‘Nass var, nass...’

21 Aralık 2021 Salı 19:59

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomik krizle ilgili konuşmalarında “nass var, nass” ifadesi ciddiyetle tahlil edilmelidir. İki gün evvel de şöyle konuştu: “Benden başka bir şey beklemeyin… Bir Müslüman olarak nasslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim.”

‘Nass var, nass...'
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomik krizle ilgili konuşmalarında “nass var, nass” ifadesi ciddiyetle tahlil edilmelidir. İki gün evvel de şöyle konuştu:

Benden başka bir şey beklemeyin… Bir Müslüman olarak nasslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim.

Bu sözler doları 17 liranın üstüne çıkardı!

İki açıdan bakalım: Bir, Müslümanların bin yıllık tecrübesi… İki, Erdoğan’ın yirmi yıllık iktidarı…

İSLAMİ İLİMLER

8. Asırda büyük İslam hukukçularından İmam Züfer’den başlayarak gelişen para vakıfları tartışması, Osmanlı’da İbn Kemal ve Ebussud Efendi’nin para vakıflarında yüzde 12’ye kadar faize cevaz vermesi, ‘Abdülhamid zamanında devletin faiz uygulamaları…

Bin yılı aşkın bu tarihi tecrübede Müslüman âlimler “faiz haramdır” nassındaki maksadın (maqasıd) niteliğini tartıştılar... Farklı görüşler oluştu.

Açık fikirli âlimler “kamu yararı, örf, istihsan, zaruret, tahsis” gibi yeni metotlar geliştirerek bu sorunlara çözümler önerdi… Hâlâ akademik tartışmalar devam ediyor.

Dahası bugün elimizde, son iki asırda oluşmuş modern iktisat ilmi var.

Devlet adamına yakışan, bunların tartışılacağı akademik ve siyasi özgürlük ortamını sağlamak ve ülkesinin ekonomisini zarara sokacak taze denemelerden sakınmak olmalıdır… Ama işte her “faiz” dediğinde piyasada faiz de döviz de enflasyon da artıyor, ekmeğimiz küçülüyor.

Dünkü 'dövize endeksli mevduat' kararına Durmuş Yılmaz 'örtülü' faiz' dedi. Döviz düştü çok iyi ama bütçeye ve enflasyona etkilerini göreceğiz...

ERDOĞAN’IN BAŞARISI

Cumhurbaşkanı, “geçmişte enflasyonu nasıl yüzde 4’e indirdiysek yine indireceğiz” diye konuştu.

Keşke, diyorum.

Fakat Erdoğan’ın “geçmişteki” politikalarıyla bugünkü politikaları taban tabana zıt!

Zıt politikalar aynı sonuçları doğurabilir mi?!

Ecevit hükümetinde Kemal Derviş’in reformlarıyla ekonomiyi sağlıklı bir yola girmişti; AK Parti bunu devraldı. Derviş reformlarının başında Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, Denetleme ve Düzenleme kurumları ile İhale Kanunu gelir.

AB sürecinin de büyük katkısıyla Türkiye’ye yatırım yağıyordu.

Başbakan Erdoğan, “nass”tan bahsetmiyor, aksine “faiz hayatın gerçeğidir” diye konuşuyordu:

kupurekle.jpg

Derviş reformlarıyla ateşi söndürülen enflasyon, evet, % 4’lere kadar düşecekti. Erdoğan; Derviş’in IMF destekli programını sürdürerek, AB sürecinde ilerleyerek, rasyonel ekonomiden sapmayarak, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek gibi rasyonel bakanlarla, henüz bozulmamış kamu kurumlarıyla çalışarak o başarıları sağlamıştı. Ya bugün?..

KRİZE DOĞRU

2011 seçim zaferinin yarattığı özgüven patlaması, ülkeyi bugünkü krize getirecek politikalara yol açtı. Erdoğan düşük faizle tüketimi artırıp oy almak için 2015’te Merkez Bankası’na ağır sözlerle yüklenmeye başladı.

Bürokraside partizan atamalar kurumların kalitesini bozuyor, Batı’dan otoriterleşme eleştirileri geliyordu. Erdoğan’ın hukuk ve özgürlük eleştirileri gelmeyecek dış politika seçeneklerine yönelmesi de başlamıştı.

AK Parti’nin reformlarına destek veren Kemal Derviş şöyle konuşuyordu:

AK Partinin 2003-2007 dönemiyle, 2008-2014 dönemi arasında ciddi farklar var… Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, BDDK gibi kuruluşların özerkliği çok önemli. Özellikle 2011’den sonra, Düzenleyici Kurullar özerkliğini kaybetti. İhale Yasası onlarca defa değiştirildi. Siyaset ve piyasa ekonomisinin işleyişi arasındaki hassas denge bozuldu… Yavaş büyümeyi, istihdam eksikliğini, gençlerin umutlarını yitirmesini üzülmeden izlemek mümkün değil.” (5 Nisan 2015)

Aynı dönemde Daron Acemoğlu, Şevket Pamuk gibi iktisatçıların, TÜSİAD ve iş dünyasının eleştiri ve uyarılarına Erdoğan sert tepkilerle karşılık veriyordu.

DİNÎ SÖYLEM

Eleştiriye kapalı olmak, yanlışların birikip kar topu gibi büyüyerek üstümüze yığılmasına yol açtı.

Bugün Erdoğan yeniden ilk dönem politikalarına dönebilir mi? Keşke, ama sanmıyorum. Çünkü bu, kurumların bağımsızlığını, liyakat ilkesini, CB sistemindeki muazzam yetkilerin sınırlandırılmasını kabul etmesi demektir…

Bu durumda dindar vatandaşlarımızın seçmen sadakatini pekiştirmek için yoğun bir İslami dil kullanıyor; “nass” gibi, “krizden çıkışın anahtarı İslam ekonomisidir” gibi…

Ama bu söylem hem dinin temiz ulviyetine zarar veriyor hem sorunlara rasyonel çözüm beklentisini sarsarak ekonomiye zarar veriyor.

Taha AKYOL

Yorum Gönder

@name x