Türk Kültüründe Yırtıcı Kuşlar

08 Aralık 2020 Salı 09:10

Masallarımızda, hikâyelerimizde, şiirimizde pek çok kuş türüne rastlanır. Şamanizm inancında yansımasını bulan pek çok kuş, şamanların elbiselerinde arma olarak yer aldığı gibi, bayrakta veya hakanın çeşitli tasvirlerinde de yer almıştır. Şamanizm’de kuşların önemli bir yeri vardır. Sözgelimi, ‘Yakut Türkleri göğün direği sayılan sırıklar üzerine ağaçtan yapılmış çift başlı kartallar koyarlar ve bu sırıkların üzerine merdiven gibi enlemesine ağaçlar çakarlardı. Bu ağaçların sayısı göğün katlarını simgelemek üzere yedi ve dokuz olurdu.

Türk Kültüründe Yırtıcı Kuşlar
Türk mitolojisinde yırtıcı kuşlar önemli yer tutar. Kuşların ortak özelliği ise leş yememeleridir. Türk kültüründe önem atfedilen hayvanların leş yememesi ortak bir özelliktir. Büyük değer verilen Asya Kurdunun (Bozkurt) da leş yemediği bilinir.[1] Bu durum; bozkırın müthiş teşkilatçıları ve savaşçıları olan Türklerin, asalak ve toplayıcı yaşam tarzını hoş görmemeleri, başkasının artığıyla beslenenlere iyi gözle bakmamalarıyla ilgilidir. Bozkır kültürü, ekmeği taştan çıkarmayı, zorlu iklim koşullarıyla mücadele etmeyi ve çok büyük hayvan sürülerini idare etmek, hayvanlarını ve otlaklarını korumak için sıkı teşkilatlanmayı zorunlu kılmıştır. Doğal olarak bu zorlu şartlara en iyi ayak uyduran Türk soyu; mücadeleci, çalışkan ve üreten bir karaktere sahip olmuştur. Bu nedenle, türeyiş efsanelerinde geçen veya yol gösteren yada kutsallık ve önem atfettikleri hayvanlar, kendi karakterlerine yakın olanlardan seçilmiştir.

Kaşgarlı Mahmud’un DLT’ünde her Oğuz boyu için bir yabani kuş ongun olarak sayılmıştır. Reşid’üd-din’in Cami’üt-tevarih’inde ve Ebulgazi Bahadır Han’ın Secere-i Terakkime’sin¬de yine Türk etkisi görülür ve her 4 boy için bir ongundan bahsedilir. [2] İbrahim Kafesoğlu “Ong” sözcüğünün kökeni olarak Türkçe olmasına rağmen, “Ongon/Ongun” sözcüğünün Moğolca olduğuna işaret ederek Türkçe karşılığının “Töz” olması gerektiğine vurgu yapar. Her boy için belirlenen bu ongun/tözler (kuşlar) avlanmaz, eti yenmez ve kendileri de avcıdırlar. Türk soyundan gelen Bulgar hanedan üyeleri ellerinde doğan ile tasvir edilmiştir. Beçenelerden (Peçenekler) kalan arkeolojik kalıntılarda çok sayıda elinde Ala Doğan tutan atlı resimlere rastlanmıştır. DLT’e göre de Ala Doğan Peçeneklerin ongunudur. “Türk devletlerinin savaş sembolü olan ucunda at kuyrukları asılı gönder, tuğ, bir boz doğan ile birlikte gökten düşmüştü.”[3] Bunun manası; Türklerin devlet kurmaları ve hakimiyet sağlamaları için Tanrı’nın buyruğunu bozdoğanın güçlü pençeleriyle gönderdiği inanışıdır. Ayrıca, Cengiz’e (Çingiz) Han’lığı ay ve güneşi pençeleriyle tutan bir doğanın müjdelediğine inanılıyordu. Bu durum da bozkırın diğer üyeleri Moğolların da Türk kültür dairesinde yaşamaları ve Türk inanışlarından etkilendikleri anlaşılmaktadır.

