Ekonomik Krizden Nasıl Çıkarız -2-

27 Haziran 2019 Perşembe 12:56

Alınan ekonomik kararların arkasındaki hukuki, toplumsal, siyasi gerekçeler bilinmeden ve bu kararların genel, objektif ve hukuki saik ve teminatları ortaya konulmadan, toplum veya ekonomik aktörler tarafından kabul edilmesini bekleyemeyiz. Bu sebeple siyaseten toplumu temsil eden siyasi yapılar kadar, bu kararlara muhatap olacak ekonomik sektör ve kesimlerin de en geniş anlamda mutabakatını aramak ve ortak akıl mekanizmasını işletmek zorunludur.

Ekonomik Krizden Nasıl Çıkarız -2-
Yazımızın ilk bölümünde anlatmaya çalıştığımız gibi, karşılaştığımız EKONOMİK KRİZDEN çıkış için, 1-Demokratik yolların, 2- Otoriter yönetim biçimlerinden birini seçmek zorunda olduğumuzu ve mevcut şartlar altında "demokratik yolun" seçilebilmesi için gerekli ön şartların neler olduğunu anlatmaya devam ediyoruz. 



Her ne kadar Prof.Dr. Asaf Savaş AKAT, hukuk devleti ve demokratik usul ve esasların gerekliliğini "ekonomik krizden" çıkışla izah etmeyi ayıp bulsa bile, biz bu ahlâki tartışmaya girmeksizin; hukuk ve demokrasiyi medeni bir millet olarak Türk milletinin de fazlasıyla ve hiç bir ön şarta tabi olmaksızın hak ettiğini ifade ederek, EKONOMİK KRİZDEN çıkış kapsamında da bu hususu irdelemeye devam etmeliyiz. 



Aklı başında bütün ekonomistlerin veya sosyal bilimcilerin mutabık olduğu üzere, bir toplumun içinde bulunduğu objektif şartları, siyasi eğilimleri, duygu, düşünüş biçimleri ve bütün değerler sistematiği dikkate almaksızın, tamamen "teknisyenlik" faaliyeti düzeyinde, "döviz, faiz, borsa" üçgenine sıkışmış ekonomik tedbirlerin hiç bir işe yaramayacağını ve sonuç vermeyeceğini biliyoruz.



Alınan ekonomik kararların arkasındaki hukuki, toplumsal, siyasi gerekçeler bilinmeden ve bu kararların genel, objektif ve hukuki saik ve teminatları ortaya konulmadan, toplum veya ekonomik aktörler tarafından kabul edilmesini bekleyemeyiz. Bu sebeple siyaseten toplumu temsil eden siyasi yapılar kadar, bu kararlara muhatap olacak ekonomik sektör ve kesimlerin de en geniş anlamda mutabakatını aramak ve ortak akıl mekanizmasını işletmek zorunludur. 



Bu vesileyle bir örnek vermek gerekirse, Türk Bankacılık sisteminde 14 Haziran itibariyle döviz mevduatlarının toplamı, toplam mevduatın %56'sına çıkarak son altı ayda yeni bir rekorla, 184,7 milyar $'a çıktı. En yüksek artış oranını da "faizsiz" bankacılık yapan "Katılım bankalarında" gördük. Görüldüğü üzere partiliniz bile olsa, demokratik bir mutabakata, hukuki güvenceye ve geniş bir inandırıcılığa dayalı olmayan tedbir veya çağrılarla, siyaseten ikna etseniz bile ekonomik aktör olarak iknâ edemediğiniz bir kitleyle karşı karşıyasınız. 



İlk bölümde vurguladığımız üzere, demokratik yollarla "EKONOMİK KRİZDEN" çıkmak istiyorsak, öncelikli olarak değişik siyasi ve toplumsal kesimlerin demokratik mekanizmalarla ve hukuk güvenliğine kavuşturulmuş mutabakatlarına ihtiyaç bulunmaktadır. 



Yine bu hususta bir örnek verecek olursak, krizden çıkış için son çare olarak IMF'ye gitmek ve 60-75 milyar $ taze kaynak bulunması tartışılırken, sadece 2018 yılında Türk vatandaşlarından, Dünyada 4.sırayı alacak şekilde, 4.140 DOLAR milyonerinin yurt dışına çıktığını, aynı şekilde 257 bin vasıflı vatandaşımızın ülkeyi terk ettiğini ve sadece Londra'da bu insanların 5.000 civarında konut satın aldığını hatırlatmalıyım.



