BUGÜN ZİYA GÖKAL'İN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ

26 Ekim 2018 Cuma 13:13

“Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir”

BUGÜN ZİYA GÖKAL'İN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ

Türklük üzerine tartışmaların yapıldığı bu günlerde, geçmişte de yayınladığım büyük Türk Düşünürü, Türkçü, Turancı Ziya GÖKALP'ın biyografisini tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum.

ZİYA GÖKALP (23.03.1876 Diyarbakır - 25.10.1924 İstanbul)
Sosyolog, Türkçü Düşünür, Şair Ziya Gökalp 23.03.1876’da Diyarbakır’da doğdu.18.Yüzyılda Çermik ilçesinden gelip Diyarbakır’a yerleşen bir Türk ailesine mensuptur.

1895 Yılında İstanbul’a gelerek Mülkiye Baytar-i Âlî Mektebi’ne yatılı girer. II.Abdülhamit aleyhindeki faaliyetlerinden dolayı 1898’de Baytar Mektebi’nden kovulur, 1899’da tevkif edilerek 12 ay Taşkışla’da Hapis yatar.

Ziya Gökalp, İttihat ve Terâkki Partisinin 1909 yılında Selânik’te yapılan Büyük Kurultayı’na ‘Diyarbakır Delegesi’ olarak katılır, ardından da İttihat ve Terakki Partisinin Genel Merkezine seçilir. (Atatürk te bu Kongreye Bingazi Delegesi olarak katılmış ve kaldığı süre zarfında Ziya Gökalp’ın Kristal Gazinosunda Milliyetçilik konusunda verdiği Konferanslarını takip etmiştir).

Ziya Gökalp, Mart-1912’de Meclisi Mebusan’a Ergani (Maden) Mebusu seçilerek İstanbul’a gelir. Ağustos-1912’de Meclis-i Mebusan kapatılınca İstanbul Dârülfünunu’na –Edebiyat Fakültesi’ne- Sosyoloji Profesörü olarak atanır. Bu arada “Genç Kalemler”, “Türk Yurdu”, “Halk’a Doğru” gibi dergi ve mecmualarda yazı ve şiirlerini yayınlamaya devam eder.

30 Ocak 1919’da Sömürgeci İngilizler tarafından tutuklanan Ziya Gökalp 28 Mayıs 1919’da Malta Adası’na sürgüne yollanır. 30 Nisan 1921’de serbest bırakılır, İstanbul’a gelir. Buradan Ankara’ya geçer.1921’in sonlarında Diyarbakır’a gelir, ‘Küçük Mecmua’ dergisini çıkarmaya başlar.

Ziya Gökalp, Nisan-1923’te Atatürk’ün daveti ile Ankara’ya gelir ve “Telif ve Tercüme Heyeti”nde çalışır. Ağustos-1923’te de 2.Dönem TBMM’ne Diyarbakır Milletvekili seçilir.

Ziya Gökalp kısa bir müddet sonra rahatsızlanır. Sindirim sistemi şikâyeti ile yattığı Beyoğlu Fransız Hastanesi’nde tedavi görürken 25 Ekim 1924’te (48 yaşında) vefat eder. İst.Çemberlitaş’taki II.Mahmut - II. Abdülhamit Türbesi avlusuna defnedilir.

Atatürk, Ziya Gökalp’ın tedavisi ile yakından ilgilenir. Vefatı dolayısıyla eşine yolladığı Taziye telgrafında, Ziya Gökalp’ın vefatının, Türk âlemi için elim bir kayıp olduğunu, Türk Milletinin ve Hükümetinin derin bir üzüntüye kapıldığını belirtir.

Atatürk’ün, Ziya Gökalp’ın fikir ve düşüncelerini takdirle karşılayıp benimsediğine dair çeşitli ifadeleri bulunmaktadır. İzmir’de Gazetecilerle yaptığı bir konuşmada “Ziya Gökalp’ın Küçük Mecmuası İnkılâbımıza büyük hizmetlerde bulunmuştur” demekte, başka bir vecizesinde de “Benim bedenimin babası Ali Rıza Efendi, duygularımın babası Namık Kemâl, düşüncelerimin babası Ziya Gökalp’tır” beyanında bulunmaktadır.

Ziya Gökalp, Diyarbakır’ın ve kendisinin Türk olduğunu savunmakta “Bununla beraber, dedelerimin bir Kürt yahut Arap muhitinden geldiğini anlasaydım, yine Türk olduğuma hüküm vermekte tereddüt etmezdim” demektedir. “Diyarbakır şehrinde Anadil Türkçe’dir. Karakoyunlu, Akkoyunlu Türkleri’ne özgü Azeri Bölgesel dilinden başka bir şey değildir…Bu ilin gerçek Halkı, bütün Türkler gibi Hanefi’dir…” tespitini yapmakta, “12 Hayvanlı Türk Takvimi”nin Doğu’da yaşayan Aşiretler arasında da kullanıldığını” söylemekte,

1922 yılında Diyarbakır’da çıkardığı Küçük Mecmua dergisinde yayınladığı “Türkler’le Kürtler” başlıklı makalesinde “Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir” demektedir.

