"Anayasa yapılmazsa derin yapılar topluma daha büyük acılar yaşatır" (Özel)

14 Şubat 2013 Perşembe 09:58

Gazeteci-yazar Cemal Uşşak, Türkiye'de derin yapıların sadece belli bir renginin, belli bir kanadının şu anda güç kaybettiğini belirterek "Türkiye bir yeni anayasa yapamayacak olursa muhtemel bir iktidar değişikliğinde bu yapıların tekrar...

Gazeteci-yazar Cemal Uşşak, Türkiye'de derin yapıların sadece belli bir renginin, belli bir kanadının şu anda güç kaybettiğini belirterek "Türkiye bir yeni anayasa yapamayacak olursa muhtemel bir iktidar değişikliğinde bu yapıların tekrar devreye girmek suretiyle bu topluma daha büyük acılar yaşatacağından endişe ediyorum." dedi. Öcalan ile başlayan müzakere sürecinin sonuç vermemesi halinde oluşacak hayal kırıklığının çok daha pahalıya mal olacağına dikkat çeken Uşşak, "kürt sorununun çözümü ya şimdi ya da bundan sonra. Kastettiğim önümüzdeki yıllarda, çok zor olacaktır." ifadelerini kullandı.

Cihan Haber Ajansı (Cihan) muhabirinin sorularını cevaplayan Cemal Uşşak, AK Parti iktidarının bir çok alanda topluma büyük umutlar verdiğini hatırlatarak bunlardan bir tanesinin de darbe mahsulü olan 1982 Anayasası'ndan kurtarmak olduğunu söyledi.

Yeni, demokratik ve sivil bir anayasanın ülkede birçok problemin ilacı ve çaresi olduğunu vurgulayan Uşşak, çalışmaların sonuç vermemesinin temel sebebinin ise Uzlaşma Komisyonu'nun çalışma biçimi olduğunu kaydetti.

Bu kaygılarını Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın tekliflerini sunmak üzere gittiklerinde Meclis Başkanına ifade ettiklerini aktaran Uşşak, "Öyle bir çalışma prensibi ortaya konmuş ki mutlak mutabakat şartı aranıyor. Bütün maddelerde ve katılımcılardan veya siyasi partiyi temsil eden gruplardan herhangi birisi komisyonu terkettiği zaman adeta komisyon anlamsız hale geliyor. Hiç olmazsa çoğunluğun ittifakı ile maddeler geçer gibi bir prensip ortaya konmuş olsa idi belki daha seri, daha hızlı yol katedilebilirdi. Bu teknik çalışma prensibinin ben önemli bir engel oluşturduğunu düşünüyorum." dedi.

"AK PARTİ'NİN ANAYASA TASLAĞI GÜNDEMDE KALMAYA DEVAM EDERSE TOPLUMU GEREBİLİR"

Bazı siyasi partilerin tabiri caizse kendilerine göre kırmızı çizgileri olduğunu dile getiren Uşşak, bunlardan fedakarlık yapacakmış gibi gözükmediklerini belirtti. Henüz son söz söylenmediğini, sadece AK Parti'nin bir deklerasyonu olduğunu dile getiren Uşşak, bununda toplumu hakikaten germesinden, tansiyonu yükseltmesinden endişe ettiğini ifade etti. Sadece AK Parti'nin bir taslağı, teklifi olarak gündemde kalmaya devam ederse bunun toplumu gerebileceğine dikkat çeken Uşşak, şöyle devam etti: "AK Parti'nin anayasası gibi matematik olarak Meclis'ten geçse bile, geçme şansı zayıf olmakla beraber, böyle bir damgalanmaya mahkum olur. Biz 82 Anayasası'na nasıl ki darbe anayasası, darbenin mahsulu anayasa diyorsak, haklı olarak yakınıyorsak ve malesef her birimiz için bir utanç vesilesi sayılması gerekiyorsa; benzer bir çalışmanın da böyle bir akıbete uğramasından endişe ederim. Düşüncem ve temennim budur ki bir Uzlaşma Komisyonundan bir anayasa teklifinin çıkması. Bu olamadığı taktirde AK Parti'nin hazırlayacağı taslağı ki; umarım ilgili komisyona gelen, toplumun bütün kesimlerinden gelen taleplerin, dileklerin, temennilerin, hatta taslak anayasaların dikkate alınarak bunların bir muhassalasının bir bileşkesinin ürünü olarak bir taslak ortaya çıkarılması ve bununda geniş kesimler tarafından kabul edilmesidir."

"TERÖRÜ ÇÖZMEK KÜRT SORUNUNU ÇÖZMEK ANLAMINA GELMİYOR"

"Yeni anayasanın Alevi sorununu, Kürt sorununu veya geniş kesimleri oluşturan dindarların taleplerini karşılar" sözünün bir beklentiyi ifade ettiğini dile getiren Uşşak, bunun da 'çözmesi gerekir' anlamına geldiğini ifade etti. Uşşak, "Yeni anayasa eğer Kürt sorununun çözümüne ki terör sorunundan ayırıyorum. Terörü çözmek Kürt sorununu çözmek anlamına gelmiyor. Kürt sorununu ve ülkemizdeki Alevi sorununu çözmeye imkan ve fırsat vermeyecek bir anayasa, yeni bir anayasa anlamına gelmeyecektir. Gerçekten sivil, demokrat ve yeni bir anayasa yapılabilirse, inşallah umudumuz bakidir, umudumuz devam ediyor ve bu yakındığımız sorunları da çözebilir diye düşünüyorum." diye konuştu.

