‘Çiçekler titremeye başlarsa trenin geldiğini anlıyorum’

02 Mart 2013 Cumartesi 10:40

Osmanlının son dönemlerinden bu yana demir ağların üstünde çıkardıkları seslerle evlere misafir olan trenler, demir yoluna komşu evlerde oturanların hayatından bir parça oldu. Kumkapı’daki Kumluk alt geçidinin hemen yanı başında yükselen...

‘Çiçekler titremeye başlarsa trenin geldiğini anlıyorum'

Osmanlının son dönemlerinden bu yana demir ağların üstünde çıkardıkları seslerle evlere misafir olan trenler, demir yoluna komşu evlerde oturanların hayatından bir parça oldu. Kumkapı’daki Kumluk alt geçidinin hemen yanı başında yükselen üç katlı ahşap bina, her tren geçtiğinde tabandan tavana zıngırdayan tarihi evlerden sadece biri.

Yaklaşık yarım asırdır kocasından kalma bu evde yaşayan 79 yaşındaki Semiha Uluhan, tren sesini duymayınca rahatsız olduğunu söylüyor tebessüm ederek. Penceresindeki çiçeklerini sularken yaprakların titreşmeye başlamasıyla trenin geldiğini hissettiğini anlatan Uluhan, trenin adeta kendisinden bir parça olduğunu söylüyor. Trenleri gelişinden tanıdığını dile getiren Uluhan, bir iç çekerek şöyle diyor kısaca; “Büyük trenin 42 vagonu ha bitti ha bitecek derken benim ömrüm bitti..” Tren yolunda oyun oynayarak büyüdüğünü belirten Uluhan’ın 50 yaşındaki oğlu Ata Kırımgeri ise küçük kedisini ezen trenle ilgili anısını unutamıyor. Cihan Haber Ajansı (Cihan), demir yoluna yakın oturanların hayatını tematik çalıştı.

Kumkapı’daki iki katlı ahşap ev, tren yolunun hemen bitişiğinde. Tarihe meydan okuyan bina 150 yılın yorgunluğunu taşıyor sanki. Evde yalnız yaşayan Semiha Uluhan tam bir İstanbul hanımefendisi. Kumkapı’daki bu eve 45 yıl önce ilk geldiğinde tren sesine ve evdeki sarsıntıya çabuk alışmış. Aynı mahallede terzilikle yaşamını sürdürmüş uzun yıllar. Uluhan, o yılları şöyle anlatıyor, “İlk geldiğimizde haliyle tren geçerken ev biraz oynadığı zaman deprem oluyor sanıyorduk. Ondan sonra trene alışınca sıradan hale geldi. Böyle böyle zamanla arkadaş olduk. O kadar alıştım ki bazen duymuyorum bile.”

Uluhan, yalnız yaşadığı evinde tren yoluna bakan odasında geçiriyor zamanının çoğunu. Trenin bazen sanki birden bire evinin içine düşmüş gibi, bazen de sessiz geçtiğini anlatan Uluhan, hangi trenin nereye gittiğini de ezberlemiş artık. “Çok ağır trenler bilhassa Trakya tarafından gelen trenlerin sesleri güldür güldür geçiyor.” diyor yılların verdiği tecrübeyle.

Merdivenlerini tırmanırken yılların onu yıprattığını gıcırdayarak dile getiren ahşap evin içinde yarım asır geçiren Uluhan, “Tavandan da ses geliyor bir taraftan toz dökülüyor. Sabah kalkıyorum ki evin içi seccadenin üstleri bembeyaz toz içinde. Eskimiş kapıların pencerelerin yağlı boyaları hep dökülüyor. Alıştık artık…” diyerek sitem etmiyor aslında. Alıştığı bu evin sırlarını paylaşıyor bir nevi.

Asırlık ahşap bina o kadar hassas ki “Pencere kenarında otururken çiçeklerim başlar titreşmeye o zaman anlıyorum ki tren geliyor.” diye özetliyor bu durumu. Ahşap evde bir dönem Çerkezlerin oturduğunu belirten Uluhan, bir zamanlar Atatürk’ün kaptanının da bu evde yaşadığını söylüyor. Günde defalarca sallanan bu tarih kokan evin 150 yıldır ayakta olduğunu ifade eden Uluhan, “Artık korkmaz, oturmuş oturacağı kadar” diyerek evin sağlamlığını ifade ediyor. Kültür Bakanlığı’nca koruma altına alınan evde soğuk da olsa yaşamaktan mutlu olan Uluhan, “Ev benim evcazım sen bilirsin halcazım” diyerek evine olan bağlılığını dile getiriyor. Oğlunun evinden başka bir yere çıkamadığını belirten Uluhan, evde oturduğu zamanlarda kitap okuyor, şiir yazıyor ve ezberliyor.

“Kadırgalı Aysel” yani şimdiki ismiyle Seda Sayan ve ses sanatçısı Mine Koşan da tren raylarına komşu evlerde yaşamış bir zamanlar. Seda Sayan’ın o zamanlar sahilde şarkı söylediğini anlatan Uluhan, “Aysel’in arkadaşı bana elbise diktirirdi. Bir gün Aysel de beraberinde geldiler çok muhabbet ettik. Aysel o zamanlar babasından çok şikayetçiydi. Mine Koşan yakınlarımın komşusuydu. Sık sık görüşürdük, çok güzel sesi vardı.” diye anlatıyor o günleri.

'KEDİMİ TREN EZDİ ÇOK ÜZÜLDÜM'

Kumkapı’daki evlerine 2.5 yaşında geldiğini annesinden öğrenen Ata Kırımgeri, çocukluğunun oralarda geçtiğini söylüyor. O zamanlarda İstanbul’un bu kadar kalabalık olmadığını belirten Kırımgeri, “Sahilde dakika da belki bir iki tane araç geçerdi. Tren yollarında büyüdük. O zaman demirler yoktu çıkar oynardık. Deniz hemen yolun arkasındaydı yüzmeyi orda öğrendim. Trenlere bakardık bizim için çok güzeldi. Zaman geçtikçe alıştık.” diyor. Tren sesinin hiçbir zaman rahatsızlık vermediğini ifade eden Kırımgeri, balkonda muhabbet ederken tren geçerse biraz suskun kaldıklarını ekliyor.

Evlerine gelen misafirlerin 3-5 gün içinde bu sese ve sallantıya alıştığını kaydeden Kırımgeri, trenin yaşamın bir parçası olduğunu dile getiriyor. 1999’da meydana gelen büyük depremi ilk önce fark etmediklerini belirten Kırımgeri, şöyle devam ediyor, “Diğer küçük depremlerde tren geliyor gibi hissediyoruz ilk başta. Tren gelmezse deprem olduğunu fark ediyoruz. Bu ev depreme dayanıklı bir ev oldu artık sallana sallana.”

Kumkapı’nın balık kokusu ve tren sesinin alışkanlık yaptığını anlatan Kırımgeri, “Balık kokusu da trenin gürültüsü de bizim için hiçbir problem çıkarmıyor, hatta eksikliğini hissediyoruz. Trenin geçmediği zamanlarda arıyoruz.” diyor.

Şimdi iki çocuk babası olan Kırımgeri, çocukken tren raylarından inmedikleri için annesinin kendisine kızdığını hatırlıyor. O zamanlarda tren raylarının kenarında korkuluk olmadığı için rahatlıkla geçebildiklerini anlatan Kırımgeri, çok üzüldüğü bir anısını da şöyle dile getirdi, “Küçük bir siyah kedim vardı. Biz başka yerde oynarken tren onu kesip iki parçaya ayırmış. Çok üzüldüm sonra aldım onu tren yolunun kenarına gömdüm.”

Denizin 40 yıl önce tren yoluna daha yakın olduğunu ifade eden Kırımgeri’nin, sahildeki kayalıklardan topladıkları midyeleri tren yoluna yaktıkları ateşin üstünde kızartmaları çocukluk hatıraları arasında yer alıyor.



Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x