NEBİ İLE RESUL'ÜN ARASINDA BULUNAN FARKLARIN BİLİNMESİNİN ÖNEMİ

25 Ocak 2021 Pazartesi 10:02

Nebi ile Resul'ün arasında bulunan farkların bilinmesinin önemi

NEBİ İLE RESUL'ÜN ARASINDA BULUNAN FARKLARIN BİLİNMESİNİN ÖNEMİ

 NEBİ İLE RESUL'ÜN ARASINDA BULUNAN FARKLARIN BİLİNMESİNİN ÖNEMI


20-) EMANET 
Kur'an'da emanet kavramı yani "emin olma" vasfı Resul için kullanılan bir kavramdır.

"Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için "emin" bir nasihatçıyım"
 (Âraf- 68)

"Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Bilin ki ben, size gönderilmiş emin bir "Resulüm"
(Şuara- 106,107)

"Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Bilin ki, ben size gönderilmiş emin  bir "Resulüm"
( Şuara- 124,125)

"Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Bilin ki, ben size gönderilmiş emin bir Resulüm"
( Şuara -142,143)

"Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Bilin ki, ben size gönderilmiş emin bir "Resulüm"
( Şuara -161, 162)

"Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Bilin ki, ben size gönderilmiş emin bir "Resulüm"
(Şuara-177,178)

Yukarıdaki âyetlerde görüldüğü gibi, "emin" sıfatı hiçbir âyette Nebi ve Muhammed için kullanılmamıştır. 

Dolayısıyla Şia ve Ehl-i Sünnet âlimlerinin iddia ettikleri gibi,  "emanet" yani emin olma Muhammed'in veya Nebi'nin değil, Resül'ün özelliklerindendir. 

Hatta Kur'an'a baktığımızda Nebi'nin kendi hataları  için istiğfar dilemesi istenirken, Resul'e  başkaları için istiğfar etme görevi verilmiştir. 

Nebi Allah'a karşı hata ettiğinden dolayı günahlarına karşı istiğfar etmesi istenir.

(Ey Nebi! ) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vaadi gerçektir. "vesteğfir lizenbike" "Günahlarının  bağışlanması için istiğfar et" Akşam sabah Rabbini hamd ile tesbih et" (Mü'min-55)
 
"Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur. (Ey Nebi! ) "vesteğfir lizenbike ve lil mü'minine vel mü'minét" "Hem kendinin hem de Mümin erkeklerin ve Mümin kadınların günahlarının bağışlanması için istifar dile" (Muhammed- 19 )

Âetlerde her ne kadar Nebi kavramı   geçmiyorsa da istiğfar etmenin Nebi ile ilgili bir fiil olduğunu Nebi ile Resül'ün arasında bulunan farklardan biliyoruz. 
Mesela: 
"Andolsun ki Allah, müminlerden bir grubun kalpleri eğrilmeye yüz  tuttuktan sonra Nebi'yi ve güçlük  zamanında ona uyan muhacirlerle ensar affetti.
 Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O,  onlara karşı çok şefkatli pek merhametlidir"
(Tevbe-117)

Resul'e gelecek olursak.
Görevi sadece kendisine indirilen  vahyi tebliğ olan ve görevinde ihanet yapması mümkün olmayan  Resul için istiğfar dilemek söz konusu değildir.

Fakat Resul Allah'a karşı samimi bir şekilde tevbe edenlerin bağışlanmaları için yani kendilerinin  affedildiklerini ortaya koyan vahiy gelmesi için istiğfar eder.

Resülün istiğfar dilemesi, tamamen vahiy'le affedildiklerini göstermek içindir. 

"Biz her Resul'ü Allah'ın izniyle (iradesiyle) ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar  kendilerine zulmettikleri zaman (Tağut'a değil de)  sana (vahye)  gelmiş olsalardı. 

