TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE DÜŞEN GÖREVLER VE SORUMLULUK DUYGUSU

01 Mayıs 2020 Cuma 01:41

Türk milliyetçileri hiç şüphesiz ki, Türk Milletinin sinesinden çıkmış bir büyük fikrin ve davanın temsilcileridir. Birtakım gruplar bir yana bırakılacak olursa; toplumun büyük bir ekseriyeti için milliyetçilik, milli tarih, milli kültür, vatan ve bayrak şuurunu içinde barındıran asli bir düşüncedir.

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE DÜŞEN GÖREVLER VE SORUMLULUK DUYGUSU
 Türk milliyetçileri hiç şüphesiz ki, Türk Milletinin sinesinden çıkmış bir büyük fikrin ve davanın temsilcileridir.  Birtakım gruplar bir yana bırakılacak olursa;  toplumun büyük bir ekseriyeti için milliyetçilik, milli tarih, milli kültür, vatan ve bayrak şuurunu içinde barındıran asli bir düşüncedir. Bu fikrin müdafaasını yapanlar da Türk Milleti’nin vazgeçilmez temsilcileridir. Türk Milliyetçileri olarak, savunulan davanın temel değerlerini, düşünce ve fikirlerini öne çıkarıp geliştirerek büyümesini sağlamak olmalıdır. Bu kutlu davanın nihai hedefi, insana saygı ve sevgiyi esas kabul eden, hak, hukuk, kardeşlik, adalet, demokrasi gibi kavramları üstün tutan bir nizamı ortaya koymaktır.

     Öte yandan 1930’larda tarih ve dil tezleriyle Osmanlıyı ve Selçukluyu göz ardı eden bir milliyetçilik anlayışı başarıya ulaşamamış ve Mustafa Kemal Atatürk bu tezleri ortadan kaldırmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçilik anlayışına bakacak olursak: “ Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek.” (1) Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı ne kadar asil ve kudretli. O günlerdeki anlayışa bakın.

     Yine bu konuda  Atatürk’ün manevi kızı ve Cumhuriyetin ilk tarih profesörü olan Afet İnan da şunları söylüyor: “ Türk Milliyetçiliği ilerleme ve gelişme yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde, bütün muasır milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk İştimai Heyetinin hususi seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmaktır.” (2) Görüldüğü gibi o dönemdeki birlik ve beraberliği ve Türk Milliyetçilerinin dünyaya nasıl baktıklarını çok güzel bir şekilde izah etmiştir. O dönemin şartlarında, Türk Milliyetçileri birbirlerine çok sıkı bir şekilde bağlanmışlardı. Bu konuda müspet düşünmeyenler de elbette vardı. Kambur İzzetler, Hüsniyadisler, Damat Feritler, İskilipli Atıf Hocalar gibi.

     Fakat günümüze baktığımızda ve üzülerek belirtmek gerekirse, Türk Milleti’nin büyük çoğunluğunun manevi desteğine sahip olan Türk milliyetçilerinin safları, zararlı, yıkıcı ve bölücü fikir cereyanları ile mücadele de üstün başarı sağlayacak derecede sık değildir. Bu fikri temsil ettiğini belirten kişi ve kuruluşlar, birbirinden habersiz, birbiriyle kavgalı,  irtibatsız, kimin ne yaptığı belli olmayan davranışlar sergilemekte ve aralarında  görüş, düşünce ve metot farklılıkları oluşmakta, bu da  bizleri derinden üzmektedir.

     Bu durumdan nasıl ve ne şekilde kurtulmak gerekiyor? İşte burası çok önemli. Milliyetçi Sivil Toplum Kuruluşları’nın bütün gayret, çalışma, faaliyet ve güçleriyle aynı hedefe yönelmeleri gerekmektedir. Böyle bir davranış ve çalışmanın ise, çok büyük faydalar sağlayacağı zaman içinde görülecektir. Oyunu kuralına göre oynadığınız zaman başarılamayacak hiçbir şey yoktur.

     Meseleye değişik bir cepheden baktığımızda ; her Türk Milliyetçisi üstün görev ve üstün sorumluluk duygusu içinde hareket etmeli ve üzerine düşen asli görevleri mutlaka yerine getirmelidir. Bunlar; Bizi biz yapan değerleri korumak, yaymak ve geliştirmek, demokrasiye alternatifsiz bir rejim olarak bakmak, hukuk devletinden ayrılmamak, halka tepeden bakmamak, kendi milli kimliği konusunda kendini özürlü hissetmemek, milli tarihe bir bütün olarak bakmak, Türkiye dışında yaşayan Türklere sahip çıkmak, milli mutabakatların geliştirilmesi için çalışmak, bağımsızlık ve egemenlik konusunda hassas olmak, haksız ve belgesiz sözde Ermeni soykırımı iddiaları karşısında durmak, Türkiye’nin çıkarları karşısında tarafsız kalmamak, bölücü ve ırkçı terörü lanetlemek, ölülerine ve dirilerine sahip çıkarak gelecek nesillere örnek olmak,  v.b. görevler olmalıdır.

       Türk milliyetçilerinin tasada, kederde, kıvançta, iri, diri ve tek vücut olmaları ancak bu şekilde sağlanabilir.

 Dr. Şahin CEYLANLI / 29.04.2020, İstanbul

Kaynaklar:

Atatürk’ün konuşması, Ziraat Bankası Lokali, 29 Ekim 1933, Ankara.

Afet İnan, T. T. K. Belleten, Cilt: xxxıı, No: 128, S. 557, 1968, Ankara.
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x

Toplam Yorum Sayısı 1

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Bilge 1 ay önce yorumlandı

Bop eşbaşkanının değil ülkücülere kulak verenler olursa ülkücüler birleşir...İskilipli atıfa hayran biri ttk başkanı oluyor ve ses çıkartılmıyorsa ülkücüler birleşemez...fatih altaylıya köpürüp hilal kaplana perinçeğe ses çıkarmayanlar olduğu sürece ülkücüler birleşemez...40 yıllık ülkücülere hain deyip akp ve yanaşmalarına kucak açanlar olduğu sürece ülkücüler bir olamaz...Bu vatani düşünen şuna buna destek olsun diyemem ama akp ye destek olamaz...Olursa böyle olur...

0 Kişi beğendi.