ATATÜRK’ÜN MİLLETVEKİLİ TEKLİFİNİ NAZİKÇE GERİ ÇEVİREN ŞİRAN MÜFTÜSÜ!

10 Kasım 2020 Salı 16:54

Son zamanlarda karşılaştığım dostlar ne kadar çok koşturduğumu söylüyorlar. Onlara bunun “sosyal medya etkisi” ile böyle göründüğünü söylüyorum. Ama genel olarak yapıp ettiklerimin ardında kişisel aile tarihimin bu ülke tarihi ile kesiştiği yerdeki çok önemli iki insan var.

ATATÜRK'ÜN MİLLETVEKİLİ TEKLİFİNİ NAZİKÇE GERİ ÇEVİREN ŞİRAN MÜFTÜSÜ!
 Son zamanlarda karşılaştığım dostlar ne kadar çok koşturduğumu söylüyorlar. Onlara bunun “sosyal medya etkisi” ile böyle göründüğünü söylüyorum. Ama genel olarak yapıp ettiklerimin ardında kişisel aile tarihimin bu ülke tarihi ile kesiştiği yerdeki çok önemli iki insan var. Hep onları hatırladığım için biraz da bu koşuşturma. Bu insanlardan birisi “her yere sözü ve fikri ile giden” büyük dedem Hasan Fahri Polat. Diğeri ise bugün sonsuzluğa uğrayışımızın yıldönümü olan, “her yere sözü ve fikri ile giden, sözü ve fikri olanlarla yürüyen” büyük önder Mustafa Kemal Atatürk.

Tam 98 yıl önce bu iki adam iki farklı yerden yola çıkarlar. Mustafa Kemal Atatürk Samsun’dan bildiğimiz kurtuluş mücadelesini başlatmak üzere Erzurum’a doğru yola çıkar. Gümüşhane Şiran Müftüsü olan Hasan Fahri Polat da, yanında kimse kendisinden böyle bir şey talep etmediği halde milli mücadelenin İslam’a göre neden hak olduğunu kaleme aldığı bir dua ile Kongre çağrısına uyarak Erzurum’a doğru yola çıkar. İkisinin de yolu meşakkatlerle doludur. Sonunda birbirlerinden habersiz Erzurum’a varırlar. Bugünden bakınca Erzurum Kongresi tarih kitaplarından ezberlenen bir kongre tarihidir. O günlerde ise belirsizliğin, tartışmaların ve bilinmezliğin kol gezdiği bir buluşmadır. Bu durum, Kongre açılış duasının kim tarafından yapılacağı gibi görünürde anlamsız ama gerçekte zorlu bir soruyla cisimleşir. İşte bu ortamda katılan herkesi tanıyan, anlamaya çalışan Atatürk ile büyük dedem buluşur. Atatürk, Hasan Fahri Bey’in yanında getirdiği duayı çok beğenir ve okumasını ister. Kongre bu dua ile açılır.

Dönemin din adamlarının “katli vaciptir” fetvalarının uçaklardan atıldığı bir dönemde bu duayı okumak da bir cesaret işidir. Duadan bir kısım şöyle:
“Allah’a hamdolsun ki bü- yük kitabında, ‘Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Hâlbuki inkârcılar istemeseler de yine Allah nurunu/dinini tamamlayacaktır.’ (Saf, 61/8; Tevbe, 9/32) buyrulmuştur. Salât ve selâm ol zâta ki, ona indirilen Kur’ân’da ‘Kitabı biz indirdik onun koruyucusu elbette biziz’ (Hicr, 15/9) buyurdu. Hudut boylarına sahip ve bolluk içinde olarak zamanımızın kisra ve kayserlerinin boyunlarını kırmağa muvaffak eyle! ‘Zaten onların hileleri kurdukları düzenleri boşa çıkar.’ (Fâtır, 35/10) buyruğun güzel va’dinle ve kudretinle bu kongrede alınan kararları bize isabetli kıl.’’

İlginç olan aynı dönemde başka din alimlerinin aynı ayetleri milli mücadelenin aleyhine iddialar için fetvalar vermekte kullanmalarıdır.

