ÜLKÜCÜ BABANIN İKİ EVLAT HAYALİ!

10 Temmuz 2019 Çarşamba 13:44

ODTÜ yurdunda kalan oğlum Oğuz Kaan'ın bavullarını ve eşyalarını almak için dün saat 10.00 civarında, Balgat tarafındaki kampüs A4 Kapısına gittim ve kapıya vardığımda girişin; Çevik Kuvvet kontrolünde Tomarlarla kapatıldığını gördüm... Danışmaya gidip durumu açıklamaya çalıştıysam da; görevli personelin; "kesin emir var içeriye kimseyi alamıyoruz" reddi ile birlikte kapıdan ayrılmak zorunda kaldım...

ÜLKÜCÜ BABANIN İKİ EVLAT HAYALİ!
 ODTÜ yurdunda kalan oğlum Oğuz Kaan'ın bavullarını ve eşyalarını almak için dün saat 10.00 civarında, Balgat tarafındaki kampüs A4 Kapısına gittim ve kapıya vardığımda girişin; Çevik Kuvvet kontrolünde Tomarlarla kapatıldığını gördüm... Danışmaya gidip durumu açıklamaya çalıştıysam da; görevli personelin; "kesin emir var içeriye kimseyi alamıyoruz" reddi ile birlikte kapıdan ayrılmak zorunda kaldım...

Tam umutsuzluk içerisinde gerisin geriye dönerken, birde; Bilkent tarafından sürekli giriş yaptığım A7 Kapısından şansımı denemeye karar verdim... Ancak oraya vardığımda da yine aynı manzara ile karşılaştım... Orada da danışmaya vararak durumu arz edip yardım istedim... Onlardan da aynı cevabı aldım ancak ısrarım üzerine durumun ciddiyetini anlayan personelin yardımı ile kampüse girebilmeyi başardım...

İçeri girdiğimde ise karşılaştığım manzara karşısında şaşırmadım desem yalan olur... Üniversite kampüs girişinde herkesin didik didik arandığı yetmiyormuş gibi burada da her yerde polis kontrolöründe adeta kuş dahi uçurtulmuyordu... 

Nedenini sorduğumda ise; Kavaklık denilen mevkii de KYK tarafından ağaçlar kesilerek yapılacak olan yeni yurt binasına karşı öğrenciler tarafından yapılan protestoya karşı alınan güvenlik tedbirleri olduğunu öğrendim...

Ve bu gördükleri karşısında küçük oğlum Metehan'ın; “Bu görüntü bile abimin Almanya'ya gitmesi için yeter de artar bile" sözleriyle bir suskunluğa dönüştü... 

Geçen yıl girmiş olduğu üniversite sınavlarında aldığı yüksek puanla Hukuk Fakültelerine girmeye hak kazanan Metehan; bir bürokrat olarak şahsımında yaşadığı haksızlık ve hukuksuzluklar neticesinde  ve de bir aile ferdi olması hasebiyle bu yaşananların kendisine de olumsuz sirayetinden dolayı oluşturduğu yargı nedeniyle olacak ki, benim; tercihini Hukuk Fakültesinden yana kullanması yönünde ki telkin ve yönlendirmelerimi reddederek, “AKP iktidarı güdümünde ki Türkiye'de hukuk denen bir şeyin kalmadığını ve kendisinin lisans eğitiminden sonra yüksek lisans için yurtdışına gideceğini ve de amacının yurtdışında yaşamak olduğunu ve dolayısıyla hukuk okuduğunda böyle bir şansının olmadığını" belirterek, tercihini tam burslu olarak Bilkent Üniversitesinde okumaktan yana kullanmıştı...

Aynı Metehan; mezun olmasıyla birlikte, bir çok stratejik kurumdan iş teklifi alan ve hatta o kurumlardan birinin bölüm başkanının bizatihi okula gelerek ikna etmeye çalıştığı abisi Oğuz Kaan için de; “Bu görüntü bile onun yurtdışına gitmesi için yeter bir sebep” diyordu... Zira abisi Oğuz Kaan Yüksek Lisans için başvurduğu Almanya Frayburg Üniversitesinin iki bölümünden birden burslu olarak kabul almış ve hatta gitmek için 1 Ağustos tarihine uçak biletini dahi almıştı... Ancak iş teklifinde bulunan kurumların ısrarı ve sunduğu imkanlar karşısında da bir ikilem süreci yaşıyordu...

