ARAP İSTİLALARINDAN ÖNCE ORTA ASYA ve TÜRKİSTAN (Bölüm 1)

13 Aralık 2020 Pazar 18:55

Arkadaşlar! bugünden itibaren çok önemli bulduğum- Orta Asya'nın, Türkistan'ın İslamiyet öncesi ve sonrası durumunu ve sonuçlarını kısaca özetlemek istiyorum. Konunun uzunluğu nedeniyle 3 bölüm halinde yayınlayacağım. Sıkılmadan okunması için özet ve net bilgiler sunmaya çalıştım. ilginize, bilginize sunuyorum.

ARAP İSTİLALARINDAN ÖNCE ORTA ASYA ve TÜRKİSTAN (Bölüm 1)

Arkadaşlar! bugünden itibaren çok önemli bulduğum- Orta Asya'nın, Türkistan'ın İslamiyet öncesi ve sonrası durumunu ve sonuçlarını kısaca özetlemek istiyorum. 
Konunun uzunluğu nedeniyle 3 bölüm halinde yayınlayacağım. Sıkılmadan okunması için özet ve net bilgiler sunmaya çalıştım. ilginize, bilginize sunuyorum.

Orta Asya'nın nereden nereye geldiğini ve nedenlerini iyi bilmemiz,  Türk Tarihinin ve İslam tarihinin seyri açısından da çok önemlidir.

Orta Asya ve Türkistan, binlerce yıl dünyanın kültür ve uygarlık merkezi olmuştur. Bunun içinde Çin, Hindistan ve İran'ın önemli bir yeri vardır, ancak bunlardan daha önemli olarak çoğunluğu Türk kökenli topluluklar bu bölgede  binlerce yıl çok büyük uygarlıklar oluşturmuşlar, idari ve kültürel hâkimiyet kurmuşlardır.
Bu devletlerin, imparatorlukların bazılarının coğrafi sınırları doğuda Japon denizinden, batıda Volga, Tuna nehirlerine kadar tek devlet halinde idare edilen mucize yönetimlerdir.
Bu büyüklük, 5 tane Çin demektir,  10 tane Hindistan demektir. 
Bu büyüklük, 30 tane Avrupa büyüklüğündedir. 
Bu büyüklükteki bir devletin bir tek Türk idareci tarafından yönetilmesi, ekonomik, siyasi, askeri, kültürel düzeninin kurulup örgütlenmesi, olağanüstü liderlik ve tarihi uygarlık deneyimi gerektirir.
Bu büyüklük sadece coğrafi büyüklükden ibaret değildir. 
Bu büyük imparatorlukların içerisinde onlarca Türk boy, soy ve topluluk yaşatılırken, aynı zamanda çok farklı din, milliyet ve kültüre sahip onlarca da başka topluluklar bir arada aynı eşit hukuk düzeniyle yaşatılmaktaydı.  
Milattan çok önceleri başlayan bu büyüklükte sayısız devletler oluşturma ve yönetme kabiliyeti için, mutlak surette büyük tarihi birikim ve kültürel gelişmişlik gerekiyordu.
Bunlar içerisinde de özellikle Uygurlar, bugün bile akıl erdirilemeyen yeraltı sulama kanalları ile modern sulama sistemlerini ve piramitleri, bugünün fizik ve mimari bilgilerinin dahi anlamakta zorlandığı bir bilgiyle oluşturmuşlardı. Halen kalıntıları kullanılmaktadır. 
Bu su kanalları yaklaşık 2500 yıl önce, Uygurların yaşadığı Turfan bölgesinde Türkler tarafından inşa edilmiştir.
Kanalların tamamı yerin ortalama 10 ila 110 metre altından geçirilmiş, toplam uzunluğu 5100 km kadardır. Hem sulama hem de içme suyu olarak düşünülmüş, kurak susuz çöl niteliğindeki bölgelere su ulaştırılmıştır.