“Yuvasını yalçın kayalar üzerine yapan, çok yükseklerde uçan kartalın aynı zamanda avcı kuşlar türünde bulunması ona bir kutsallık izafesine sebep teşkil etmiş olabilir. Belki de bu sebepten İlk ve Orta çağlardan itibaren çok yaygın görünen (eski Doğu kavimlerinde, Slav devletlerinde, Bizans’ta, Batı devletlerinde) kartal tasvirinin Türk menşe’den geldiği ileri sürülmüştür.”[4] “V. yüzyılda Attila’nın Hun imparatorluğunda kartal, en yüce gök tanrısı sayılıyordu.”[5]

Masallarımızda, hikâyelerimizde, şiirimizde pek çok kuş türüne rastlanır. Şamanizm inancında yansımasını bulan pek çok kuş, şamanların elbiselerinde arma olarak yer aldığı gibi, bayrakta veya hakanın çeşitli tasvirlerinde de yer almıştır. Şamanizm’de kuşların önemli bir yeri vardır. Sözgelimi, ‘Yakut Türkleri göğün direği sayılan sırıklar üzerine ağaçtan yapılmış çift başlı kartallar koyarlar ve bu sırıkların üzerine merdiven gibi enlemesine ağaçlar çakarlardı. Bu ağaçların sayısı göğün katlarını simgelemek üzere yedi ve dokuz olurdu. Yine şaman, doğmadan önce kuş biçiminde hayat ağacının dallarında olurdu ya da kuşlar şamana gezisi sırasında eşlik ederlerdi.”[6]

“Her millet kartal veya kuş gibi amblemleri kendine arma olarak alabilir. Fakat kartalı kulaklı olarak kabul etmek ona bir hususiyet vermektir ki bu da bir millet ve bir kültür çevresine aittir. Saltık türbesindeki kartal, İskit sanatının örnek kartallarından biridir. Asıl önemli mesele Çifte minarenin kulaklı çifte kartalıdır. Konya’da, Niğde’de Sungur Bey camiinde, Diyarbakır’da sur kapıları üzerinde, Kayseri’de Döner Kümbet’te, Divriği Ulu camiinde bu çift kuş veya kartal motifine rastlanmaktadır. Artuk sikkesinde de bu remiz vardır. Altay Türk sanatında da kuş ve kartal motifi büyük bir yer tutar.”[7]

Şunkar : Kayı Boyu

Ügi : Bayat Boyu

Köykenek : Alka Evli Boyu

Göbek Sarı Kuşu : Kara Evli Boyu

Turumtay : Yazır Boyu

Kırgu Kuşu : Yapar Boyu

Kızıl Kaçıgay : Dodurga Boyu

Köçken : Döger Boyu

Cure Laçin : Avşar Boyu

Sarıca : Kızık Boyu

Bahri : Beg Dili Boyu

Su Bürkütü : Karkın Boyu

Ala Toğanak : Becene Boyu

Buğdayık : Çavuldur Boyu

Humay : Çepni Boyu

Bürküt : Salur Boyu

Encari : Eymür Boyu

Yagılbay : Bügdüz Boyu

Toygun : Yıva Boyu

Cure Doğan : Kınık Boyu

Şenol SOYDAN

21/11/2017 – Kocaeli

KAYNAKLAR :

[1] SEVER, M. “Türk Mitolojisinde Kuşlar” Milli Folklor Dergisi, Yıl 11, Sayı 42.

[2] İNAN, A. “Makaleler ve İncelemeler I., II (Şamanizm)” Ankara, 1987

[3] KAFESOĞLU, İ. “Türk Milli Kültürü” Boğaziçi yayınları, İstanbul, 1993, s.284.

[4] ESİN, E. “İslamiyet’ten Önceki Türk Kül¬tür Tarihi ve Islama Giriş”, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1978, s.37.

[5] ÖGEL, B. “Türk Mitolojisi I, II”, TTK, Ankara, 1993, s.286, 329.

BERKTAY, H.H.- HASSAN, Ü-ÖDEKAN, A. “ Türkiye Tarihi I”, Cem Yayınları, İstanbul, 1995, s. 453.

[6] ÖNEY, G. “Anadolu Selçuklu Mimarisinde Avcı Kuşlar”, TTK, Malazgirt Armağanı, Ankara, 1972, s.8,166.

[7] ÖGEL, B. “Erzurum Anıt¬larında Eski Altay-Türk Sanatının İzle¬ri”, Erzurum Halkevi Yayınları, Erzurum, 1947, s. 10.

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x