IMF cenderesi altına girmek yerine, ne yapmamız gerektiği ortadadır; Kuvvetler ayrılığına dayalı, demokratik hukuk devleti kuralları içinde, rasyonel kararlar almak ve işleyen kurumları inşa etmek, işçisinden, iş adamına kadar her kesimi hukuk güvencesi altına almak, ekonomideki kaynak israfını önleyecek şekilde piyasanın hukuki rekabet koşulları içinde çalışmasını sağlamaktır. 



Kamu kaynakları hâlâ servet ve zengin olmanın yegâne yolu olarak sıkı sıkıya muhafaza ediliyorsa, o ülkede "rekabete dayalı piyasanın" varlığından ve hukukun işlediğinden kimse bahsedemez. Böyle bir alt yapının bulunduğu bir ülkede IMF'den bulduğunuz yeni kaynakta ancak bu YANAŞMA DÜZENİNE zaman kazandırır ve geleceğimizi daha fazla ipotek altına almış olur.



Yine bir örnek verelim, hükümet defalarca "kaynağını sormayacak şekilde ve %0,01 gibi düşük vergi uygulamalarına" gitmesine karşın, yurt dışında bulunan döviz sahiplerini iknâ edemediler. Kendi vatandaşınız bile olsa "hukuk ve demokrasi" güvencesi konusunda ciddi zaafiyetleriniz varsa, kimseyi ikna edemezsiniz. 



Elimizde bilimsel bir veri bulunmamakla birlikte; bankalarda bulunan 184 milyar $'ın yanında, sistemde gözükmeyen yani "yastık altında" 50-60 milyar $'lık bir döviz mevcudunun, yurt dışında ise yaklaşık 100-120 milyar $ civarında kaynağın bulunduğunu ifade edebiliriz.



İlk bölümde yazdık, devletin üç temel fonksiyonu kapsamında bulunan YASAMA, YARGI VE YÜRÜTME bütünüyle TEK ADAM iradesine tabi kılınmışsa, o ülkede demokratik yollarla krizden çıkış programlarının olmazsa olmaz şartları bulunmamaktadır. 



Bütün bu sebeplerle, daha somut bir şekilde rakamlarla ekonomik krizden nasıl çıkarız konusundaki bölümlere geçmeden önce ve "OTORİTER BİR YÖNETİM" yoluna düşmemek için, bütün siyasi yapıların, sivil toplumun, meslek örgütlerinin ve geniş toplum kesimlerinin, hiç değilse 4 yıl sonra yürürlüğe girecek ve önümüzdeki 4 yılı ise bir "geçiş dönemi" olarak göreceğimiz bir anayasa değişikliğinin şart olduğunu dile getirmesi gerekmektedir. 



Tabi ki, bu görev ilk olarak parlamento da grubu bulunan siyasi partilerimize düşmektedir. Bu anlamda, mevcut iktidarın risk algılarını karşılayacak şekilde ve ekonomik kriz konusunda elini taşın altına koymaya hazır olunduğu peşinen ilân edilerek, kamuoyu desteğini arkalarına almaları gerekecektir. 



Aksi hâlde içinde bulunduğumuz mevcut bu durumun vahameti, siyaset sınıfının konum ve statülerini korumak kaygısıyla görmezden gelinirse, bütün siyasi aktörlerin top yekün tasfiyeye hazır olaması gerektiğini hatırlatmalıyız. 



Çünkü; Kim ne yaparsa yapsın, tarihin akışı, sosyolojinin kanunları ve sosyal değişmenin süreçleri işlemeye devam ediyor...Hayatın renkliliği ve çoğulculuğu rasyonel bireyler olmamızın önünü açıyor...


BU DEĞİŞİMİ FARK EDEMEYEN VE GEREĞİNİ YAPAMAYANLAR KAYBEDECEK ! 



Temenni ve beklentilerim farklı olsa bile, SİYASET KURUMUNU temsil eden aktörler, kendi konum ve statülerini ön planda tutarak uzlaşamayacaklar. Bütün taraf ve kesimlerin ortaklaşa elini taşın altına koyması dışında, başka da bir çözüm yolu olmadığından, ödenecek bedellerin ve ortaya çıkacak mağduriyetlerin sonucu olarak, "siyaset sınıfı" bütün aktörleriyle birlikte top yekün tasfiye olacak. "Bu tasfiye nasıl olacak" sorusunun cevabını ise yaşayacağımız gelişmeler gösterecek..! ( Devam edecek...)



Baki selamlarımla...



Rubil GÖKDEMİR
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x