İki oğlumun isimleri olan; Oğuz Kaan ve Metehan’dan da anlaşılacağı üzere bir Türk Milliyetçisi olan şahsımın en büyük arzusu; çocuklarım olan Oğuz Kaan ve Metehan'ın Türk olarak Başbuğ Atatürk'ün izinde Türkiye Cumhuriyeti ve Türklüğe hizmet etmeleri idi... Ancak ülkemin içinde bulunduğu yönetimsel şartlar benim bu idealimi gerçekleştirmenin önünde büyük bir engel olarak duruyor ve kendi çocuklarımı dahi bu konuda ikna edememenin çaresizliğini yaşıyordum... 

İşte kafamda ki bu düşünceler içerisinde aklım bir anda, daha bir hafta önce burada yaşanan mezuniyet törenine gitti...

Var olan zekalarını, özgün kişilikleri ile birleştirerek yarattıkları mizah ile tüm Türkiye'yi  kendilerine hayran bırakan ve günlerce Sosyal Medyanın gündemi olan ODTÜ gençliğini yapılan törende çıplak gözle izlemem benim için ayrı bir kıvanç vesilesi olmuştu...

Herkesin aksine, her zaman ümit var olduğum gençlik işte burada ve Mustafa Kemal Atatürk'ün çizdiği yolda, gösterdiği ilkeye durmadan, bıkmadan ve boyun eğmeden yürüyordu... Bu yürüyüş kutlu ve aydınlık Türkiye'nin yarınlarıydı...

Ancak bu yürüyüşten hoşnut olmayan ve cemiyet yerine; cemaati, liyakat yerine; biatı,  medeniyet yerine; taassubu, derinlikli özgür düşünce yerine; kendi ürettikleri sığ düşünceyi önceleyen bir düşünce hakimiyeti vardı bu ülkede...

Ne yazık ki bu hakim düşünce, demokrasinin vazgeçilmezi ve en temel değeri olan KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİNİ kendi bekasının karşısında en büyük tehdit olarak görmüş ve bunları; siyasete vesayeti bahanesi ile hepsinin özerk yapılarını değiştirip, dönüştürerek tahakkümü altına alma cihetine gitmiş ve bunda da büyük oranda başarılı olmuştu...

Muhalefette iken, özgürlükçü olmadığı gerekçesi ile YÖK'e karşı çıkıp kaldırılması gerektiğini söyleyen, ancak iş başına geldiğinde, kaldırmak bir yana, atadığı; intihalci ve kifayetsiz ve bir o kadar da biatcı ve beceriksiz sözde bilim adamları denilen YÖK Üyeleri ve Rektörler güdümünde, üniversitelerin var olan özgürlükçü yapısını da tamamen yok eden bu anlayış, ODTÜ de tam olarak hakimiyet kuramamanın sancı ve sıkıntısını yaşıyordu ve bu değişim ve dönüşümü sağlaması için atanan Rektör'de bunu yapamamanın sıkıntısını içerisindeydi...

Ve bu sıkıntı; protestolardan çekindiği için bu kişinin, Rektörü olduğu üniversitenin mezuniyet törenine katılıp, diploma takdim edemeyecek kadar ileri safhadaydı ve bu görevini Rektör Yardımcısına yaptıracak kadar acz içerisindeydi... Ancak bu kaçış, törenin başlamasıyla ile birlikte onun dakikalarca protesto edilerek istifasının istenmesine engel olamıyordu...

Bu protestolarla birlikte arkadan bir pankart açılıyor ve merakımla birlikte başımı çevirdiğimde, dakikalarca kulaklarımı tırmalayan bu protestonun altında yatan sebebin; ODTÜ DE KYK İSTEMİYORUZ pankartında yattığını görüyordum...

