ÖMER SEYFETTİN VE TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ

09 Mart 2020 Pazartesi 12:08

Ömer Seyfettin, Türk toplumunca millî, tarihî ve sosyal temalı hikayeleri ile usta bir hikaye yazarı olarak tanınır. Fakat o, sadece başarılı bir hikâye yazarı değil, aynı zamanda bir şair, bir öğretmen, Türk tarihini iyi bilen bir tarihçi,

ÖMER SEYFETTİN VE TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ
 Ömer Seyfettin, Türk toplumunca millî, tarihî ve sosyal temalı hikayeleri ile usta bir hikaye yazarı olarak tanınır. Fakat o, sadece başarılı bir hikâye yazarı  değil, aynı zamanda bir şair, bir öğretmen,  Türk tarihini iyi bilen bir tarihçi, Türk milletinin toplumsal yapısını çok iyi tahlil eden, bir sosyolog, Türkçülük fikrinin önemli bir ideoloğu, bir dava ve ülkü adamı, bunların hepsinden önemlisi dil ve edebiyat alanında yaptığı inkılâpla Millî Edebiyat’ın kurucusu idi. 1884-1920 yılları arasındaki 36 yıllık kısa ömrüne, bu kadar sıfatı hak edecek çalışmayı sığdırabilmişti. Bütün çalışmalarında en belirgin vasfı. Milliyetçiliğiydi.
 Ömer Seyfeddin’in milliyetçiliğini üç ayrı bölümde inceleyebiliriz:

1. DİL MİLLİYETÇİLİĞİ (TÜRKÇECİLİĞİ)
Tanzimat’la birlikte güçlenen dilde sadeleşme faaliyetlerini sistemli ve somut bir biçimde fikrî platforma taşıyan Ömer Seyfeddin’dir. Ömer Seyfettin, dilde sadeleşme cereyanına gönül veren yakın arkadaşı Ali Canip’e  1910 yılında yazdığı bir mektupta “Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilâl vücuda getirelim” diyerek dil ve edebiyat alanında milli bir çığır açtı.  11 Nisan 1911’de Genç Kalemler Mecmuası’nın 2. Cilt 1. Sayısı’nda yer alan “Yeni Lisan” makalesi millî dile dönüşün manifestosudur. 
Yeni Lisan Hareketi’nin başlıca ilkeleri şunlardır: 
a. Yazı dili konuşma diline yaklaştırılmalı;  İstanbul Türkçesi ile yazılmalı; yani konuşma dilinden yeni bir yazı dili meydana getirilmeli. 
b. Dilimizdeki Arapça ve Farsça dilbilgisi kuralları kullanılmamalı; Arapça ve Farsça kelimelerle akkurulan isim ve sıfat tamlamaları Türkçe kurallarına göre yapılmalı. 
c. Arapça ve Farsça kelimeler içinde halk dilinde telaffuzu değişmiş olanları, yazı dilindeki şekilleriyle kullanmalı; “kalabalık, hoca” gibi. Buna karşılık güneş varken şems, şeb;ay varken kamer, mah kelimeleri kullanılmamalı.
Edebiyat mahfillerinde büyük tartışmalara sebep olan “Yeni Lisan” makalesindeki fikirler, kısa bir süre sonra geniş bir taraftar kitlesi bularak Millî Edebiyat çığırının açılmasında öncü rolü oynamıştır.. 
Ömer Seyfeddin’e göre milli mefkûre (ülkü) üç sevginin birleşmesinden meydana gelir: Dil sevgisi, millet ve din sevgisi, vatan sevgisi. O, dili manevi bir vatana benzetir. Bu vatan bozulursa ne millet kalır, ne devlet... Ona göre, “Milliyetimiz nasıl Türklük, vatanımız nasıl Türkiye ise, lisanımız da Türkçedir. Türkçe bizim manevi ve mukaddes vatanımızdır. Bu manevi vatanın istiklâli, kuvveti, resmî ve millî vatanımızın istiklâlinden daha mühimdir.