Çin seddinden daha önemli, teknik ve bilimsel düşünüş gerektiren bu mucize tarihi bulgular, uygarlık tarihinin en önemli buluntularından biridir.
Doğu Türkistan'ın Turfan bölgesinde Türkler tarafından çölün altına inşa edilmiş bu sulama sistemleri, Tanrı dağlarından alınan suyu,Turan'a ve susuz bölgelere içme ve sulama suyu olarak asırlarca taşımıştır. 
Bu kariz kanalları belli aralıklarla suyu toprağın üstüne çıkaracak şekilde binlerce dikey kuyuyla da kullanıma sunulmuştur.
Bu dikey kuyular hem kazılan toprağı yüzeye çıkarmak, hem de suları yüzeye çıkarıp kullanmak için düşünülmüş. 
Kanalların genişliği 70 cm civarında, yüksekliği 1.5 metre olarak inşa edilmiş, suyun  buharlaşıp eksilmemesi için yeraltından geçirilmiş. 
Bu mucize kanal sistemini döşeyip, aralıklarla toprak üstüne suyu taşıyan binlerce kuyuları çalıştırabilmek için, çok büyük koordinat, kod,  yüksek matematik, fizik, jeoloji, jeodozi bilgisi gerektirmektedir.
Bu Kariz- Turfan su kanallarını son olarak araştırmacı gezi yazarı Dursun Özden bey de yerinde araştırıp inceleyerek kitaplaştırmıştır.

Macar asıllı İngiliz kaşif ve arkeolog, etnoğraf, doğrafyacı, dilbilimci Aurel Stein, 1900'den itibaren bu bölgelerde yaptığı araştırmaları sırasında, M.Ö. 313  yılında Dunhuang'ta yazılmış belgeler bulmuştu. Bu belgelerin biri, Orta asyalı bir kadının Semerkant'taki  kocasına yazdığı bir mektuptu.
Diğerleri ise, o döneme ait ticari sözleşme örnekleri, alış veriş sistemleri, faiz, ticari ortaklıklar, uzak mesafelere para gönderebilme şekilleri, kar ve zarar ilişkilerini anlatan pekçok belge ele geçirmiştir. 
Bunlar, milattan çok önceleri bile Türklerin  her konuda ne kadar ileri uygarlıklar oluşturduklarını anlatan somut bilgilerdir.

Bir başka çok önemli somut tarihi kalıntı da 1933 yılında bulundu. Tacikistan'ın güneyindeki bir dağın zirvesinde dolaşan bir çoban, üzeri toprakla örtülü bir çömlek kapağı bulmuştu.
Bu kapağın altında, yaklaşan Arap ordularından kaçan Pencikent Hükümdarı Divaştiç'in 1300 yıl önce gömdüğü bazı belgeler bulundu.
Mug Tepesi' ndeki bu çömleğin içinde bulunanlar altın ve  gümüş değildi, parşömen kağıdın üzerine yazılmış bir sürü resmi kayıt ve belgeydi.
Mum ve reçine ile özenli bir şekilde kapatılmış olan bu belgeler, 1933' lere kadar sağlam şekilde kalmıştı.
Daha sonra Arap güçleri Pencikent'i kuşatmışlar, Pencikent'in yöneticisi Divastiç'i esir almışlardı. Divastiç yanına bir sandık dolusu resmi belge almıştı. 1933'te keşfedilecek olan belgeler işte bu belgelerdi.
Şiddetli çarpışmalardan sonra Araplar Pencikent' i yağmalayıp yakmışlar. Divastiç'in kafasını keserek Şam' daki Halifeye göndermişler.
Bu belgelerden de Orta Asya halklarının o dönemdeki yaşadıklarının önemli bir kısmını öğrenmiş olduk.
Bu belgelerle, tacirlerin geceleri yol alabilmeleri için, güneş, ay ve yıldızların hareketleri hakkında geniş bilgi sahibi olduklarını öğrendik. O dönem halklarının, Astroloji, Astronomi ve diğer bilim alanlarında çok şey bildiklerini bu Mug Tepesi'nde bulunan belgelerden öğrenebildik.
DEVAMI YARIN

KENAN ÖZEK
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x