Bütün hazırlıklar, millet teslim olsun diye!

31 Ocak 2020 Cuma 13:35

Prof. Dr. Kürşad Zorlu'nun "Büyük Bozkırın Yükselişi: Nazarbayev Liderliği" adlı kitabını okurken, "sürdürülebilir liderlik", "temsil edilen halkın onurunu korumak" gibi kavramlar üzerinden Türk Milleti'nin onurunu korumak konusunda derin düşüncelere daldım.

Bütün hazırlıklar, millet teslim olsun diye!
Prof. Dr. Kürşad Zorlu'nun "Büyük Bozkırın Yükselişi: Nazarbayev Liderliği" adlı kitabını okurken, "sürdürülebilir liderlik", "temsil edilen halkın onurunu korumak" gibi kavramlar üzerinden Türk Milleti'nin onurunu korumak konusunda derin düşüncelere daldım.

Önce Kürşat Zorlu'nun tespitlerine bakalım:

"Nazarbayev liderliği için sürdürülebilirlik, ülkenin bağımsızlığının, istikrarının ve yaklaşmakta olan farklı krizlere karşı koyabilmesinin anahtar kavramıdır. Kazakistan'ın 28 yıllık süreçte ne badireler atlattığı, hangi zorluklara göğüs gerdiği, nasıl bir küresel denklemde ayakta kalmaya çalıştığı hatırlanacak olursa bunu sürdürebilmenin bir tesadüfler zinciri olmadığını söylemek mümkündür. Nazarbayev'in henüz ülkenin dış dünya tarafından tanınmadığı günlerde ABD dış gezisinde hâkim kıldığı yaklaşım şuydu:

'Ben daima onurumu, temsil ettiğim halkımın onurunu korumayı bildim.'

Sürdürülebilirlik bir liderlik için ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik olarak ilerleyişinin bir tür durağanlığa, rutine ve akamete uğramaması oldukça elzemdir. Ülke içinden ya da dışından kaynaklanan bir kriz... Nazarbayev liderliği ise sürdürülebilirlik için bu krizleri iç içe değerlendirmektedir. Sürdürülebilir liderlik davranışının en yakındaki örneği Nazarbayev'in görevi bırakma kararıdır. Bu kararı açıkladığında elbette sadece bir kadro değişiminden bahsetmiyor, aynı zamanda zihinsel ve yapısal bir yenilenme hedefliyordu Nazarbayev… Bununla birlikte yeni liderlerin gelmesini sağlamak, söz konusu kararın diğer bir gerekçesidir. Öyle ki 'Onlar ülkemizi modernleştirme süreçlerini devam ettirecek' diyerek ülkenin sürdürülebilir bir kalkınma ve gelişme sağlamasının önemini ortaya koymaktadır."

***

Tabii ki Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik durumu da iç ve dış olayların birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Üstelik Türkiye'nin jeopolitik konumu, insanlık tarihi için de önemlidir. Öyle ki ABD'nin eski başkanlarından Clinton, Ankara ziyaretinden önce Georgetown Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, "20. yüzyılın gidişatını nasıl Osmanlı'nın yıkılışı belirlediyse, 21. yüzyılın şekillenmesinde de Türkiye etkin rol oynayacaktır" demişti! Clinton, bu sözlerle "21. yüzyılın gidişatını, Türkiye'nin yıkılışı belirleyecektir" demek istiyordu ama Türkiye uyanmasın diye bu kadarını ifade edebilmişti.

Clinton, 1999'un Kasım ayında, TBMM'de yaptığı konuşmada da "20. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nun kararlarına göre şekillenmiştir, 21. yüzyıl da Türkiye'nin alacağı kararlara göre şekillenecektir" demişti!

CFR tarafından gönderilen gizli bir belgeyi program haline getirerek 2001 yılında kurulan AKP, o günden beri Türkiye'yi Türk devleti olmaktan çıkarmak için çalıştı. "TC", "Ne mutlu Türküm diyene", "Türküm doğruyum", savaş açtıkları kavramlar oldu! Bütün bunları sırf ideolojik gerekçelerle mi yaptılar yoksa Büyük Orta Doğu Projesi'nin gereği olarak mı? Tabii ki ikincisi…

ABD'nin Suriye projesini uygulayarak, bu hedef doğrultusunda Türkiye'nin nüfus yapısını da değiştirmeye başladılar. AKP iktidarı, İslam dünyasında, özellikle Suriye, Libya, Irak ve Yemen'de ABD'nin Truva atı gibi davrandı, içerde de milli ekonomiyi özellikle tarım ve hayvancılığı bilinçli adımlarla yok etti. Yerli sermaye bile yurt dışına kaçtı!

***

Şimdi Türkiye'de sürdürülebilir liderlik bir tarafa,  sürdürülebilir bir ekonomik, siyasi ve sosyal bir düzen kalmadı! Hukuk kalmadı! Milletin onuru da kimliği de din istismarı yöntemleriyle ayaklar altına alındı!

Üstelik bütün milli direnç kurumları zayıflatıldığı yetmezmiş gibi halk, milli egemenliği korumak için direnemesin diye resmi ve gayrı resmi silâhlı yeni yapılanmalar oluşturuldu.

Türk Milleti, kısa zaman içinde, kendi içinden milli bir iktidar çıkaramazsa, 20'nci yüzyılın başında kendi vatanında yaşadığı var olma yok olma mücadelesi ile bir defa daha karşı karşıya kalacaktır.

Kaynak Yeniçağ: - Arslan BULUT

 

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x