'Devlet-ebet-müddet' çizgisi böyle mi korunacak?

09 Ekim 2021 Cumartesi 15:06

Hangisi daha acı: IŞİD'in iki askerimizi yakarak şehit ettiği haberlerini, yöneticilerimizin önce inkâr etmeleri ve ancak bir yıl sonra kabul etmeleri mi? Yoksa askerlerimizin yakılma fetvasını veren Alwi'nin ailesiyle birlikte Türkiye'ye yerleşip Gaziantep'te dükkân işletiyor ve bir ihbar olmasa bunun ortaya çıkmayacak oluşu mu?

'Devlet-ebet-müddet' çizgisi böyle mi korunacak?
Hangisi daha acı: IŞİD'in iki askerimizi yakarak şehit ettiği haberlerini, yöneticilerimizin önce inkâr etmeleri ve ancak bir yıl sonra kabul etmeleri mi? Yoksa askerlerimizin yakılma fetvasını veren Alwi'nin ailesiyle birlikte Türkiye'ye yerleşip Gaziantep'te dükkân işletiyor ve bir ihbar olmasa bunun ortaya çıkmayacak oluşu mu?

O şehitlerimizin vatanlarında mezarları yok ama katilleri o vatanda normal hayata geçmiş!.. Bu nasıl bir güvenlik zafiyetidir? Bunu hangi akıl, hangi siyaset, hangi vicdan kaldırabilir? 'Ordu-millet' düşüncesi genlerine işlemiş bir milletin, asırlarca bu özelliğiyle dünyaya tutunmuş, farklı coğrafyaları yurt edinmiş bir milletin ve onun devletinin bu hâle düşürülmesini kim nasıl izah edebilir?

'Devlet-ebet-müddet' çizgisi böyle mi korunacak?

***

Önceki günlerde ajanslara bir haber düştü… "İsrail, 35 yıl önce kaybolan Roni Arad isimli pilotu bulmak için harekete geçti…"

Roni Arad, İsrail ordusunun 1986 yılında Lübnan'ın güneyine yaptığı operasyonda uçağının düşmesi sonucunda kaybolmuştu… İddialara göre, İsrailli pilot Şii Emel Hareketi tarafından önce İran'a kaçırılmış, sonrasında tekrar Lübnan'a götürülmüştü…

Dikkat çekici olan şu: Aradan 35 yıl geçmiş, o pilotun devleti hâlâ iz sürüyor… Farklı ülkelerde operasyon yapıyor, ifadeler alıyor, bazı cesetlerden DNA örneği çıkarıyor… Operasyon başarısız olsa bile işin peşini bırakmıyor…

İsrail, kendi insanına, güvenlik görevlisine verdiği kıymetin ve inancının gereğini yapıyor… 2008'de pilot Arad'la ilgili Lübnan Hizbullahı'yla yapılan görüşmede İsrailli iki askerin cesedi karşılığında 5 Hizbullah üyesi serbest bırakılmıştı…

İsraillilerin cesedi, düşmanlarının dirisinden daha kıymetliydi!.. Neve Şalom Sinagog katliamını hatırlayalım… İsrail'den gelen görevliler, parçalanmış cesetlerin saç teline kadar toplayıp götürmüşlerdi…

Bir de Gilad Şalit örneği var… 2006'da İsrail'in operasyonlarına karşılık vermek isteyen Filistinli bir grup, yer altındaki tünellerden geçip İsrail ordusuna ait bir nöbet noktasına saldırır… Çıkan çatışmada karşılıklı can kayıpları olurken, Gilad Şalit adlı İsrail askeri Filistinliler tarafından kaçırılıp Gazze'ye götürülür…

İsrail, Şalit'i bulup kurtarmak için defalarca operasyon ve diplomatik yöntemler denedi, başarılı olamadı… Bir Şalit'i kurtarmak için İsrail 2011 yılında içlerinde ağır suçlu olarak gördüğü militanların da bulunduğu 1027 mahkûmu serbest bırakacaktı…

***

Bu coğrafyada tutunmanın bize yüklediği ağır sorumluluklar var… İrili ufaklı tüm yöneticiler bu sorumluluğu millî bir şuurla taşımak mecburiyetinde… En küçük tökezlememizde ne dost kalacak, ne müttefik…

En önce kendimize sahip çıkmak, kendimize tutunmak durumundayız… Yüz yıl önce bu toprakları Türk'e çok görüp, ya esaret ya da Orta Asya'ya dönüş tercihine zorlayanlar, o fırsatı tekrar yakaladıklarında merhamet mi gösterecekler sanki?

Çözüm sürecinde, PKK'lılar şehir merkezlerinde, sözde şehitlikler açıp, oralara terörist heykelleri dikerken, köy korucularının mezarlarına taş dikilemeyecek hâle gelmişti bu ülke… Yeni utançlar kaldıracak ne hâlimiz, ne sabrımız, ne de niyetimiz var…

Devleti yönetenler, yakılarak şehit edilen Sefter Taş'ın babası Aydın Taş'ın "Oğlum öleli 6 yıl olacak… İçimdeki acıyı kim söndürecek?" sorusunun ağır muhataplarıdır… Bu sorunun altından ancak millî şuurla kalkılabilir…

Servet Avcı / 09.10.2021

Yorum Gönder

@name x