Evet iktidara geldiğinden beri; yol yaptık, kavşak yaptık, köprü yaptık, tünel yaptık, ev yaptık, inşaat yaptık diyerek kendine karşı olan her türlü düşünceyi bu gerekçeler altında absorbe eden ve hatta üniversitelerin tamamına yakınında; kampüs içinde yaptığı yollar, binalar, derslikler, yurtlar ve sosyal tesislerle öğrencilerini susturarak düşünce ve yönetim olarak ele geçiren hükümet, bu kez nesnelden ziyade öznele, betondan çok tabiata, maddeden çok bilgiye önem veren ODTÜ'nün entelektüel birikimine takılıyor ve yine bunu da maddeci düşüncesiyle diğer üniversitelerde yaptığı gibi öğrencilere konforlu yurtlar yapmak sunusuyla aşmaya çalışıyor ancak ODTÜ gençliği tercihini konfordan yana değil özgün üniversite ve özgür düşünce ve de nitelikli öğrenimden yana kullanıyordu...

İktidarında sürekli olarak havuç ya da sopa stratejisini uygulayan AKP; öncelikler herkesi havuçla kontrol altına alma cihetine gitmekte, havuçla kontrol altına alamadığı kendisine karşı olan ve biat ettiremediği her türlü kurum, kuruluş ve hatta kişileri düşman sathına yerleştirip elinde bulundurduğu devletin kahredici gücüyle ezerek yok ediyordu...

İşte var olan bu görüntü de; size konforlu beş yıldızlı yurt yapacağım diyerek havuçla kontrol etmeye çalıştığı ODTÜ gençliğini; bunun o gençlik tarafından reddedilmesiyle bu kez sopayla tahakküm altına almaya çalışılmasından ibaretti...

Oysa ki İktidara geldiğinden beri kendini hükümette tutacak nicel çoğunluğa odaklı AKP, bu biat kültürüne dayalı oluşturduğu yapısı ile; düşünüp, soran, sorgulayan kişileri bünyesinde barındırmadığı için kendi gelişmesine ve geleceğine de adeta kast etmiş ve en nihayetin de bu yapısıyla, nicel çoğunluğu da elinde tutamaz duruma sürüklenmiştir... Bu duruma sadece  kendi sürüklense iyi... Ne yazık ki ülkeyi de kendi kaderine ortak etmiştir...

Netice olarak hangi parti ve kim olursa olsun, bu ülkeyi yönetenler şunu iyi bilmelidir ki; hem kendi varlıklarının bekası hem de ülkenin bekasını koruma görevi; soran, sorgulayan ve bu yapılarıyla, düşünen ve gelişen bir beyin olarak yüksek kalitede teknoloji üreten gençliktedir... Sonuçta dünyanın gelişen ülkeleri ile de ancak böyle bir gençlik eliyle rekabet edilebilinir ve ancak böylelikle bu ülkenin bekası daim kılınabilinir... 

İşte bu sebeple Mustafa Kemal ATATÜRK demiştir ki; “BÜTÜN ÜMİDİM GENÇLİKTEDİR.” 

O yüzden ülkeyi yönetenlerin en asli ve birincil görevleri de; ülkenin geleceği olan bu gençliğe yatırım yaparak onlara fırsatlar tanımak, onları cemaatler ve bunların yönettikleri vakıfları eliyle uysal koyuna çevirmek yerine,  özgün ve özerk üniversite ve eğitim kurumlarında, özgürlükçü bir düşünce ile öğrenim görmelerini sağlamak olmalıdır... 

Ve en önemlisi! 
Beyin göçünü engellemek ve düşünsel zenginliğimiz olan nitelikli bu gençlerimizi elimizde tutmak için; farklılıklarını yok etmek yerine onları destekleyerek bunlardan bir düşünce sentezi yapılmalı ve de bu sentezle kendimize özgü spesiyal bir vizyon yaratılarak dünyanın lider ülkeleri arasında yerimizi almalıyız... 

Mehmet Sevinç
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x