MİLLİYETÇİLİK ARTIK ÖCÜ DEĞİL

01 Ekim 2020 Perşembe 11:27

Öğrencilik yıllarımızda İstanbul’da Spor Sergi Sarayı’nda düzenlenen Bozkurt ve Ergenekon gecelerine giderdik. O dönemde milliyetçilik ve Türk Dünyası tehlikeli konulardı.

MİLLİYETÇİLİK ARTIK ÖCÜ DEĞİL
Öğrencilik yıllarımızda İstanbul’da Spor Sergi Sarayı’nda düzenlenen Bozkurt ve Ergenekon gecelerine giderdik. O dönemde milliyetçilik ve Türk Dünyası tehlikeli konulardı. Türk Dünyası’nın insan hakları ve demokrasi sorunları ile ilgilendiğiniz takdirde ırkçı, kafatasçı ve Türkiye ve barış için çok tehlikeli bir iş yapmış olurdunuz. Hemen ertesi gün Cumhuriyet Gazetesinde bir köşe yazarı milliyetçilerin hayallerle uğraştığı ve Türkleri kurtarmak için Kafkaslardan hücuma geçecekleri yazılırdı. Herhalde yazar bugün hayatta olsa birçok yazar gibi fikirlerinde değişiklikler gösterebilirdi. Aslında Türk birliği veya Turan demek kardeş, bağımsız ve egemen, ortak kültüre sahip Türk devletleriyle 21.YY’a uygun siyasi ve ekonomik iş birliği ve dayanışma kurmaktır. 

Şu kafatasçılık konusu da beni epey meşgul etmiştir. Milliyetçilere hep hayali suçlamalar yapıldığı dönemlerden geçtik geldik. Bugün 70’li yaşları biraz aştık. Ne çevremde, ne de başka yerlerde kafatası ölçenlere hiç rastlamadım. Kısa kısa belirli konulara temas ederek okurlarımla aslında dertleşmek istiyorum.

Milliyetçilik ve ırkçılık birbirinden çok farklı konulardır. Ancak bazıları bunları aynıymış gibi ele almakta fayda görür. Milliyetçilik, kendi milliyeti dışındakileri aşağılamak, dışlamak değil; başkaları ile Dünyayı eşit, adil, anlamlı ve istismar edilmeden paylaşabilecek şuur ve olgunluğa erişmedir. O etnik engellemeleri ve tuzakları aşarak milli değer ve menfaatleri savunmak, onlara sahip çıkmak, milli kültür unsurlarına bağlılık ve onları koruyarak geliştirmektir. Milliyetçilik sadece duygu ve düşüncede kalan bir anlayış değildir. Ekonomiden dış politikaya ve sanata kadar bir tavır alışlar bütünüdür. O ne bir tören malzemesi, ne dışa kapanma, ne de duygusal düşmanlıktır. Milliyetçilik, öncelikle Türk Milletine mensup olma şuurunu paylaşmaktır. Aslında isteseniz de Dünyaya kapanamazsınız. Milliyetçilik bir ideoloji değil; o sürekli ülke yararına devam eden bir pratiğin adıdır. Milliyetçi bir çizgide olamadığınız sürece evrensel içinde kaybolur; artık ideolojik çatışmaların yerini alan milli devletlerle küresel güç ve bloklar arasındaki mücadelede küresel istiladan kurtulamazsınız. Aslında beyinleriniz rehin alınır.



Milliyetçilik kültürel değerlere bağlı bir kavramdır. Irkçılık ise; genetik ve biyolojik yönlendiricileri ve determinizmi esas alır. Batı’da milliyetçilik kavramından korkulur. Çünkü Batı ülkelerinin sömürge tarihlerinde gayrı insani ve gayri ahlaki istismarlar vardır. Milliyetçilik ikiye üçe veya dörde ayrılmaz. Milliyetçilik milliyetçiliktir; ırkçılık da renk, kafatası ve kan boyutları ile ırkçılıktır. Dün ve bugün Türk’e karşı yapılan ırkçılık, etnikçi taassup Anadolu üzerinde yeni Sevrler açma yarışıdır. Maalesef günümüzde dolaylı da olsa Sevr’den yana olan ve Lozan’ı reddeden fikir soytarıları vardır. Milliyetçilik milletleşme süreci ile birlikte yürür. Milletleşemeyen etnisitelerin milliyetçiliği olmaz. Buna asabiyet  denebilir. Bizim Alman ve Fransız milliyetçiliklerinden alacağımız herhangi bir ders yoktur. Tersine insan hakları, temel hak ve hürriyetler ve inanç hürriyeti bakımlarından iki binli yıllarda hala vereceğimiz dersler vardır. Batı’da milliyetçiliğin ortaya çıkışı şehre has meslekleri yerine getiren şehirliler (burjuvazi) ile birlikte düşünülür ve 1789 Fransız İhtilali esas alınır. Bu Batıcı bir yaklaşımdır. Milliyetçilik Türk tarihi ile birlikte başlar. Türk tarihi Fransız ihtilali ile başlatılamayacağına göre, milliyetçiliğimiz de 1789 ile başlamaz. Çin’e karşı alınan tedbirler ve tarihi anıtlar bunun delilidir. Nitekim, Kaşgarlı Mahmut’un Divanu Lügati’t Türk adlı eseri 11.YY’dadır (1072-1074). Burada Göktürk Abideleri’nde taşlara Türk kazıldığı ve Çin tehlikesi belirtilmektedir.  

Milliyetçi düşünce ve onu tamamlayan eylem herhangi bir sınıfın, tabakanın, sosyal gurubun ve Batıda olduğu gibi burjuvazinin tekelinde değildir.  Meslekleri ve eğitimleri, statüleri farklı da olsa bir odacı ile bir profesör, bir rektör ile şoförü, bir genel müdür ile memuru aynı çizgide eşit olarak birleşebilir. Etnik taassubu aşamayan ve milletleşemeyen, milli mutabakatlarını belirleyemeyen topluluklar, etnik çatışmaların dışına çıkarak dışa karşı milli mücadele veremezler. Etnik taassup emperyal güçler tarafından devamlı kullanılır. Milli direnç zayıflatıldığı için ülke toprakları kolayca işgal edilebilir.

Türk milliyetçiliği dayanışmacı ve toplumcu özelliği ile canlı bir şekilde yaşar ve uygulanırken, insanlık tarihi henüz ne faşizmi, ne de nasyonel sosyalizmi tanıyordu. Onun yapısına ters düşen sistemlerle özdeşleştirilmesi son derece yanlış ve maksatlıdır. Rahmetli Erol Güngör’e göre, Türk Milliyetçiliği bir kültür hareketi olarak ırkçılığı, halka dayanan bir siyasi hareket olmasıyla da otoriter idare sistemlerini reddeder. Türk Milliyetçiliği bir seçkinler hareketi de değildir. Türk Milliyetçiliği küreselleştirmeye, liberal kapitalist sisteme ne derece yabancı ise; sosyalist sisteme de o derece yabancıdır. Sosyalizm, aristokrasi gibi zümreci ve sınıf çatışmasını esas aldığı için millet ve milliyetçiliğe yabancıdır. Fert, zümre ve sınıf egemenliğini esas alan bir görüş, toplumun bütününü kavrayamadığından toplumcu da sayılamaz. Toplumcu olmayan bir yaklaşım millete ve milliyetçiliğe de yabancıdır.

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x