24 KASIM'IN 93. YILINDA CUMHURİYET’İN EĞİTİM VİZYONU VE ÖĞRETMEN

24 Kasım 2021 Çarşamba 12:58

24 Kasım, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Aziz Atatürk’ün, Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul buyurdukları günün 93. Yıldönümüdür. 24 Kasım, 1981 Atatürk’ün 100. Doğum Yılı'nda Öğretmenler Günü olarak kabul edilmiştir. Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliği görevini kabul ettiği gün olan 24 Kasım, 1981 Atatürk Yılı'nda Öğretmenler Günü olarak ilan edildi. 24 Kasım, öğretmenlerin onur günüdür.

24 KASIM'IN 93. YILINDA CUMHURİYET'İN EĞİTİM VİZYONU VE ÖĞRETMEN
24 Kasım,  Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Aziz Atatürk’ün, Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul buyurdukları günün 93. Yıldönümüdür. 24 Kasım, 1981 Atatürk’ün 100. Doğum Yılı'nda Öğretmenler Günü olarak kabul edilmiştir.  Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliği görevini kabul ettiği gün olan 24 Kasım, 1981 Atatürk Yılı'nda Öğretmenler Günü olarak ilan edildi. 24 Kasım, öğretmenlerin onur günüdür. 


Öğretmenler Günü, öğretmenin toplum hayatındaki ve geleceğindeki yerini ve önemini vurgulamak, aramızdan ayrılan öğretmenlerimizin aziz hâtıralarını yâd etmek, emekli öğretmenlerimizin hizmetlerinin hiçbir zaman unutulmayacağını belirtmek amacıyla ihdas edilmiştir.


Gazi Mustafa Kemal Atatürk, çocukluk ve öğrencilik hayatı hariç, Cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar geçen  ömrünü savaş meydanlarında geçirmiştir. Bir tümen komutanı olarak katıldığı Çanakkale Savaşlarında Anafartalar ve Conkbayırı’nda dönemin en güçlü devletleri İngiltere, Fransa ve İtalya’nın ordularına, donanmalarına ve en modern silahlarına karşı kazandığı zaferle “Anafartalar Kahramanı” olmuştur. Çanakkale Zaferi, Türk milletinin müstakbel kurtarıcısı Mustafa Kemal’i tanımasını sağlamıştır. O da savaş meydanlarında Türk milletinin hasletlerini, vatan ve millet sevgisini, bu değerler uğruna yapabileceği fedakârlıkları görmüş ve tanımıştır. 


Osmanlı devleti, I. Dünya Savaşı’nın sonunda müttefikleri ile birlikte mağlup sayılmıştır. İstanbul başta olmak üzere vatanımızın üçte ikisi işgal devletleri ve onların himayesindeki Yunanlılar tarafından işgal edilmiş, orduları dağıtılmıştır. Millet, uzun yıllar süren savaşlar nedeniyle harap, bitap ve yoksul durumdadır. Hürriyet ve istiklâlini tamamen kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır.


Mustafa Kemal,  19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarken şu iki konuda kesin kararlı ve inançlıydı. İlk olarak Türk milletinin hürriyet ve istiklâlini kazanma ümidini yeniden uyandırarak Türk vatanını kurtarmak, sonra da yıkılması mukadder olan Osmanlı devletinin yerine yeni bir Türk devleti kurmak. Bu düşünce ve inançla “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyerek yola çıktı. “Ya istiklâl, ya ölüm!” diyerek adım adım özgürlük ve bağımsızlık hedefine doğru ilerledi. Kurtuluş yolunda ilerlerken kurulacak devletin iki ayak üzerinde güçlü bir devlet olacağına inanıyordu. Biri eğitim, diğeri ekonomi.   


Atatürk, bu sebeple bir taraftan “Asker ordusu” ile düşmana karşı Kurtuluş Savaşı verirken, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri devam ederken, bir taraftan da 15-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da, 1. Maarif Kongresi’nde "Maarif ordusu" dediği öğretmen ve eğitim yöneticilerini toplamıştır. 180 eğitimcinin katıldığı bu kongrede, savaştan sonra kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’nin milli eğitim ve kültür politikaları ana hatlarıyla tartışılmış, geleceğin eğitimli Türk toplumunun nasıl oluşturulacağının programları yapılmıştır.
1.Maarif Kongresi sonucunda şu kararlar alınmıştır: “Yeni nesle tüm ömürlerinde başarı sağlayacak çok yönlü bir eğitim sistemi oluşturulacaktır. İhtiyacı olan kişiye ihtiyacı olan eğitim verilecektir. Kızlara ev işleri hakkında eğitimler verilecektir. Ayrıca imparatorluk varisi olan bu vatanda, değişik coğrafyalardan ve değişik etnik etnik kökenlerden gelen insanımızın millî kimliğini kazanması eğitim yoluyla sağlanacaktır ”.


Atatürk, 1. Maarif Kongresi ardından daha Cumhuriyet kurulmadan, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında  İzmir’de 1. İktisat Kongresi’ni toplamış ve kazanılan zaferden sonra yeni Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığının nasıl sağlanacağı tartışılmış, yeni Türk devletinin ekonomi politikasının ana ilkeleri belirlenmiştir.


Atatürk’ün, 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra yaptığı ilk icraatlardan biri, dört ay sonra 3 Mart 1924 tarihinde 430 kanun numarası Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası)’nun  kabul edilmesini sağlamıştır. Böylece geleneksel eğitim kurumları ile modern eğitim kurumlarının oluşturduğu paralel yapı ve çok başlılık sona erdirilmiştir. Bu yasa ile ülkedeki bütün eğitim kurumları Maarif Vekaleti’ne (Millî Eğitim Bakanlığı’na) bağlanmıştır.