 Allah'tan bağışlanma  dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi (vahiy indirerek af edilmeleri için) Allah'ı ziyadesiyle affedici, merhamet edici bulurlardı)
( Nisa- 64)
 
"Onlara: Gelin, Allah'ın Resulü sizin için mağfiret dilesin denildiği zaman,  başlarını çevirirler ve sen onların büyüklük taslayarak  uzaklaştıklarını görürsün"
(Munâfikun-5)

Yani Resül'ün istiğfar etmesi, vahiy yoluyla onların affedilmelerini sağlamak içindir. 
Bu konunun üzerinde neden fazla duruyoruz? 

Çünkü tasavvuf ehli Nisa-64.âyetini istismar ederek, "Resül'ün istiğfar etmesinden" şeyhin rabıta ve hatmesine  yol açıyorlar. 

22-) SIDK: 
Sıdk kavramının, yani mutlak doğruluğun,  Kur'an'da, Allah, vahiy ve Resul bağlamında kullanıldığını görüyoruz. 

Allah için kullandığı âyetler. 
"De ki: Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise hakka yönelmiş olarak  İbrahim'in dinine tâbi olunuz. O, hiç bir zaman müşriklerden olmadı"
(Âli İmran- 95)

"... söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır"
( Nisa- 87)

"... söz verme ve onu tutma bakımından kim Allah'tan daha doğru olabilir"
( Nisa- 122)
 
Vahiy için kullandığı âyetler.
 "Doğruyu getiren ve onu tasdik edenler var ya, işte kötülükten uzak olanlar bunlardır"
( Zümer- 33)

"... Bu Kur'an uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden her şeyi açıklayan  bir kitaptır;  iman eden toplum için bir rahmet ve hidayettir"
( Yusuf -111)
 
Resul için kullandığı âyetler. 
(İşte o zaman) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu Rahman'ın vâdettiğidir.  Resuller gerçekten doğru söylemişler! derler"
(Yasin, 52) 

"Mecnun bir şair için biz ilahlarımızı  bırakacak mıyız?" derlerdi. Hayır o Resul gerçeği getirdi ve elçileri doğruladı"
( Saffat- 37, 38)

23-) İSTİ'SAM:
Kur'an'da "İsti'sam" "sığınma, himayesine girme, korunma"  kavramı da Allah ve vahiy bağlamında kullanılmıştır. 

Ancak Şia ve Ehli Sünnet âlimleri "i'tisam" kavramını bozarak ona  "sımsıkı sarılma" olarak meal vermişlerdir. 

Halbuki "İsti'sam" "Her türlü olumsuz inanç ve fikirden korunmak amacıyla vahye sığınma, kötülüklere karşı sığınılacak yer, sağlam yer" anlamına gelmektedir. 

Allah bağlamında kullanıldığı yerler. 

"Size Allah'ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resulü de aranızda iken nasıl inkara saparsınız? "Ve men ye'tasim billéhi" "Her kim Allah'a sığınırsa" kesinlikle doğru yola iletilmiştir"
(Âli İmran-101)

Yukarıdaki âyette bulunan "vemen ye'tasim billéhi" "kim Allah'a sığınırsa" dan maksat, Allah'ın kitabı  Kur'an'dır. 

Bu gerçek Âli İmran süresinin 103. âyetinde dile getirilmektedir. 
"Va'tasimu bihablillâhi cemian velé teferraku" "Allah'ın himayesine sığının sakın fırka fırka olmayın"
Diğer bir âyet şöyledir. 

"Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar.  Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın"

Ancak tevbe edip hallerinı düzeltenler, "ve'tasamu billéhi" "Allah'a sığınanlar" ve dinlerini yalnız Allah'a özel kılanlar başkadır. İşte bunlar gerçekten müminlerle beraberdirler  ve Allah müminlere yakında büyük bir mükafat hazırlamıştır"
(Nisa- 146) 

"Vahiy" bağlamında kullanıldığı âyetler. 

"Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a)  sımsıkı yapışın; fırka fırka olmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idinizde O, gönüllerinizi birleştirilmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. 
Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. işte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız"
( Âli İmran,  103)

"Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. "Vallâhu ye'simuke minennési"  "Allah seni insanlardan koruyacaktır" Doğrusu Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmez"
(Mâide-67) 

Yani onlara vahiy'den bağımsız olarak hidayet vermez. 
Hidayet bulmanın ve hidayete ulaşmanın tek yolu Kur'an'dır. 

