Osmanlıca alfabesini ve yazımını öğrenin de yüzyıllar boyunca Türkçenin nasıl bozularak yazıldığını görün!
----------
Aşağıda resimdeki şiir dörtlüğü Ahmet Kutsi Tecer'in ünlü "Nerdesin?" adlı şiirinden, bu güzel şiiri bugünkü güzel Latin alfabemizle okuyun, sonra da onu Osmanlıca harfleriyle nasıl  yazıldığına bakınız:

Bütün sevgileri atıp içimden / bvtvn svkylry atyp ayçmdn
Varlığımı yalnız ona verdim ben / Varlgmny yalkz avka vyrdm bn
Elverir ki bir gün bana derinden / alvyryr kh br kvn bka dryndn
Ta derinden bir gün bana "gel!" desin. / ta dryndn br kvn bka "kl!" dysyn.

Yorum Gönder

@name x