TARİHİ FİLM ÇEVİRMEK, FİLMLERLE TARİHİ ÇEVİRMEK!

07 Aralık 2019 Cumartesi 14:08

Tarihi filmler ile son dönemde rağbet gören tarihi dizilere yönelik eleştirilerde bulunan Arşiv Uzmanı Tarihçi Savaş SONGUR, dikkat çeken sözler sarf etti.

TARİHİ FİLM ÇEVİRMEK, FİLMLERLE TARİHİ ÇEVİRMEK!

 Gazetemiz yazarlarından Arşiv Uzmanı Tarihçi Savaş SONGUR, geçmişte çekilmiş bazı tarihi filmler ile bazı tv ekranlarında yayınlanan tarihi dizilere yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Savaş SONGUR, özellikle tarihi dizlere tepki göstererek dizilerde anlatılanların tarihteki gerçeklik ile bağdaşmadığını vurguladı.

SONGUR“Tarihi film çevirmek, filmlerle tarihi çevirmek!” üzerine kaleme aldığı köşesinde şu hususlara değindi:

Toplumsal hafızada görselliğin etkisinin son çeyrekte daha fazla keşfedilmesi, bütün sektörler için vazgeçilmez araçlardan biri haline geldi. Tabii olarak bu hal gör-işit (oudio-visiual) sektörünün inanılmaz ve tahmin edilemez boyuta gelmesini sağladı. Film ve sinema sektörü ilk kendisini kabul ettirmeye başladığından bu yana en büyük ilgiyi inanılmaz trajik hadiselerden almaya başladı. Bunu fark eden yöneticiler de bu sektörü kullanmaya başladı.

Ülkemizde sinema ve film sektörü oriental zihniyetli ve çoğunluğu da levantenlerden oluşan ve levantenlerin çoğunlukla yaşadığı Pera’da ilk maceralarına başladı.

Devletin diğer bölgelerine ise yine aynı kadrolar taşımaya başladılar. Hatırlanacağı üzere ülkemizdeki ilk film olarak kabul edilen Fuat Uzkınay’ın 1914’te Yeşilköy’de çektiği “Rus Abidesi’nin yıkılışı” adlı filmdir.

Bu film ve sonrasında Cihan Harbi’nde film, fotoğrafların bir siyasi propaganda halinde kullanılması geleneği de başlamış oldu. Yine bu minvalde I. Körfez Savaşı öncesi petrole batmış masum pelikanlar/hayvanlar görmüştük. Yıllar geçmeden görüntünün bizi aldattığını öğrendik, öğrenmesine de Basra harap oldu.

Mesele sinema ve film tarihi olarak ele almak başka bir boyut ve iş olduğuna göre, yazımızın başlığında ifade ettiğimiz tarihi film çevirmekle film tarihi çevirmek arasındaki bağı anlatmaya çalışalım. Ama önce bazı hususları özellikle ve hassasiyetle vurgulamak istiyorum.

Ben bir sinema ve film yönetmeni, eleştirmeni, yazar, senarist, artist değilim. Bir film nasıl yapılır, kimler niçin ve nasıl seçilir hiç bilmem. Bildiğim husus bir iki belgesel çekimidir. Bir de mesleğim gereği medya arşivlenmesinde uzmanım. Öncelikle ifade edeceğim diğer husus ise özellikle tarihi filmler çevrilirken gerçek kişiler ve uyduruk(sanal) kişiler arasında tercih, ilgili dönem seçimi gibi hususlarda da söz beyan edecek sinema, film retoriğine sahip değilim. Fakat; Ömrümüz arşivlerde geçiyor, üç beş satır tarih okuduk (çok şükür lisans üstü diplomalarımız var), tarihi filmler olunca algıda seçicilik olarak izlemek durumunda kalıyoruz. Sonra bir iki bölüm bakıyorum. Bu tür filmlerde ne oluyor, nasıl oluyor diye baktıktan sonra,  sonrası sonrası yok zaten. Bu satırları okuyan hiç kimseye de şu günlerde tv’lerde oynatılan tarihi dizilerin hiç birini izlememelerini olanca şiddetle tavsiye ediyorum.

Neden hiç birini izlemeyin / seyretmeyin!

1- Bunlar bir film. Birileri film çeviriyor. Malzeme olarak tarihi kullanıyor. Hadi tarihi kullanıyor neden işin aslına sadık kalmıyor. “demeyin ki bana belgesel değil bu diye” belgesel çekmiyorsa gerçek kişileri kullanırken neden işin aslına sadık kalmıyor.

2 Bu tür filmler çekilmeye başlamadan öncesinde başlayan pespayelikler diz boyunu aşıyor. Bugünün algısı, anlayışı, duyuşu ve davranışı ile tarihteki kişileri satın alıyorlar.

3- Bizi tarihi götürmek yerine tarihi bugüne getiriyorlar. Filmi çeken, yapımcı, yönetmen, senarist, artist herhangisi ise tarihi olayları tarihteki yerinde değil bu günün siyasi, ideolojik ihtiyaçlarına göre temsiline gayret ediyorlar. Bir bakıyorsunuz ki tarihteki şu kişi bu günün lazım olan siyasi cümlesini “repliğini” punduna getirip söyleyiveriyor.