1923-1924 eğitim-öğretim yılında Türkiye’nin nüfusu 12 milyondur. Bu nüfusun erkeklerde yüzde 7’si ve kadınların sadece binde 4’ü okuryazardır. Bu yıllarda Türkiye’de 4.894 ilkokul, 72 ortaokul, 23 lise, 64 meslek okulu, 9 fakülte ve yüksekokul olmak üzere toplam 5.062 öğretim kurumu vardır. Bu okullarda görevli olan öğretmen ve öğretim üyesi sayısı ise toplam 11.918’dir. İlkokullarda 341.941, ortaokullarda 5.905, liselerde 1.241, meslek okullarında 6.547 ve yüksek öğretimde 2.914 olmak üzere toplam 358.548 öğrenci vardır.


Türkiye’de 1 Kasım 1928’de Harf İnkılâbı’nın yapılmasından sonra, halkı kısa zamanda okuryazar yapmak amacıyla başlatılan eğitim seferberliği için dört ay süreli eğitim veren halk eğitimi kurumları olan Millet Mektepleri kurulmuştur. Atatürk, 24 Kasım 1928 tarihinde Millet Mektepleri Başöğretmenliği görevini kabul etmiştir. 


Eğitim seferberliğinin başladığı ilk yılda 20.487 derslik açılmış; 1.075.500 kişi bu okullara devam etmiş ve 597.010 kişi okuma yazma öğrenerek belge almıştır. Üç yılda 1.5 milyon vatandaş okuryazar hale getirilmiştir. 1928-1935 arasında “Millet Mektepleri” adıyla hizmet veren yaygın öğretim kurumları, 1936-1950 yılları arasında “Ulus Okulları” adıyla hizmete devam etmiştir.


2021-2022 yılında ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre; Türkiye’de 6 yaş üzerine okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 97,42’ye ulaşmıştır. Okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde toplam 18 milyon 500 bin öğrenci bulunuyor. Örgün eğitim kurumlarında görev yapan öğretmen sayısı 1 milyon 200 binin üzerinde. Örgün eğitimde, 54 bin 715'i resmi okul, 13 bin 870'ü özel okul, 4'ü açık öğretim okulu olmak üzere toplam 68 bin 589 okul bulunuyor. 


Türkiye’de önlisans, lisans, yüksek lisans, doktora olmak üzere yüksek öğretimde eğitim gören toplam öğrenci sayısı 8 milyon civarında. Bu öğrencilerin 3 milyon 400 bini Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nde okuyor. Ülkemizde şu anda 129 devlet üniversitesi, 74 vakıf üniversitesi, 4 tane de vakıf MYO bulunmaktadır. Sonuç olarak bu öğretim yılında, üniversite öncesi öğretimde 18 milyon 500 bin, üniversite öğretiminde 8 milyon olmak üzere toplam 26 milyon 500 bin çocuğumuz ve gencimiz öğretim görmektedir.  


Cumhuriyet’in ilanından sonra 98 yılda ülkemizin eğitim alanında ulaştığı bu mesafede en büyük pay, öğretmenlerimizindir. Başucu kitapları Çalıkuşu ve Ak Zambaklar Ülkesinde olan Atatürk, “En büyük eserim!” dediği Türkiye Cumhuriyeti’nin ve bağımsızlığımızın sonsuza kadar yaşatılması görevini,   Türk Gençliğine vermiştir. Gençliğin yetiştirilmesi görevini de “Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” diyerek Türk öğretmenlerine vermiştir. Atatürk, eğitimin millet hayatındaki önemini ise şöyle vurgulamıştır: “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder”.


Öğretmen, eğitim-öğretimin temeli, ülkenin geleceğinin manevi mimarıdır. Nitelikli insan gücünün yetiştirilmesinde en önemli unsurlar olan öğretmenlerin,  üstün mesleki niteliklere ve donanıma sahip olarak yetiştirilmesi, ülkemizin bekası açısından son derecede hayati bir önem taşımaktadır. Öğretmenlerimiz ne kadar iyiyse eğitim sistemimiz de o kadar iyidir. Bunun için öğretmenlik mesleğini hem mali ve sosyal yönden hem de entelektüel açıdan çekici kılmalıdır.  


1973 yılında kabul edilen 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 43. Maddesinde “Öğretmenlik, devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir” denilmektedir. Öğretmenlik, özel bir ihtisas mesleği olduğuna göre, Öğretmenler Meslek Kanunu çıkarılmalıdır. Öğretmenlerin mali ve sosyal statüsü yükseltilmelidir. Öğretmen Liseleri, yeniden öğretime  açılmalıdır.


Türk öğretmeni; çeşitli yokluklar, imkansızlıklar ve sıkıntılar içinde insanımızı millî, insanî ve ahlakî değerlerle eğitmek, ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak idealleriyle en ücra yurt köşelerinde hizmet vermektedir. Öğretmenlerimiz bu hizmetleri verirken zaman zaman bölücü terör örgütlerinin de hedefi olmakta, haince şehit edilmektedirler. 


Öğretmenler Günü vesileyle 2017 yılında bölücü terör örgütünce şehit edilen Müzik Öğretmeni Şenay Aybüke Yalçın ve Sınıf Öğretmeni Necmettin Yılmaz’ı ve bugüne kadar terör olaylarında şehit düşen ve ebediyete göçen bütün öğretmenlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Emekli öğretmenlerimize sağlıklı ömürler, görevde bulunan öğretmenlerimize çalışmalarında başarılar diliyorum. 


Bu duygu ve düşüncelerle saygıdeğer öğretmenlerimizin onur günü  olan ÖĞRETMENLER GÜNÜ’nü en samimi duygularımla kutluyorum.

Sakin Öner 

Yorum Gönder

@name x