Kur'an'da Allah, vahiy ve Resul bağlamında kullanılan kavramlardan veya Nebi ile Resul'ün arasında bulunan farklardan çıkan gerçek şudur.

Din ve hüküm olarak Allah ve Resulü'nden başka hiç kimseye mutlak itaat yoktur.
 Resul'ün vefatından sonra itaat sadece onun  dilinde hayat bulan ve ondan miras kalan Allah'ın âyetlerine  olacaktır.

Zaten vahiy ile Resul'ün misyonu arasında bir fark yoktur.

Hangi çağda yaşarsa yaşasın vahye itaat eden aynı zamanda Resul'e itaat etmiş olur.

Nebi (a.s) a  bile mutlak itaat emredilmemiştir. 
Çünkü Nebi(a.s) söz ver fiillerinde hata edebilir. 
 Hata eden kimseye mutlak itaat caiz olmaz.

Din ve hüküm olarak sadece vahye ve  onu dile getiren Resul'e itaat ve  ittiba edilecektir.

Vahiy ve Resul'den başka hiç kimseye uyulmaz. 
Beşer Resul on dört asır önce  vefat ettiğine  ve ona tâbi olunamayacağına göre, tâbi olunacak tek bir rehber kalıyor o da Allah tarafından indirilen kitap Resul yani vahiy'dir. 

Ancak vahye tâbi olan  sırat-ı müstakime ulaşır. Allah ve Resulü'nden başka hiç kimse haram kılamaz. 
 Kur'an'da bir şey haram kılınmamışsa yiyebilecek kimseler için sağlık açısından zararlı değilse o şey helaldir. 

Yüce Allah göndermiş olduğu  kitabın âyetlerini tafsil,  tasrif, tefsir ve tebyin edip  detaylı bir şekilde ortaya koymuştur. 
 
Resul (a.s) âyetlerin manasını açma, onları tefsir etme yani detaylandırma  yetkisi verilmemiştir. 

 Resul için kullanılan "tebyin"  "açıklama" (Nahl-44) "onu duyurma ve ilan etme" yani gizlememe anlamında kullanılmıştır.
Bunu da en güzel bir şekilde ortaya koyan Âli İmran 187.âyetidir. 
 Allah elçileri sadece Allah tarafından kendilerine indirilen vahyi tebliğ ederler. 

Allah Resullerinin vahyi tebliğ etmekten başka  görevleri yoktur.  

Ancak onlar vahyi  en güzel bir şekilde yaşayarak Allah'ın ahlakına sahip olduklarını ortaya koyan örnek şahsiyetlerdir.
 
Allah'ın elçileri sadece kendilerine gönderilen âyetleri okur eksiltme ve çoğaltma yapmadan insanlara ulaştırırlar. 

Yüce Allah, Resuller göndermeden dünya hayatında ve ahirete hiç kimseye azap etmez.

Ancak burada  ister istemez  şöyle bir gerçek ortaya çıkıyor. 

Hayatta olduğu sürece insanlar Beşer Resul'den, beşer Resul vefat ettikten sonra ise sadece  dilinde hayat bulan kitap'tan sorumlu  tutulmuşlardır. 

Yoksa beşer Resul ölümlü olduğu için ona bütün insanların ulaşması ve onunla  muhatap olmaları mümkün değildir. 

 İşte bundan dolayı son vahiy olan Kur'an kıyamet gününe kadar devam edecek kitap Resul kimliğine ve özelliğine sahiptir. 

Din ve hüküm olarak Allah tarafından indirilmeyen, Allah tarafından gelmeyen hak olamaz dolayısıyla  ona uyma zorunluluğu yoktur.
 
Kıyamet gününe kadar din ve hüküm olan sadece Allah'tan indirilen vahiy'dir. 

Din Allah'tan indirilendir. 
Dinin Allah'a özel kılınması gerekir.
 Resulullah (a.s) daha  hayatta iken din  Allah tarafından tamamlanmıştır. 