4- En önemlisi ise tarih yalan ve yanlış öğretiliyor. Dikkat edin yanlışlarla ve yalanlarla demiyorum. Yanlış ve yalan bir tarih öğretiliyor. Bir mesele olduğu zaman koskocaman zannettiğiniz insanların filimde gördüğü bir sahneyi tamamen hakikat zannı ile gerçek kabul edip, ne kitaplarda yazanlara, ne belgelerde yazanlara itibar etmiyor. Buna maalesef akademia camiası da dahil. Okullarda öğretmen haftaya dersimiz şu filmi izleyin onu konuşacağız diye ödev veriyor. Eee! Öğretmen filmi tavsiye etmiş ve derste işlemişse çocuk için değişmez bir hakikate dönüşüyor.

 

5- Tarihe hakiki kişiler yerine uyduruk (sanal) kişiler kalıyor. Toplumun zihninden artık o artisle o tarihi kişilik arasında bir bağıntı kuruluyor. En tipik örneği “Çağr”ı ve “Ömer Muhtar” filmlerindeki Anthony Quinn figürüdür. Antoni Kuin kim ki Hz. Hamza’nın zihnimizdeki hayaline yerleşsin?! Sonra da Hz. Hamza’yı anlatmak için her yere Antoni Kuin resimleri yapıştıralım.

6- Tarihte olmamış hadisat ve şekiller üzerinden anakronizim (tarihleri saptırma/karıştırma) dibine dibine vuruluyor. Olmamış bir olayı olmuş gibi göstermenin neresi izah edilebilir ki?! Ülkemizde artık herkes Ertuğrul Gazi’nin Sadettin Köpeğin kafasını kılıçla kestiğine inanıyor. Abdülhamid Han’ın İngiliz elçisini tekme tokat dövdüğüne inanıyor. Ne var bunda demeyin. Yıllarca harem yalanları ile beslenen zihniyete karşı başka bir çıkışla her şeyden öç alır bir tarih algısına yönlendiriliyor.

 

7- Tarihi, dini, insani, örfi, idari hiçbir şey filmlerdeki çatışma kültürünün karşısında direnemiyor. Filmlerdeki bütün karakterler, en munisinden, en dindarından, en kudretlisinden en gevşeğine kadar, kadın, para, makam zaafı içinde olmayanı yok. Aşık olmak ile kadına düşkünlük zaafı ancak Kanuni’nin üstünden işlendiğinde bu kadar birbirine karıştırılabilirdi. Şu sıralarda tv’de Osman Gazi’yi anlatan filimde Şeyh Edebâli’nin kızı, kiliseye gidince tam bir rahibe ama dergaha gelince oh maaşallah.

 

8- Tarihte yaşamış gerçek kişilerin haklarında kitaplardan, belgelerden öğrendiğimiz kadarı normal bir şekilde her ne işi yapmışsa, kral, şehzade, asker, derviş vb. bunların olduğu gibi kalma hakları yok mu? İlla ki bunların bir ticari meta olarak kullanılması mı gerekiyor? Ve eğer tarihin gelişmesi, anlatılması olarak düşünüyorsa tarihi kişinin kişilik hakları neden korunmuyor? Atatürk’e benzediği için orada burada kendisini ona benzeterek ortalıkta dolaşan kişiye abuk subuk işler yapmasına toplumun her kesiminden tepki gelmişti. Aynı bunun gibi tarihteki başka kişiyi de hırsız, muhteris, kadın, para, makam düşkünü gösteriliyor. Atatürk’ü koruma kanunu var da tarihteki kişinin saygı duyulmaya da mı hakkı yok?

9- Son olarak ta bunlar tarihi diziler, bu kadar bütçeleri var. İşin doğruluğu hususunda bir tarihçi danışmanları yok mu? Diye sorabilirsiniz. El-hak hakkınız vardır. Muhtemelen de tam da dönemin tarihinde uzman birisidir. Ancak danışmanlar günümüz Türkiye’sinde patronunun/amirinin yaptığı işlere, aldığı kararlara kılıf uydurmak için orada tutulan kişilerdir. Hiç kimse onların dediğine itibar etmez.

El-hasıl tarihi filmleri izlerken tarihi filim izlemekten daha çok filmler yolu ile tarihin çevrildiği hissine kapılıyorum. Bu meselelerin bu kadar kolay, bu kadar pejmurde, bu kadar pespaye olmaması gerektiğine inanıyorum. Yıllarca Hollywood, Bolivut filmlerinden yakındık. Şark ekspresi tipi filmler yüzünden yıllarca yabancılara yanlış tanıtıldığımızı ve işi hala düzeltemediğimizi söylüyoruz. Şimdi ise yabancılara değil hem toplumumuza hem de gelecek nesillerimize yanlış tanıtıyor, yanlış anlatıyor, yanlış bilgilendiriyoruz.

Yanlış gözlük takmış insanlar doğru göremezler vesselam.

Toplumumuza ve geleceğimize yanlış gözlük taktırmayalım…  

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x