2. EBEDÎ MİLLİYETÇİLİĞİ
 Ömer Seyfeddin’e göre “Yeni Lisan” makalesinin yayınlandığı tarihe kadar (1911) millî bir edebiyatımız yoktur. Türk milletinin yavaş yavaş “ yeni bir hayata ve yeni bir intibah devresine” girdiği kanaatindeydi. Bu sebeple, “Biz bütün bu karanlıklardan uzak, hür ve müstakil, ilim ve edebiyat için çalışacağız. Gayemiz millî lisan, millî bir edebiyat vücuda getirmek olacaktır.” 
“Millî edebiyat şekilce,  lisanca, manaca bizim hususiyetlerimize hâiz bulunacaktı. Milli veznimiz hece usulü idi. Milli lisanımız bütün Türklüğün dimağı olan İstanbul’da her gün konuştuğumuz lehçe idi. Edebiyatımızın başka milletlerin edebiyatlarına benzemeyen hususiyetleri ancak bize ait sayılabilirdi”. 
Ömer Seyfeddin, “milli edebiyat” oluşturabilmek için üç unsuru esas alıyordu:
a) Dil ve anlatımda, milli dil ve sade üslûp kullanmak, 
b) Konuları millî tarih ve milli coğrafyadan seçmek.
c) Şiirde millî ölçü olan heceyi kullanmak.
O hikayelerini yazarken millî tarihimizden, halk kültüründen ve Anadolu efsanelerinden yararlanmıştır. İlhamını, Türk insanının sahip olduğu mertlik, dürüstlük, ahlaklılık, vatanseverlik, azim ve kararlılık, gurur ve vakar, cesaret ve kahramanlık gibi hasletlerden almıştır. Dili, deyişi, konuları “Türk” olan hikayeyi Ömer Seyfeddin’e borçluyuz. O, sanatıyla  ülküsünü birleştirmiş bir sanatçıydı. Onun ülküsü, milliyetçilik ülküsüydü. “Madem ki Türküz, o halde bir Türk görür, bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi duyarız ve bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi duyarız ve bir Türk gibi yazarız” diyordu.

3. SİYASİ VE FİKRÎ MİLLİYETÇİLİĞİ
Ömer Seyfeddin, dil ve edebiyat alanında olduğu kadar siyasî ve fikrî alanda da milliyetçiliği ön plana çıkarmış bir şahsiyettir. O, bu yönüyle de bir ülkü ve dava adamıdır. 
Şiirleri ve hikâyelerinde milli duygu ve düşünceleri ile ülküsünü ortaya koyan yazar, siyasi ve fikri alandaki milli düşüncelerini belirten eserler de yazmıştır. Bunlar; Millî Tecrübelerden Çıkarılmış Amelî Siyaset, Türklük Mefkûresi (Türklük Ülküsü), Yarınki Turan Devleti isimli eserlerdir. Yazar bu eserlerinde; Türk milletinin yaşadığı ve acı çektiği tarihi olaylardan ders alarak gelecekte nasıl bir politika takip emesi gerektiğini, milletin hangi unsurlardan meydana geldiğini, yeni yetişen nesillere milliyetçilik duygusunun nasıl aşılanması gerektiğini ve Türk milletinin ülküsünün ve nihai hedefinin ne olması gerektiğini anlatır.
Ömer Seyfeddin de, yakın dava arkadaşı Ziya Gökalp gibi bir kültür milliyetçisidir. Bütün milliyetçi fikir adamları gibi ırk ve kan milliyetçisi değildir. Ona göre millet; bir dili konuşan, bir din, bir terbiye, bir eğitimle birbirine kenetlenmiş insanların meydana getirdiği bir varlıktır.”
Ömer Seyfettin, Türk çocuğunun milliyetçi olması gerektiğini belirttikten sonra, onlara şöyle seslenir: “ Ey Türk çocukları! Siz hem kuvvet, hem bilgi, hem ülkü sahibi olunuz. Büyük başarılarınız adınızı tarihe geçirecek ve sizi bu geçici hayatın üzerindeki o ebebi ve ölümsüz hayata ulaştıracaktır.”
Ömer Seyfettin, Türk milletinin (gaflet ve cehalet) yüzünden afyonlanmış gibi (granit uykuya) daldığını söylemiş ve otuz altı yıllık kısa ömrünü, milletimizin uyanışı ve gelişmesine adamıştır. Dil, edebiyat ve siyaset alanlarındaki düşüncelerini ve  eserlerini bu amaçla ortaya koymuştur. O, bu çok yönlü duygu ve düşünce yapısıyla  bir edebiyat, fikir, dava ve ülkü adamıdır. O,  Türk milletini, çağdaşlarının çoğundan daha iyi tanımış ve onu bütün milli, manevi ve insani değerleri ile kucaklamış, ölçüleri sağlam, gerçekçi bir Türk milliyetçisidir.
Kısa ömrünün her anını milletinin uyanışına gelişmesine adamış bu Büyük Türk’ü, ölümünün 100. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz.
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x