Yine Ziya Gökalp; 
-Tek Kadınla evliliğin şart kılınmasını, kadınlara erkeklerle eşit her türlü hakların tanınmasını, mirasta kadına eşit pay verilmesi gerektiğini ifade ediyordu.

-Din ve Devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını, Merkezi bir Din Hizmetleri İdaresinin kurulmasını istiyordu.

-“Türkçülük, Türk Milletini yükseltmek demektir” görüşüyle Türk Milliyetçiliği temelinde Kızılelma Ülküsü’nü savunuyordu.
“Türk Milletindenim, İslâm Ümmetindenim, Batı Medeniyetindenim” (Türkleşmek-İslamlaşmak-Çağdaşlaşmak) düşüncesindeydi.

-Milli Kültürün Halk’tan alınarak medeniyetin Halk’a götürülmesini, Bilimin ışığında her alanda gelişmeciliği (İnkilâbçılığı) savunuyordu.

-Arı Türkçeciliği yani Arapça, Farsça sözcüklerin atılıp yerine Türkçe kelimeler kullanılmasını, Dil ile ilgili bir Kurum oluşturulmasını istiyor, “İstanbul Halkı’nın konuştuğu dil (yani İstanbul Türkçesi) esas alınarak ‘Yazı Dili’ oluşturulmalıdır” diyordu.

-1923’teki Ankara Garı’ndaki Vagon Toplantıları’nda, Müdahaleci Ekonomi (Devletçilik) ile Serbest Ekonomi’yi uzlaştıran “Karma Ekonomi-(Milli İktisat)” modelinin oluşmasına önemli katkılarda bulundu.

-Cumhuriyet’in Maddi temellerinde Atatürk’ün, Fikri, Felsefi ve Manevi temellerinde de Ziya Gökalp’ın büyük katkı ve emeği vardır. Çağdaş bir devletin vücuda getirilmesi için Milletin bütün fertlerinin tamamıyla birbirine eşit olduğu Cumhuriyet rejimini savunan bir düşünce adamı idi.

Resmi ismi Mehmet Ziya olup, Resmi isminde olmayan “Gökalp” takma adını sonraları Soyadı gibi devamlı kullandı. Arapça, Farsça ve Fransızca’ya hâkimdi. Hece Ölçüsü (Vezni) ile şiirlerini yazdı.

Eserlerinden bir kısmı; Rusya’daki Türkler Ne Yapmalı? (1913), Kızılelma (1914), Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak (1918), Yeni Hayat (1918), Kürt Aşiretleri Hakkında İçtimaî Tetkikler (1922), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923), Altın Işık (1923), Türk Medeniyeti Tarihi (1925). Atatürk’ün isteği üzerine 1923’te “Doğru Yol, Hâkimiyet-i Milliye ve Umdelerin Tasnif, Tahlil ve Tefsiri” adlı bir de Risale yayınladı. Bu eserde, Atatürk’le birlikte oluşturdukları 16 Umde–İlke- açıklanmakta, tahlil ve yorumu yapılmaktadır. Bu 16 Umde-İlke- sonradan 9’a, daha sonra da 6’ya inerek zamanla CHP’nin 6 Prensibi- 6 Ok’u olarak kabul edildi.

“Sorma bana oymağımı, boyumu.
Beş bin yıldır Millet gibi yaşarım.
Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı.
Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür.”

“Tanrımız bir tek ilâh,
Yok, bize başka penâh,
İkiye tapmak günâh
Lâ İlâhe İllâllah! “

“Turân’ın bir ili var,
Ve yalnız bir dili var.
“Başka dil var…” diyenin,
Başka bir emeli var.

Türklüğün vicdânı bir
Dini bir, Vatanı bir,
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisânı bir.” (1918)

Mütareke yıllarında İngilizler tarafından Malta Adası’na sürgüne gönderilen Diyarbakırlı’lar; Ziya Gökalp (Düşünür-Sosyolog), Süleyman Nazif (Edebiyatçı-Emekli Vali), Fevzi Pirinççioğlu (Ziya Gökalp’ın dayısının oğlu, Cahit Sıtkı Tarancı’nın dayısı. 1922–1925 Yılları arasında Ali Fethi Okyar Hükümeti’nde Nafia (Bayındırlık) Bakanı olarak görev yaptı), İmam Cemil Bey (Ziya Gökalp’ın Akrabası), Zülfü Tigrel, Veli Necdet Süngütay ve İzzet Basri Bey.

Edip TEKKOL

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x