ENVER ALTAYLI DAVASININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ!

19 Haziran 2020 Cuma 09:41

Not: Enver Altaylı benim akrabamdır. Fakat bu yazıyı sadece o sebeple yazmıyorum. İnsanlar kendilerinin veya yakınlarının başına gelmeden başkasının yaşadığı haksızlığı anlayamıyor. Ben de bu yazıda konuya hukukun evrensel ilkeleri açısından bakmaya çalıştım. Bu konuda başkaları için yazdığım yazılar da olduğu için rahatım. Okuyanların da Enver Altaylı ile ilgili varsa şahsi problemlerini, çekişmelerini filan bir tarafa bırakarak, olaya hukukun evrensel ilkeleri açısından bakmalarını diliyorum. Aynı uygulama düşmanıma yapıldıysa “oh olsun, iyi ki yapmışlar”, dostuma yapıldıysa “vah yazıklar olsun, yanlış yapmışlar” yaklaşımındaki ilkelliği idrak edip bundan vazgeçebilmeliyiz.

ENVER ALTAYLI DAVASININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ!
Dün (17 Haziran 2020) Enver Altaylı davasının dördüncü duruşması yapıldı. Dün duruşma salonunda sanık akrabaları, birkaç gazete muhabiri ve birkaç arkadaş vardı. O arkadaşlara teşekkür ediyorum. İsimleri bende mahfuzdur. İsimlerini açıklamamdan hiç rahatsız olmayacaklarını bildiğim insanlar. Ama ben onları açıklayarak başkalarına sitem etmiş olmayayım diye açıklamıyorum.


Duruşmanın başında sanık Metin Can Yılmaz usulle ilgili itirazlarını ve taleplerini dile getirdi. Mahkeme heyetinin tarafsızlığı sıfatını kaybettiğini ve bu yüzden mahkemenin bu davayı göremeyeceğini söyleyerek redd-i hakim talebinde bulundu. Mahkeme Heyeti Başkanı, bu konuda karar vermek üzere duruşmaya ara verdi. Tekrar başlayan duruşmanın ikinci celsesinde, Başkan, Metin Can Yılmaz’a redd-i hakim talebinin heyetçe reddedildiği kararını bildirip bu karara itirazı olup olmadığını sordu. Metin Can Yılmaz ve vekili itiraz edeceklerini söyleyince mahkeme heyeti başkanı, bu durumda esasla ilgili görüşmelerin bu celsede yapılamayacağını, bu kapsamda sanık ifadelerinin de itirazla ilgili karar verilinceye kadar alınamayacağını, itirazın Ankara 17. Ağır Ceza mahkemesine sevk edildiğini söyledi. Usulle ilgili olarak sanıklardan ve müdafilerinden tahliye taleplerini almakla yetinileceğini duyurdu. Tahliye taleplerinin dinlenmesinden sonra, bu taleplerin reddi ve bir dahaki duruşma tarihinin 16 Temmuz olduğu kararının açıklanmasıyla duruşma sona erdi. Tabii burada insan sormadan edemiyor Adamı dev suçlamalarla 27 ay yargısız tutuklu bırakacaksınız; sonra da alelacele hazırlanmış, suçlamaların büyüklüğü ile  mütenasip olmayan bir iddianameyle sanıkları mahkemeye sevk edeceksiniz; kılıfına uydurmak çabasından başka hukuk bunun neresindedir?


Öte yandan gazetecilik ahlâkı diye bir ahlâk elbette vardır. Yeni Şafak Gazetesinin, bu duruşmayla ilgili haberinin manşeti: https://www.yenisafak.com/gundem/altayli-yine-savunmadan-kacti-tutuklu-kalmaya-devam-edecekler-3545466


Enver Altaylı tahliye talebini dile getirirken “77 yaşındayım. Daha önce 4-5 mide kanaması, bir beyin kanaması geçirdim. Fetöcü değilim, casus hiç değilim, benden casus olsa Türkiye casusu olur. İddianamede bu suçlamaların delilleri yoktur. Hangi gerekçeyle tehlikeli tutuklu şartlarında hapiste tutulduğumu bilmiyorum. 9 metrekarelik bir yerde 34 aydır tek başıma bulunuyorum” diyor. Altaylı tahliye talebinde bulunurken ayrıca aşağıda bağlantısını vereceğim haberde sözü edilen şahıslar yanında rahmetli Türkeş Bey ile yakınlığından bahsediyor. Bendeniz de şahidim ki Enver Altaylı, vefat ettiği zamana kadar Türkeş beyin çok yakınında olmuş, Türkeş Bey bazı önemli konuları sadece onunla paylaşmıştır. 


Tahliye talebi, Yeni Şafak gazetesinin manşetini tekzip ediyor. Enver Altaylı tehlikeli tutuklu şartlarında, yani tecritte kalmaya devam etmek mi istiyor ki, savunmadan kaçıyor? Ayrıca duruşmada mahkemenin usulüne uygun bir kararı var: “Mahkeme heyetinin reddine ilişkin talebin reddine itiraz” görüşülüp karara bağlanıncaya kadar mahkeme esasla ilgili görüşme yapamaz. Bu kararı, Enver Altaylı’nın tahliye talebini ve “savunmadan yine kaçtı” manşetini bir araya getirince insanın aklına, “adaletiniz kadar varsınız” sözleri geliyor. Adil olmak sadece adli karar vereceklerin yükümlülüğü değildir. Esnafın, gazetecinin, öğretim üyesinin velhasıl herkesin adil olmak gibi ahlâki bir yükümlülüğü vardır. Allah’tan haberi tarafsız gazetecilik anlayışıyla verenler de yok değil. Bir örnek: https://medyascope.tv/2020/06/17/eski-mit-mensubu-enver-altayli-tutuklu-bulundugu-feto-davasinda-konustu-fetocu-degilim-casus-hic-degilim/  

Dün duruşmaya geldiklerini başta belirttiğim o birkaç arkadaş ile iki celse arasında sohbet ederken serzeniş olarak söylediklerini düşünüyorum. Onların bu serzenişlerinin muhatabı, üzerine düşeni yapmayanlardır. Bunlar arasında ben de varım. Duruşmanın saatini arkadaşlarıma duyurup onları davet edebilirdim. Pandemi dolayısıyla tedbirli olmamız gerektiği için haber vermedim, nitekim biz akrabalar bile, pandemi dolayısıyla önce adliye binasına alınmadık, ama sonra davaya bakan Ankara 16. Ağır Ceza mahkemesinin müdahalesiyle binaya ve salona alındık.


Müyesser Yıldız gözaltına alındığı zaman yazdığım gibi: “Adalet sürekliliği olan bir olgudur, zaman zaman kesintiye uğrasa da. Zulüm ise biter, ne kadar uzun sürse de.”

Orhan Kavuncu
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x