Özerk üniversite!

07 Ocak 2021 Perşembe 11:07

Yıl 1954, Haziran’ın 21’i, Meclis’te merhum Menderes’in “Emeklilik Kanunu” görüşülüyor: 25 hizmet yılını dolduran Yargıtay ve Danıştay üyeleriyle profesörler Bakan emriyle emekli edilebilecek!

Özerk üniversite!

Yıl 1954, Haziran’ın 21’i, Meclis’te merhum Menderes’in “Emeklilik Kanunu” görüşülüyor: 25 hizmet yılını dolduran Yargıtay ve Danıştay üyeleriyle profesörler Bakan emriyle emekli edilebilecek!

Bu, 50 yaşlarındaki yargıç ve profesörlerin siyasi kararla emekli edilebilmesi demekti.

Halbuki emeklilik yaşı 65’ti. Bakanın gözüne girenler 65 yaşına kadar göreve devam... Ama bakanı kızdırırlarsa emeklilik!

Milliyetçi düşüncenin büyük hocalarından tarihçi Prof. Osman Turan DP’den Trabzon milletvekilidir. Parti disiplini, emir, talimat falan diye susmuyor, karşı çıkıyor.

OSMAN TURAN KÜRSÜDE

Prof. Osman Turan’ın uzun konuşmasından birkaç cümle:

60 yaş [bile] hocalık yaşı olarak çok genç bir yaştır… İleri Avrupa memleketlerinde 65-70 yaş emeklilik yaşıdır. Avrupa gibi ilim adamı çok olan memleketlerde bu yaş elbette ki normaldir. Fakat orada bizde olduğu gibi ilim adamı, kıt değildir. Biz bu noktada hakikaten ıstırap içindeyiz…”

Uzun konuşmasında Prof. Turan, modernleşme tarihimizde bilim kurumlarının eksikliği yüzünden Rusya’nın gerisinde kaldığımızı anlatarak şöyle konuşuyor:

Üniversitenin özerkliğine zerre kadar halel gelirse o memlekette ilim olamaz, ilim olmayan bir memleketin ise istikbali manen tehlikededir.”

Siyasetin üniversiteye müdahale etmemesi gerektiğini anlatan Turan, lideri Menderes’in imzaladığı tasarıya karşı çıktığı, oy vermeyi reddedetti.

Bugün böyle bir olabilir mi “Gaze Meclis”te?!

Merhum Turan’ı ben gençliğimde Ankara Türk Ocağı’nda iki defa dinleyip elini öpmüştüm. Bir şeref hatırası olarak bunu kaydediyorum.

ZİHİNLERİ AÇMAK

BOÜ’nün başarılı rektörlerinden Prof. Üstün Ergüder’in “Yüksek Öğretimin Fırtınalı Sularında” adlı kitabından dün bahsetmiştim. (Doğan Kitap, 2015)

İşte Ergüder’in başarı anahtarlarından biri:

İnsanları sual sormaya, yenilik peşinde koşmaya, bilineni sınamaya davet ediyorsun… Bunlar yalnız sınıfta öğrenilmiyor. Üniversitede karşılaşılan ve giderek yaşanan yaşam tarzıyla da öğreniliyor. Üniversitenin özgürlüğü, özerkliği çok önemlidir…” (Sf.368)

Özgür ortam olmadan hayatın çeşitliliğini ve bu çeşitliliğin harekete geçireceği zihnin açıcı soruları hissetmek mümkün olur mu?

Bir BOÜ geleneğidir, Ergüder zamanında da her eğilimden gençlerin standları vardı; kavgasız birlikte yaşama pratiğiydi bu.

Türban yasağını uygulanması için gelen baskılara direnen Prof. Ergüder, üniversite kapısına polis dikmenin ne demek olduğunu bakın nasıl atlatıyor:

En kolayı ve belki de tek yolu işi polise ve güvenlik güçlerine havale etmek. O zaman kampüsün girişi ‘garnizon nizamiyesi’ne dönüşür. Bu da üniversiteye yakışmaz, değerleriyle uyuşmaz!” (s. 369)

Ergüder kitabında eğitim-öğretimi siyasallaştırmanın, ‘bizdencilik’ yapmanın bilime nasıl zarar verdiğini de anlatır. (s. 466 vd.)

BİZDEN’ ÜNİVERSİTE

Ergüder’in kitabına yeniden bakarken BOÜ’nün kapısına vurulan kelepçe ve yığılan polis fotoğrafları daha bir içimi yaktı!

Polisin suçu yok tabii. Sorun, siyasetin üniversiteye böylesine tepki doğuran müdahalesi.

Her yerin “bizden” olması şart değil! Aksine, çeşitliliktir zihinleri açacak olan…

Atamalarda üniversitelerin kurumsal kimliklerini, özerklik değerlerini dikkate almak gerekirdi.

Aksine YÖK kanunu KHK ile değiştirildi, rektör atamaları tamamen silasete verildi.

Neticesi meydanda…

NEREDEN NEREYE?

GPPI adlı enstitüye göre Türk üniversiteleri 1990-2010 arasında özerklik, bilimsel araştırma özgürlüğü, akademik ifade özgürlüğü, akademik mübadele ve kurumsal bağımsızlık sıralamalarında uluslararası ortalamanın üstünde, 4 puan üzerinden 3 puana yakın bir düzeydi.

Ama 2010’dan sonra gerilemeye başlayarak 3 puandan hızlı bir düşüşle 2019 yılında 0.5 puan dolaylarına indi, 12 Eylül darbesi dönemindeki düşük seviyeye bir milim kaldı!

Buna iyi diyebilir miyiz?

Öyleyse ne yaptık da böyle oldu diye düşünmek hem vatani hem bilimsel bir sorumluluk gereği değil mi?

Hem bilim felsefesi açısından hem tarih laboratuvarından bakıldığında, üniversite özerkliğinin hayati bir zorunluluk olduğu açıktır.

Yönetimlerini siyasetin değil, akademik kurulların belirlediği, performans denetimini yine akademik üst kurulların yapıtı özerk üniversite!

Bu olmadıkça gelişmiş ülke olmak hayal.

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x