"MÜZAKERE SÜRECİ SONUÇ VERMEZSE MEYDANA GELECEK HAYAL KIRIKLIĞI ÇOK PAHALIYA MAL OLUR"

Devlet aklının şimdiye kadar pek akilane davranmadığını ve Türkiye'de çok küçük bir zümre hariç tüm kesimleri mağdur ettiğini gördüklerini ifade eden Cemal Uşşak, o devlet aklının pekte akıllı olmadığının görüldüğünü belirtti.

"Ama bu kez bu müzakere süreci olarak ifadelendirilen sürecin devlet tarafından onaylandığı, kabul gördüğü, tasdik gördüğü; tabi bunu söylemek bizim içinde bir nakisedir." diyen Uşşak, "Üçüncü iktidar dönemine haklı olarak güçlenerek giden bir iktidar partisinin mensupları dahi, 'devlet bu konuda devrede, devlet bunu talep ediyor' deme ihtiyacını hissediyorlarsa; hala bir başka gücün varlığının itirafıdır bu. Eğer bu güç artık akıllıca, akilane davranmaya başlamışsa ve bu müzakerelere onay vermişse ki öyle gözüküyor, öyle inanmak istiyorum, inşallah bu sonuç verir. Eğer sonuç vermeyecek olursa, her tarafta tasnifi sevmemekle beraber izah etmek için mecburen kullanacağım; bu ülkenin Kürt olmayanları arasında ve Kürt vatandaşlarımız arasında oluşan bu süreçten beklenti o kadar yüksek ki eğer bu müzakere süreci sonuç vermeyecek olursa; meydana gelecek hayal kırıklığı bize çok daha pahalıya mal olur. Onun için bu konudaki görüşlerimi şöyle özetleyebilirim: Kürt sorununun çözümü ya şimdi ya da bundan sonra. Kastettiğim önümüzdeki yıllarda, çok zor olacaktır. İnşallah bu yıl itibarı ile bir ifade edilen devlet aklının çalışmasıyla birlikte çözüm süreci işlemeye başlar ve sonuç verir diye temenni ediyorum." şeklinde konuştu.

Türkiye'de derin yapıların bitip bitmediğine ilişkin bir soruya ise Uşşak, "Ben derin yapıların sadece belli bir renginin, belli bir kanadının şu anda güç kaybettiğini düşünüyorum. Ama o derin yapıların diğer kanatlarının hala aktif ve canlı olduğunu; eğer Türkiye bir yeni anayasa yapamayacak olursa muhtemel bir iktidar değişikliğinde bu yapıların tekrar devreye girmek suretiyle bu topluma daha büyük acılar yaşatacağından endişe ediyorum." karşılığını verdi.

"AB BİZİM GERÇEK BİR DEMOKRASİ İNŞAMIZDA ÇOK ÖNEMLİ"

Başbakanın Avrupa Birliği'ne yönelik eleştirileriyle ilgili Uşşak, yakınmalarının öz itibariyle doğru olduğunu ifade etti. Başbakanın haklı olduğunu ve bazı ülkelerin Türkiye ile ilgili dosyaları bloke etmiş olmalarının kabul edilebilir olmadığını vurgulayan Uşşak, şunları söyledi: "Diğer taraftan bizimde AB'nin bizden beklemiş olduğu bir takım reformları da yapamamış olduğumuz ayrı bir gerçektir. Avami tabirle ifade etmek gerekirse, alacakla borç ödenmez. Onların bloke etmiş olmaları bizim için mazeret teşkil etmez. Bizim üzerimize düşenleri yapmamıza engel olmaz. Şunu da unutmamamız gerekiyor ki bugün itibariyle AB'nin bir alternatifi yok ve bu AB'ye girme gayretimiz, mücadelemiz ve bu süreç, Türkiye'de devleti yeniden inşa etmemize imkan ve fırsat veriyor. Geçmişte verdi, bundan sonra da vermeye devam edecek. Henüz arzulanan yapılanma tamamlanmış değil. Özellikle yasal açıdan yargı sisteminin v.b. mekanizmalarda arzulanan değişimler gerçekleşmiş değil. AB bizim gerçek bir demokrasi inşamızda çok önemli bir unsurdur. Bununda gözardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum."

"MESELE OSMANLI BAKİYESİ OLAN BİR TÜRKİYE'Yİ AVRUPA'NIN HAZMEDİP EDEMEYECEĞİDİR"

AB'nin Hristiyan kulübü olup olmadığına ilişkin bir soruya ise Uşşak, "AB'nin ne kadar Hıristiyan olduğu tartışılabilir. Bugün Avrupa'da kiliseye devam yüzde 5'ler seviyesinde ve Hıristiyanlık inancının teolojik anlamda kabul eden nisbet ise yüzde 20'ler civarındadır. Ama geniş kitlelerin kültürel olarak Hıristiyan olduğunu söylememiz ve bunu dikkate almamız gerekiyor. Dolayısıyla Türkiye ile ilgili refleksleri bu Hristiyani backraund'tan Hıristiyan kültüründen kaynaklanmaktadır. Avrupa'da elbette Türkiye'yi Müslüman kimliğinden dolayı kabul etmek istemeyen bir zihniyet şüphesiz ki var. Bunun siyasette temsili de var. Ama kanaatimce mesele o değildir. Mesele 75 milyonluk bir Türkiye'yi, Osmanlı bakiyesi olan bir Türkiye'yi Avrupa'nın hazmedip edemeyeceği meselesidir. Çünkü 75 milyonluk bir Türkiye, Fransa-Almanya denen AB'nin kalbini, merkezini teşkil eden ikinci iki gücün yanına bir üçüncü gücün eklenmesi demektir. Asıl mesele budur. Kültürel farklılık veya inanç farklılığı asıl gerekçeyi kamufle etmek için, örtmek için kullanılmaktadır. Ama bizim buna aldırış etmememiz gerekiyor diye düşünüyorum." karşılığını verdi.

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x