Bunun aksi inanç ve fikirler  Kur'an'a dolayısıyla  Allah'a karşı isyan ve  şirk olacaktır. 
Bakara 89. âyet ile 101. âyet vahiy ile Resul'ün arasında bir farkın olmadığını açık olarak ortaya koyuyor. 

Yani beşer Resul ile  kitab Resul aynı hakikati temsil ediyorlar.

Şimdi bu iki âyete dikkatli bir  şekilde göz  atalım. 

işte 89 âyetin metni "Velemmé céehum kitébun min indilléhi musaddikun limé maahum..."
"Kendilerine Allah katından yanlarında bulunanı tasdik eden bir kitap gelip de..."
 
101. âyet "Velemmé céehum Resulün min indilléhi musaddikun limé maahum..." "Kendilerine Allah katından yanlarında bulunanı tasdik eden bir Resul gelip de..."
 
Görüldüğü gibi âyetin başında bulunan metin aynı olmakla beraber, sadece kitap ve Resul kavramları yer değiştirmiştir.
24-) MÜBİN: 
Aynı şekilde "Mübin" kavramı da hem vahiy hemde Resul bağlamında kullanılmıştır. 
Vahiy için kullanıldığı âyetler. 

"Tâ. Sin. Bunlar Kur'an'ın ve  Mübin kitabın âyetleridir"
(Neml- 1)
"Mübin olan kitab-a andolsun ki..."
(Duhan- 2)

Resul için kullanıldığı âyetler. 
"Nerede onlarda öğüt almak ?  Oysa kendilerine gerçeği açıklayan "Mübin" bir Resul gelmişti"
(Duhan- 13)
(Ey Resul! ) De ki: Ben MÜBİN bir uyarıcıyım"
(Hicr-89)
"Doğrusu bunları da atalarını da kendilerine Hak ve onu açıklayan Mübin bir Resul gelinceye kadar onları geçindirdim"
(Zuhruf, 29) 

 Yani vahiy ile Rasul aynı şeydir. 
 Allah'ın elçileri sadece Allah tarafından indirilen vahyi  anlatır ve onu tebliğ ederler. 

Nebi'lerin özel hayatlarında  konuştukları şeyler din ve hüküm değildir. 

 Dolayısıyla Nebi'nin sözleri hiçbir zaman ümmeti bağlamaz. 

 Allah, vahiy ve Resul bağlamında kullanılan daha bir çok kavram mevcuttur.
Mesela:
Ültimatom: 
 "Allah ve Resulü'nden kendileriyle anlaşma yapmış olduğunuz müşriklere  bir ihtar bir (ültimatom!)"
(Tevbe- 1)
 
Meydan okuma:
"Allah'a ve Resul'üne meydan okuyanlar işte onlar aşağıların en  aşağısındadırlar"
(Mücadele-20)
 
Galip olma, galip gelme:
"Allah: Elbette ben ve Resullerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir"
( Mücadele- 21)

 Enfal ve ganimetler:
 "Sana cihattan gelen ganimetler hakkında soruyorlar. 
De ki: 
Cihad'ın bahşettiği bütün gelirler Allah'a ve Resulüne aittir. Şu halde Allah'a karşı sorumluluk bilincinde  olun ve aranızdaki ilişkiyi düzgün tutun! 

Birde Allah'a ve Resulüne itaat edin. Eğer gerçekten hakkıyla iman etmiş  olduysanız" 
(Enfal- 1)

 "Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara  aittir"
(Enfal-41)

23-) KERİM: 
Allah, vahiy ve Resul bağlamında kullanılan kavramlardan biri de "Kerim" kavramıdır. 
 Allah bağlamında kullanıldığı âyetler.

"Ey insan! seni Kerim olan Rabbine karşı aldatan nedir?
( İnfitar-6)
" ...Şükreden ancak kendisi şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, benim rabbim gani ve Kerim olandır"
(Neml- 40)

Vahiy bağlamında kullanıldığı ayetler.
"Şüphesiz bu Kerim bir Kuran'dır"

( Vakıa- 77)
"Resul bağlamında kullanıldığı âyetler.

"Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de  imtihan etmiştik. 
Onlara: Allah'ın kulları! 
Bana gelin! Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir Resulüm diye davette bulunan "Kerim" bir Resul gelmişti"
 (Duhan- 17, 18)

"Şüphesiz Kur'an Kerim bir Resulün sözüdür" (Hakka, 40)

24-) SIRAT-I MÜSTAKİM: 
Sırat-ı müstakim Allah ile vahiy bağlamında kullanılan bir kavramdır. 
 Allah için kullandığı ayet.

"Ben benimde Rabb'im  sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandım,  çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, boyunu O'nun elinde olmasın. 

"...Şüphesiz Rabbim sırat-ı müstakim üzerindedir"
 (Hud, 56) 

Yüce Allah'ın sırat-ı müstakim üzerinde olduğunu beyan etmesi,  bütün fiillerinin bir hikmete bağlı olması, ancak hakkı söylemesi, keyfi hiçbir şey yapmaması,  yaptığı her işte maslahat, rahmet ve adaletin bulunduğunu ifade eder.

Rahmân ve Rahim olan Allah'ın yarattığı her şeyde ince bir ayar ve hassas bir denge gözetmesi anlamına geliyor. 

Dolayısıyla Yüce Allah fiil ve sözlerinde yani Resullere göndermiş olduğu vahiy'lerde hep hak, hidayet, rahmet  ve sırat-ı müstakim üzerindedir. 

Kullarına asla haksızlık etmez her türlü zulümden uzaktır. 
Göklerde, yerde ve bütün eşyada O'nun rahmeti tecelli eder.
 
Yüce Allah yarattığı her şeye aynı zamanda hayatını sürdürebilecek hidayetini de  vermiştir.

Akıl ve fikir sahibi  insana Resuller vasıtasıyla vahiy, akıl ve tefekkürden yoksun olan varlıklara da içgüdüsel bir yetenek vermiştir. 
 
Kur'an'da sırat-ı müstakim tamlamasına baktığımızda bazen sırat yerine "hüden" "hidayet" kavramı da gelmektedir.

Demek oluyor ki, Allah'ın yarattığı her şeye aynı zamanda bir hidayet, bir yol ve bir yön tayin  etmiştir.

"...Sen Rabbine davet et. Zira sen, hakikaten  hidayet olan mustakim bir yol üzerindesin"
 (Hac, 67)

Dolayısıyla Allah elçilerinin davet ettikleri dinin bir diğer adı da sırat-ı müstakim'dir.

"Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise sadece ona ona kulluk edin. İşte bu sırat-ı müstakim'dir"
(Meryem-36)

"Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur'an'ın) hakikaten Rabbin  tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar,  bu sayede kalpleri huzur ve itminana kavuşsun.

 Şüphesiz ki Allah, iman edenleri kesinlikle sırat-ı müstakime yöneltir"
( Hac-54)

"Size Allah'ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resulü de aranızda iken nasıl inkara saparsınız? Her kim Allah'a sığınırsa kesinlikle sırat-ı müstakime  iletilmiştir"
(Âli İmran-101) 

Yukarıdaki ayette bulunan sisteme dikkat etmek gerekiyor. 

"Allah'ın âyetleri, Allah Resulü, Allah'a sığınma ve sırat-ı müstakim" 

"Rabbimiz! ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Biz sırat-ı müstakime hidayet eyle"
( Fatiha- 5 ,6)

Son vahyin sisteminde Nebi'nin ailesi,  haysiyet ve şerefi koruma altında olmakla beraber sözleri Resul gibi bağlayıcı değildir. İnsanlar sadece Allah tarafından indirilen vahiy ile sorumlu tutulmuşlardır. 

Tek doğru yol, hidayet, rahmet, hak, nur, adalet, sırat-ı müstakim olan sadece Allah tarafından indirilen Kur'an'dır. 
Dolayısıyla kiyamet gününe kadar  dâvet, uyarı ve ikaz sadece Kur'an ile olacaktır.(ALI Aydın)
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x