Bilginin Kaynakları ve Bilgiye Erişmenin Yolları

01 Nisan 2020 Çarşamba 17:49

Bilginin kaynakları, bilim felsefesi yapanlar tarafından çeşitli şekillerde tasnif edilmiştir. Bizim için bu noktada en mühim kaynak İmam Maturidi’dir.

Bilginin Kaynakları ve Bilgiye Erişmenin Yolları
Bilginin kaynakları, bilim felsefesi yapanlar tarafından çeşitli şekillerde tasnif edilmiştir. Bizim için bu noktada en mühim kaynak İmam Maturidi’dir. Maturidi (853 – 944), İslam düşüncesinde kendine has bir bilgi kuramı oluşturan ilk İslam âlimidir. (Esen, 2008).

Maturidi, bilginin kaynaklarını duyular, haber ve akıl olarak sıralar. Maturidi bilgiyi de dini bilgi ve nesneye ve olaylara ait bilgi şeklinde bir anlamda ikiye ayırmaktadır (Esen 2008). Nesneye ve olaylara ait bilginin akıl ve haber dışında bir kaynağı da duyulardır. Maturidi’de duyular sadece beş duyu organımız (havas) değil, sezgi ve idrak dediğimiz algılama melekelerini de içine alan geniş bir kavramdır (âyan).


Haberi ise Maturidi, Allah ve insan kaynaklı olmak üzere ikiye ayırır. Maturidi, Allah kaynaklı yani vahiy yoluyla gelen haberlere sadık haber (ayet ve peygamberin Allahtan naklen söylediği hadis-i kutsiler) adını verir, bunlar sadece bizim kitabımızda olanlar ve bizim peygamberimizin naklettikleri değil, diğer dinlerdeki kaynakları da içerir. İnsan kaynaklı haberlere ise, meselâ peygamberimizden bize nakledilen haberler, yani onun sözleri, hadisler olup Maturidi’de bunlar mütevatir (bir grup naklediyor) ve ahad (tek bir kişi naklediyor) haber olarak ikiye ayrılır . Burada sadık haber denilen bilgiler, yukarıda sözünü ettiğimiz mutlak bilgi kapsamında olup, bunlar doğru olup olmadıkları sınanamayacak haberler olup bilimsel bilgi sayılmazlar. Nesneye ve olaylara ait bir bilgi vasıtası olarak insanın aktardığı haberler ise, doğru olup olmadığı test edilebilen bilgilerdir.


Bugünkü bilim dünyasında bilginin kaynaklarıyla ilgili farklı görüşler/ ekoller ortaya çıkmıştır. Rasyonalistler aklı bilgi kaynağı olarak öne çıkarırken, ampirikçiler deneme – yanılmayı, duyucular (sensualists) beş duyuyu, sezgiciler (intuitionists) de idrak ve sezgiyi öne çıkarırlar. Görüldüğü gibi, bizim geleneksel düşünce tarihimizde bunlar arasında bir tercih yapmak yerine bunların hepsini birden kabul eden bir yaklaşım vardır.


Bilgi kuramı ile ilgili görüşler Türk İslam Düşünce Tarihinde oldukça önemli bir yer tutar. Maturidi yanında El Farabi (872-950) ve İbni Sina (980-1037)’nın da bu konuda görüşlerini aktaran kaynaklar vardır.


Farabi mantık ilminin Aristo’dan sonra ikinci babası sayılır; bu yüzden muallim-i Sânî unvanıyla anılmıştır. Aristo’da olmayan bir yaklaşımla mantık ilmini kavramlar ve hükümler diye iki ayrı alan olarak tanımlamış ve ondan sonra gelen bütün İslam mantıkçıları bu tasnife sadık kalmışlardır. Farabi, ilimleri de bugünküne oldukça yakın şekilde tasnif eden bir düşünürdür: 1- Dil; 2- Mantık; 3- Matematik: Aritmetik, Geometri, Astronomi, Optik, Mekanik ve Müzik; 4- Fizik (Tabiat Bilimleri) ve Metafizik; 5- Medeni İlimler: Fıkıh, Ahlâk, Siyaset ve Kelâm. (Kaya, 1995)


Farabi’nin felsefesini benimseyen İbni Sina da dinin toplum için vazgeçilmez ilahi bir kurum olduğunu söyler. Farabi İslam felsefesini, terminoloji, metod ve problemleriyle sistemleştirmiş, İbni Sina ise, İslam Felsefesinde önce Kindi, sonra Farabi ile başlayan birikimi yeni baştan ele alarak zengin bir külliyat haline getirmiştir. (Durusoy, 1999)   


Durusoy (1999)’a göre İbni Sina bilgi problemini, mantık ve nefis konuları içinde ele alır. Nefis (psikoloji) ile ilgili yazılarında bilme sürecini inceleyen İbn Sina’ya göre bilme, “zihnin soyutlama yoluyla nesnenin suretini alıp bilgiye dönüştürmesinden (idrak etmesinden O.K.) ibarettir.” İbni Sina da Farabi gibi, bilgi vasıtası olarak sadece duyu ve düşüncenin yeterli olmadığını düşünür. Bilgi sadece duyular veya sezgi yoluyla elde edilseydi, ilk baştan beri bilinirdi. Halbuki bunlar ancak deneyle birlikte ve belli bir süreçten sonra somut bilgi haline gelir. Kişinin sezgi kabiliyetine, bilme gücüne dayanan düşünme eylemini harekete geçiren faal akıl denilen varlıktır.


