Sistem reforma muhtaç

12 Haziran 2020 Cuma 12:23

İki yılı dolan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ni değerlendirdiği yazısında Taha Akyol, sistemin iki yıl içinde reforma muhtaç hale geldiğini aktardı.

Sistem reforma muhtaç
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, bütün unsurlarıyla 9 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe girmişti, iki yıl doldu sayılır. İki yıl içinde reforma muhtaç hale geldi.

Öyle ufak tefek düzeltmeler değil, reform! 

Hem de sistemin devamı reformlar yapılmasına bağlı.

Söz, Devlet Bahçeli’nin: 

MHP, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devamını da mümkün kılacak bazı reformların yapılması ve acilen çıkarılması gerektiği inancındadır.” (24 Mayıs)

İçeriğinin ne olacağını bilmiyoruz ama zaten aceleyle hazırlanıp ancak yüzde 51.41 oyla referandumdan geçirilebilmiş CB sisteminin verimli işlemediği besbelli.

SİSTEM YANLIŞLAR ÜRETİYOR

Uluslararası bilimsel indekslerde ismine en çok atıf yapılan anayasa hukukçumuz Prof. Kemal Gözler’in şu tespiti bütün tabloyu ortaya kokuyor:

“Bir buçuk yılda gerçekte 24 adet Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmış, çıkarılan bu 24 kararnamede değişiklik yapmak için de 31 adet Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmıştır!”

Toplam 55 CB Kararnamesi… Fakat bunun 31 tanesi, önceki 24 kararnamenin eksiğini, yanlışını gidermek için çıkarılmış!

Kemal Gözler’in “Türkiye Nereye Gidiyor?” adlı kitabını önemle, altını çizerek tavsiye ederim. (Ekin Kitabevi, Bursa)

Görüyorsunuz, hızlı karar alacağız, uçuracağız derken doğrudan çok yanlış yapılmış!

Sadece bu değil… Yetkiler bir kişide toplanınca kişisel duygular, öfke ve tercihler daha etkili olur, hata payı artar.

İki yılda görülmüştür ki, Türkiye için doğru sistem “şahsi idare”yi esas alan, Meclis’i ve kurumları zayıflatan bu sistem değildir.

İDARE-İ ŞAHSİYE

Meşrutiyet İslamcıları “idare-i şahsiye” diye eleştirirlerdi. Said Nursi’nin deyişiyle “rey-i vâhid”, tek kişinin iradesi…

İslam’ın “meşveret ve şûra” prensibine aykırı bulurlardı.

Bugünün İslamcıları unuttular o kavramları. Modern kuvvetler ayrılığına hiç bakmıyorlar, işlerine de gelmiyor.

İktidar hukukçuları; milletvekili adaylarını liderin tayin ettiği, milletvekillerinin de “seve seve talimat alırız, şeref duyarız” dediği bir sistemde kuvvetler ayrılığı olduğunu söyleyebilirler mi?!

Söylesinler, ben bu köşede yayınlayacağım, tarihe geçsin diye.

Türkiye için doğru sistemin “idare-i şahşiye” değil, kuvvetler ayrılığına dayalı bir kurallar ve kurumlar idaresi olduğunu son iki yılın dersleriyle artık daha iyi anlıyoruz. 

Fakat hem iktidarın böyle bir niyeti yok hem ancak anayasa değişiklikleriyle mümkün olabilir: Amerikan milletinin seçme haklarını eksiksiz Türk milletine tanımak, Kongre’nin denetim yetkilerini eksiksiz Gazi Meclis’e vermek gibi…

Zaten Bahçeli anayasa değil, AK Parti ile MHP’nin anlaşacağı kanunları işaret ediyor, “siyasi partiler kanunu” diyor, seçim kanunu da sayabiliriz.

Basında da yeni partileri engelleyecek kanun değişikliklerinden bahsediliyor.

YENİ PARTİLER

Yeni partiler engellenir? Mesela 5 milletvekilliğinden oluşan daraltılmış bölgeler oluşturmak… Bu hukuken mümkün ama bütün küçük partileri cezalandırır, MHP de kayıplara uğrar. 

Öyle bir sistem en çok üç partiye yarar: İki büyük parti olarak AK Parti, CHP ve bölgesel parti olduğu için HDP…

Milletvekili sayısı niye 550’den 600’e çıkarılmıştı? MHP’nin kaybedeceği düşünülen sandalye sayısını, meclisteki sandalyeleri çoğaltarak telafi etmek için değil mi?

Partiler Kanunu’nda elbette değişmesi zorunlu yönler vardır. Milletvekili adaylarının büyük çoğunluğu yargı denetiminde yapılacak önseçimlerle belirlenmeli mesela.

Bu iktidar böyle bir teklifi Meclis’e getirmez.

OYUN KURALLARI

Medya üzerindeki ağır siyasi denetimle muhalefetin sesi kısıldığı halde, şehirlerden başlayarak devam eden oy kaybını şimdi kanunlarla oynayarak değiştirmek mümkün değildir.

İYİ Parti’nin seçimlere girmesini engellemek mümkün oldu mu? Miting meydanlarında “dokunulmazlığınız yok” diyerek hapisle tehdit etmek onları korkuttu mu?

Yeni partilerin seçim sistemi oyunlarıyla engellenebileceği nereden belli?

Vahim olan şu: Türkiye’de 1949’dan bu yana seçim kanunlarındaki önemli değişiklikler iktidar-muhalefet uzlaşmasıyla yapıldı, böyle yapılmayanlar hayır getirmedi.

Yeni sistemde Meclis ve yargı dahil kurumlar zayıflatıldı. İstanbul belediye seçimleri iptal ettirilerek YSK’ye güven de ciddi surette sarsıldı…

Umarım sıra demokratik seçimlerin “oyun kurallarını” bozmaya gelmemiştir.

Seçim ve partiler yasaları muhalefetle uzlaşarak düzenlenmelidir.

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x