Olmayan Eğitimin Sistemi Üzerine…

19 Kasım 2017 Pazar 17:22

Halil Konuşkan, Türkiye'nin son yıllardaki en önemli meselelerinden biri olan Eğitim Sistemi üzerine görüş bildirdi. Eğitimin milli bir açıdan ele alınması gerektiğini belirten Halil Konuşkan, her şeyden önce sistemi kuranların kendilerini Türk toplumuna ait hissetmesinin gerektiğini ifade etti.

Olmayan Eğitimin Sistemi Üzerine…
 Toplumumuzun bireyleri ya okula giden çocuklara, ya torunlara ya da yeğenlere sahip oldukları için eğitim halkımızın büyük çoğunluğunu ilgilendiren bir konu olarak karşımızda duruyor.

Bu gün duayen eğitimci Sakin ÖNER’in Kocaeli Aydınlar Ocağı bünyesinde verdiği konferansa katıldık. Onu dinlerken son yıllarda allak bullak olan eğitim sistemimiz gözümüzün önünden geçti. Konferansın sonunda kendisine “Son 12 yılda tekrar tekrar eğitim sistemimizin değiştiğini söylediniz. Acaba dünya da bu kadar sık değişen eğitim sistemi ve eğitim uygulamalarının başka örneği var mı?” diye sorduk. Kendisinden “ben hiç böyle bir bilgiye rastlamadım” cevabını alınca aklımıza şunlar geldi; demek ki muz cumhuriyetleri dahil olmak üzere kabile mantığı ile yönetilen başka ülkeye rastlanmamış. Kahrolmamak elde değil.


Biz de düşünmeye başladık. Acaba niye devletler ikide bir eğitim uygulamalarını değiştirmezler? Değiştirmezler, çünkü; her toplum kendi bünyesine uygun bir mantık ile eğitimi şekillendirir, yapılandırır ve nüanslar haricinde bu mantıkta değişime gitmezler.


Sağduyulu devlet yönetimleri her toplumun kendi bilinci, mantığı ve dünyaya bakışı olduğunu bilerek, ona göre kendi düşünürlerinden ilham alarak eğitim ile ilgili adımlarını atarlar.


Eğitim düşünmekle ilgili olduğuna göre, kendimize şu soruyu soralım; içimizden düşünürken neyi kullanırız? Tabi ki anadilimizi kullanırız. Herkes rüya gördüğü dil ile anadili ile yani annesinden öğrendiği dil ile düşünür. Bu dilinde bir mantık kalıbı vardır. Her millet dünyaya anadilinin mantık kalıbı ile bakar. Her milletin düşünürleri de bu kalıp ile düşündüklerinden dolayı düşüncelerini kendi milletlerinin zihin yapısından hareketle oluştururlar.


Bu olguyu çok iyi bilen Almanlar, eğitim sistemlerini Emanuell Kant’ın düşünceleri etrafında inşa etmişlerdir.  Kant’ın kendi oluşturduğu “ödev ahlakı” düşüncesine göre, toplumun bireyleri vatandaşlık ödevi ile yükümlüdürler.


İngilizler deneyci bir zihne sahiptirler, deneyci düşünürlerde İngilizler arasından çıkmıştır.  İngiliz eğitimi John Locke ve David Hume gibi düşünürlere göre şekillendirilmiştir.


Amerikalılar pragmatist (Faydacı) bir mantıkla dünyaya bakarlar, İngilizlerle yakın düşünmeleri aynı dili kullanmaları ile yoğun ilişki içerisindedir. Amerikan eğitim sistemi ise faydalı bilgileri bir alet olarak nesnel hayata uygulamak şeklinde özetlenecek olan John Dewey’in “entrümantalizm” (aletçilik) düşüncesine göre şekillendirilmiştir. Amerikalılar, John Dewey’in aletçi-faydacı düşüncesini eğitime uygulamış Amerikalılar % 2,5 dolayında olan zeki çocuklarını özel eğitime tabi tutup, diğerlerine kısa ve yeterli bilgiyi vermekle yetinmeyi seçmişlerdir. Faydacılıkları o kadar öne çıkar ki, % 2,5’a beyin göçü ithalatını da eklemişler ve bizim gibi eğitim beceriksizliğinin uygulandığı ülkelerden üstün zekalıları çekip almışlardır.


Peki, biz ne yapmalıyız?  Devleti kuran mantığın düşünürü Ziya GÖKALP’i ve diğer düşünürlerimizi anlasak, eğitime onların zihninden baksak, yetecektir.


Ancak, bunun için kendisi Türk toplumuna ait hissetmek gerekecektir. Kendisini ne olduğu kendinden menkul “Tek Millet”e ait hissedenlerden bir cacık olmayacağını zaten gördük, görüyoruz. Öyle ki, “Tek millet” diye bir millette olmadığından dolayı bunların zihninin arka planını ya derin uzayda ya da tarih öncesinde aramamız gerekecektir.

Halil Konuşkan



Yorum Gönder

@name x