Görüldüğü gibi İslam düşünce tarihinde Maturidi gibi Kelam ilminin, Farabi ve İbni Sina gibi İslam Felsefesinin kurucuları arasında sayılan mütefekkirler bilginin kaynakları konusunda müşterek görüşlere sahiptirler. Her üçünde de diğer kaynaklardan elde edilecek bilgilerin doğruluğu için aklın bir mihenk taşı, mantıktaki hüküm verme veya önerme yapma melekesi olarak algılandığını söylemek mümkündür. Tabii olarak aralarında farklılıklar da vardır; ancak bunlar bu kitabın konusu değildir.   


İnsan bu kaynakları kullanarak bilgiye çeşitli yollardan erişebilir. Bu yollar, kişinin gelişme durumuna bağlı olan eylemlerdir: 1- Öğrenme eylemi, 2- araştırarak mevcut bilgileri geliştirme ve yeni bilgiler elde etme eylemi, 3- tefekkür ederek yeni bilgilere ulaşma eylemi (bilim felsefesi).


Görülüyor ki bu yollar aynı zamanda bilgiye erişmenin basamaklarıdır. Yani, birinci basamak öğrenme, ikinci basamak araştırma ve üçüncü basamak tefekkür denilebilir.


Şu anda bu dersi alan öğrenciler, Bilimsel Araştırma Yöntemleri ile ilgili temel bilgileri, öğrenmek suretiyle edinmektedir. Maturidi’nin haber dediği kaynaklar, genellikle bu öğrenme denilen bilgi edinme sürecinde başvurulan kaynaklardır.
Bu dersin konusu ise, ikinci basamak, yani araştırma yoluyla bilgi elde etme işidir. Nasıl araştırma yapılacağını bu şekilde öğrenen ve kendi alanında temel bilgileri yine öğrenme suretiyle edinen insanlar lisans eğitimini tamamlamışlar, ikinci basamağa geçmişlerdir. Bunlar arasından, öğrendiği bilgileri tecrübeli hocalarının nezaretinde değerlendiren genç bilim insanı adayları, alanın çalışılması ve geliştirilmesi gereken konularını belirleyip, o konularda mevcut bilgileri derleme çalışması yaparlar; gözlem veya deneyler yaparak yeni bilgiler elde etmeye çalışırlar.


Belirli bir alanda öğrenme ve araştırma basamaklarında uzun süre çalışmalar yapmış ve rüştünü bir şekilde ispat etmiş insanlar, “bilgin” sıfatını hak etmişlerdir. İşte bu insanlar, mensup oldukları bilim alanına tefekkür yoluyla katkıda bulunurlar; çünkü alanda çözülmemiş problemleri, araştırılması gereken konuları ve eksik olan yöntemleri bilirler. İlgili alanda erişilen bilgiler arasında farklılıklar, çelişkili durumlar varsa bunlar hakkında yararlı değerlendirme ve tercihler yaparak bilimin gelişmesine katkıda bulunabilirler.


Bilim alanında ilerlemek isteyen her insanın hangi basamakta olursa olsun, merak -tecessüs- denilen sevk-i tabiisini, daha yukarı istek ve heyecan kaynaklarına çıkarabilmesi gerekir. Öğrenmek, araştırma yaparak veya tefekkür ederek bilgi üretmek durumundaki her insanın bunu yaparken bir maksadı vardır. Bilimsel çalışmalarda maddi ve manevi tatmin önemlidir.

Merakını gidermenin ötesinde, akademik unvan sahibi olmak, daha çok para kazanmak, bir bilgi ortaya koymanın hazzına erişmek insan olarak her birimizin hedefleridir. Araştırıcı için, bunların yanında ve aslında önünde daha büyük maksatlar olmalıdır: İnsanlığa hizmet etmek, memleketin kalkınmasına katkıda bulunmak, mensup olduğu meslek dalının problemlerine çözüm bulmak gibi. Nihayet Türk Milli kültürüyle yetişen genç araştırmacı adayları, eşyayı ve olayları kavramaya, anlamaya, aralarındaki sebep sonuç ilişkilerini ortaya koymaya çalışırken Allah’ın kanunlarını idrak etme bilincinde olmak, ülkeye, insanlığa, bilime katkı yapacak çalışmalar yaparken Allah’ın rızasını ümit etmek gibi manevi lezzetleri tadabilmelidir.

Prof Dr Orhan Kavuncu
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x