Kongre’de Hasan Fahri Efendi de cumhuriyet fikrini ifade eder. Kongre tamamlanır. Aile büyüklerinden ve tarihi kaynaklardan aktarılan bilgiye göre Kongre bitiminde Atatürk ile Hasan Fahri Bey arasında şöyle bir konuşma geçer:
“Hasan Fahri sen dur hele!” demesiyle Şiran’ı temsilen kongreye giden Hasan Fahri POLAT şaşırır. Mustafa Kemal “Hasan Fahri sen ne güzel bir dua yaptın. Senin yaptığın dua çok muhteremdir. Bu savaş halkın, askerlerin mücadelesi ve senin gibi bilgili hocaların, âlimlerin duaları sayesinde kazanılacaktır. Senin duan bundan böyle çoğaltılacak, yurdun her tarafına dağıtılacaktır. Millî mücadelenin duası bundan böyle bu duadır. Her cephede her kongrede okunacaktır ve Şiranlı Hasan Fahri POLAT’ın bu millete, bu savaşa yaptığı duadır diye adın zikredilecektir. Seni şehrin çıkışına kadar uğurlamayı vazife bilirim.” demiştir. Hasan Fahri POLAT, “Sağolun paşam. Milletimize katkımız geçtiyse ne mutlu bize.’’ diye Paşa’ya teşekkür etmiştir. Hasan Fahri, şehrin çıkışına kadar Mustafa Kemal Paşa tarafından uğurlanmıştır.

Atatürk dönüş yolunda Hasan Fahri Bey’e duygularını bir veda telgrafı ile ifade eder. Bu her şeyden önce Mustafa Kemal Atatürk’ün insani ilişkiler üzerinde yükselen bir lider olduğunun ifadesi gibidir:
“Erzurum Kongremizin hîn-i küşâdında ve hitâm-pezîr olması münasebetiyle Arapça belîğ ve fasîh ve maksada tamâmen mutâbık hitâbeniz cemiyetimiz tarihinde pek kıymetli hâtırât olarak mahfuz kalacaktır. Bulunacağız mahallerden dahi latif sözlerinizle mali mektubunuzu almakla mübâhi olacağım. Cenab-ı Hak hayırlı seyâhat müyesser buyursun. Âmîn.”

Kurtuluş savaşı boyunca Hasan Fahri Bey bulunduğu bölgede vaazları ve duaları ile milli mücadeleye katkıda bulunur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışından sonra yine Mustafa Kemal Atatürk’ten Hasan Fahri Efendiye bir mektup gelir. Mektupta ATATÜRK Hasan Fahri POLAT’ın çok bilgili bir âlim olduğunu ve mecliste böyle bir âlimin bulunmasından şeref duyacağını belirtmiştir. Ancak, ilginç bir şekilde Hasan Fahri Efendi bu ricayı nazik bir dille geri çevirir. Yanıtı bugün ders çıkarmamız gereken bir anlam taşıyor:
“Paşamız vatanın istikbali için büyük işler arifesindedir. Bizlerin kısmen halk içinde kalarak bu büyük teşebbüs ve hizmetlere fikirlerini hazırlama vazifemize devamımız, memleket için hayırlı, lüzumlu hatta zaruridir. Ben ömrümü vakfettiğim bu diyar insanları içinde irşat vazifemde kalmaya nâçiz şahsımdan vatanıma daha tatminkâr olacağım kanaatindeyim. Paşa hazretlerinin bu düşüncemi tasvip edeceklerine kâniim.”

Ben bu öyküden şunu çıkarıyorum. Bulunduğumuz ve vardığımız yerlerde bir anlam inşa etmeliyiz, insanlık ve vatanımız için. Yanımızda fikrimiz, düşüncemiz ve mutlaka yeni bir şeyler götürmeliyiz. Biz yeni bir şey söylersek ve bunu fikrimizin namusunu kiraya vermeden, samimiyet ve dürüstlükten taviz vermeden yaparsak, bir başka halis fikir sahibiyle bir gün mutlaka buluşuruz. Ama yeni şeyler söylemenin en temel ilkesi beklenti ve gelecek kaygısı olmadan konuşmaktır. Çok büyük ikballer teklif edilse bile küçük de olsa gerçekten faydalı olabileceği yerde kalmayı becerebilmek, yeni şeyler söylemeye devam etmektir.

Hasan Fahri Bey 1950 yılında bu hayata gözlerini kapadı. O gün bugündür aile efradımız kendisinin duasını, Atatürk’ün mektuplarını evinin duvarına asıyor. Bu olayı hep hatırlıyor.

Bense Hasan Fahri Bey’in hatırasını gittiğim her yere yanımda götürüyorum. Her yere fikrimle gitmeye çalışıyorum. Herkese tebessüm etmeye çalışıyorum. Ve gerektiğinde küçük gibi görünen şeyler için küçük gibi görünen yerlerde kalmayı tercih ediyorum. Belki en başta bunun için koşturuyorum…

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere büyük dedem Hasan Fahri Polat'ın ve tüm kurtuluş ve cumhuriyet kahramanlarının ruhları şad olsun.

Kamil KOÇ
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x