VİRÜSLE MÜCADELEDE ŞARTLAR ZORLAŞIYOR MU?

18 Haziran 2020 Perşembe 10:11

Son günlerde virüse yakalananlarda dikkat çekici bir artış var. Konu sadece değerli tıpçılarımızı değil; değişik meslek erbabını, sosyologları ve psikologları da ilgilendirmektedir. Bilimsel kurullara farklı meslek sahipleri de davet edilebilmelidir. