Devlet adamlarına dair!

05 Aralık 2019 Perşembe 17:13

Geçen hafta Şehriyar’ın derslerinde aldığım notları buraya aktarmıştım. Dosyamı karıştırırken yeni notlar buldum… Bu notların kıymetli olduğunu düşünüyorum... Bu nedenle bu notları da bu ortamda paylaşmak istedim.

Devlet adamlarına dair!
Geçen hafta Şehriyar’ın derslerinde aldığım notları buraya aktarmıştım. Dosyamı karıştırırken yeni notlar buldum… Bu notların kıymetli olduğunu düşünüyorum... Bu nedenle bu notları da bu ortamda paylaşmak istedim.

Bu notlarımda Şehriyar’ın devlet adamları ve yöneticiler hakkında sözleri vardı:

İyilikle devleti yönetmek istiyorsan savaşla fetih yapmaya kalkışmayacaksın. Bilge yönetici bir şey yapmadığı için toplum düzeni kendiliğinden daha iyi çalışır. Dünya işlerinde gereksiz müdahalenin yararı olmadığı tarihte çok görülmüş bir olgudur.

Bilge yönetici aklının baskısından kurtulmuştur. Ama halkın aklını kendi aklı olarak benimser. İyiyle iyidir. Kötüyle onu iyi yapana kadar iyidir. Doğru olanla doğudur. Yalancı olanla da onu doğru yapana kadar doğrudur.  İyi insan kötü insana örnek olur, fakat kötü insan iyiye bir şey öğretir. Bilge kimseyi dışlamadan insanları nasıl kurtaracağını bilir.

Bilge yönetici dünya işlerinde ilke sahibidir. Fakat kırıcı, yaralayıcı değildir. Saftır, fakat zarar vermez. Doğrudur, ama şiddetli değildir. Aydınlıktır, ama parlamaz.  

İyiliği öğretmekten vazgeçersek insanlar birbirlerini daha çok severler. İnsan ustasını saymaz, işinden de memnun değilse yanılır, bilgili de olsa kafası karışır. Şiddet kullanan aynı şekilde ölür. En iyi yontucu en az yontandır. Sakin olan dünyaya egemen olur. Sükûnet etkinliğin yol göstericisidir.  Yönetici gördükleri ne kadar ilginç olsa da sakin ve soğukkanlıdır, duruma egemendir. Aşırı etkinlik yaparsa koltuğunu  kaybedebilir.

Yasak ne kadar çoksa halk o kadar fakir olur. Yasaları dayatmaya kalkarsan haydut ve hırsız fazla olur. Eğer hükümet sade ve hoşgörülü ise halk da içten ve namusludur. Eğer hükümet sert ve etkili ise halk sahtekâr ve hoşnutsuz olur.

Söylemi sınırlar, duygulara yenik düşmezsen tükenmezsin. En küçüğü görmek iyi görmektir. Nazik kalmak güç gösterisidir.

Saraylar çok gösterişli, çiftçilerin evleri harap ve ambarlarında bir damla tahıl yok, yöneticiler pahalı elbiseler giyer, güzel arabalara biner, yemek içmekten bıkmaz, hazinelerine değerli şeyler yığarlar. Bu en büyük hırsızlıktır.

Tüm düzen yok olmadan yeniden düzenle. Bir şey ortaya çıkmadan harekete geç.

Halkın hükümdarı olmak isteyen önce onun önünde eğilir. Halkının önünde olmak isteyen geride durur. Halkın önünde olduğu zaman onu engellemez. Halk onu destekler, herkes onu sever. Kimseye karşı çıkmadığı için kimse de ona karşı çıkmaz. İyi yönetici halk önünde alçakgönüllüdür.  Alçakgönüllü hükümdar bütün suların toplandığı okyanus gibidir. Bilge alçakgönüllü olduğu için onların hükümdarıdır. Böylece bilge yönetici yüksekte de olsa halk onun ağırlığını hissetmez.

En büyük cinayet tutkuya yenik düşmektir. Elde etme arzusu kadar büyük hata yoktur. Onun için yetinmek yeteri kadar sahip olmak demektir.

Halkını sevdiğin ülkeyi yönetirken tanınmadan kalmak, her köşesini tanıdığın ülkeyi karışmadan idare etmek, besleyip, büyütüp ama sahip çıkmamak bilge bir yöneticinin özellikleridir.

Eğer birisi içten değilse o halkın güvenine sahip olmaz. Bilge yönetici az konuşur. Bilge yönetici ne kadar az bilinirse o kadar iyidir. Beklenen bir şey gerçekleşince halk ‘’her şey kendi kendine olur’’ der.

Şu üç şey yapılırsa halkın yaşamı çok basit ve sade olur; sade olmak, insanın doğasına sadık kalmak, kimlik kavgasından uzaklaşmak ve daha az arzulamak.

Halka inanmazsan onlar da yalancı olur. Bilge yönetici karnı doyanlara gereksiz yemek vermez. Güçlü olduğun zaman aynı zamanda bozulma zamanıdır. Her varlığı yaşatır ama onlar üzerinde egemenlik kurmaz.

Bilge yönetici gerçeği seçer, yüzeysel, bulanık olana iltifat etmez. Meyveyi seçer, çiçeği bırakır. Devletin temel ilkelerini gözleyenin ömrü uzun olur.

Bilge hükümdar şöyle der: ben bir şey yapmıyorum. Halk kendiliğinden iyileşiyor. Ben sakinim, halk da sükûnet içinde. Ben karışmıyorum, halk kendiliğinden zengin oluyor. Benim arzuladığım bir şey olmadığı için halk kendiliğinden doğal bir sadeliğe dönüyor.

Bilge kişilerde olması gereken özellikleri de şöyle sıralardı:

Bilge iyi ve kötüden birini tutmaz. Varlığına engel olamadığımız kötüyü iyiyle dengede tutmak gerekir.

Bilge kendi için mal biriktirmez. Başkaları için her şeyini harcadığı zaman yaşamı daha zengin olur. Herhangi bir düşünceye saplanmadan ve yaptıklarını iyilik ya da doğruluk gösterisine dönüştürmeden yüceltmeyi ister.

Bilge sakindir, tutkusuzdur. Az konuşur, hiçbir şey için fazla gayret etmez, duyarlığı boşalmış gibidir. Bilge endişelenmez. Hiçbir şeyden rahatsız olmaz.

Bilge zorlamadan, konuşmadan öğretir. Canlı varlıkları benimser, yetiştirir ama sahiplenmez. Başarılı olur, fakat yaptığını vurgulamaz. Başarır ama önem vermez. Ne kadar becerikli olduğunu göstermeye kalkışmaz. Onun için kimse ona dikkate etmez. Fakat yaptıkları yaşar. Kendini öne atmaz, ama ünlüdür. Kendini sergilemez, fakat bilinir. Daima göründüğünden daha iyi olur. İstemez, onun için saygındır. Bilge insan çalışır, ama yaptığından bir şey beklemez. Söylediğinde ısrar etmek ayrıcalıklı olmaya yetmez. Yaptığını çok beğenenin yapıtı uzun ömürlü olmaz. Övünenin başarısı yankılanmaz. Övünmez, bu nedenle en iyisidir. Bilge her şeye zor diye başlar, sonunda hiçbir zorlukla karşılaşmaz. Kimseye karşı çıkmadığı için kimse de ona karşı çıkmaz. Bilge yönetici böyle başarılı olur. Büyük olmayı istemediği için başarılı olur. Eskilerin ‘’eğilen bütünlüğünü korur’’ sözü doğrudur. Bütünlük parçaların bütünlüğüdür ve parçadan bütüne dönmek gerekir.

Bilge geride kaldığı zaman ilerler, kendini unutunca özüne ulaşır. İnsan benliğine kendini unutarak ulaşır. Bilge kendini bilir. Gösteriş yapmaz. Kendini yetiştirir ama övünmez. Korkuyu bırakır sevgiyi seçer.

Kişilerde olması gereken özellikleri de şöyle anlatırdı Şehriyar:

Benlik kaygısı olmasa dertlenmeyiz. Kendimizi dünyayla eşdeş kılarsak dünya içimizde olur. Bir şey gerçekleştirirsen onunla özdeş olursun. Bir şey kaybedersen onunla özdeş olursun. Başarıyla eşdeş olursan o da seninle örtüşür. Kayıpla eşdeş olursan o da seninle örtüşür.

Akı bırakıp karanın gölgesinde kalan kişi alçakgönüllü dünyanın ölçüsüdür. Başkalarını bilen bilgilidir. Kendini bilen aydınlanmıştır. Kendini yenen kuvvetlidir. Sahip olunanla yetinmek zenginliktir.  İyi insan anlaşmak ister, kötü insan fazlasını ister.

Bir şey almak için önce vermek gerek. Sarf etmekten korkan sonunda daha çok kaybeder. Ne kadar çok biriktirirsen o kadar kaybedersin. Aza razı olan insan utanacak şey yapmaz. Zamanında durmasını bilene zarar gelmez. Daha çok yaşar. Sevecen olan cesur olur. Azla yetinen cömert olur. Başkasıyla yarışmayan ve başa güreşmeyen yeteneğinin zirvesine ulaşır.

Bilen konuşmaz, konuşan bilmez. Aydınlığın göz kamaştırmasını engelle. Bilmediğini bilen yetkindir. Bilmediğini biliyorum sanan akıl hastasıdır. Bunu hastalık olarak bilmek hasta olmamaktır. Bilge hastalıkları hastalık olarak bilir. Onun için hasta olmaz.

Askerlik hakkında da çok şey bilirdi Şehriyar:

Nerede ordu varsa orada dikenler ve çalılar biter. Büyük bir savaştan sonra yıllarca yokluk çekilir. Güzel silahlar kötülük araçlarıdır. İnsanlar onlardan hoşlanmaz. Silahlar kötülüğü çağrıştırır. Silah ancak çaresiz kalınca kullanılır.

İyi komutan savaşı sürdürüp ustalığını kanıtlamaya çalışmaz, gerektiği için savaşır, ne kadar yaman olduğunu göstermek için değil. İyi asker şiddete başvurmaz. İyi savaşçı kızmaz. İyi zafer yarış gibi kazanılmaz.

Kavganın ortasında bile sakin ve ilgisiz kalmalı. Kazanılan savaş da arzu edilen bir şey değil. Çünkü böyle yapmak insanları öldürmekten hoşlanmak demektir.

Askerler şöyle derler: ‘’Önce hücum etme, bekle hücum etsinler. Bir parmak ileri gideceğine, bir ayak geri git.’’ Bu şuna benzer: İleri gitmeden ileri gitmek. Kolları sıvamak, fakat silah taşımamak. Düşmanlık göstermeden hücum etmek. Kılıçsız kılıç çekmek. Düşmanı küçük görmek yanlış bir tavırdır. ‘’Düşman önemsiz’’ demek hazineleri kaybetmektir. Ama iki ordu karşı karşıya geldi mi, acıyan kazanır.

Kendisi hakkında pek konuşmazdı Şehriyar. Kendisini tanımladığı cümleleri de şöyleydi:

Benim değer verip koruduğum üç hazinem var: Biri sevecenlik, diğeri azla yetinmek, sonuncusu bir başkasıyla üstünlük yarışına girmemek. Sevecen olan cesur olur. Azla yetinen cömert olur. Başkasıyla üstünlük yarışına girmeyen yeteneğinin zirvesine ulaşır. Sevecen olmadan cesur olmak, azla yetinmeden cömert olmak, geride kalmasını bilmeden önde olmak istemek ölüm tehlikesi içeren eğilimlerdir. Akıl için derinliği, dostluk için şefkati, söz için samimiyeti, hükûmet için düzeni, iş için beceriyi, hareket için uygun zamanı seçeriz. Ama boyuna bir şey yapmaya çalışmayız.

Benim sözlerim kolay anlaşılır, kolay uygulanır. Ama kimse onları anlamaz ve uygulamaz. Sözlerimin içerdiği ilkelerin temelleri var. Fakat bunları bilmeyen beni anlamaz. Beni az insan bildiği için değerliyim. Bilge insan onun için üzerine kaba bir elbise geçirir, yeşim taşını ise göğsünde saklar.

***
O günler geride kalmış… Şehriyar’ı tanıdıktan yıllar yıllaaar sonra sonra okumuş anlamıştım Hegel’i, Heidegger’i, Schopenhauer’i, Wittgenstein’i, Emile Durkheim’i, Alfred Adler’i, Aristo’yu, Platon’u, Epiktetos’u, Marcus Aurelius’u, İbn-i Arabî’yi, Şems-i Tebrizi’yi, Cüneyd’i Bağdadi’yi, El Kindî’yi,  İbn-i Rüşt’ü, Gazali’i, Lao Tzu’yu, İbn-i Sina’yı, Yunus’u, Mevlânâ’yı… Şimdi, keşke diyorum, o gencecik yaşımda değil de şimdiki aklımla, şimdiki seviyemle tanıyabilseydim Şehriyar’ı. Şimdiki halimle daha iyi anlardım Şehriyar’ı.

Osman AYDOĞAN

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x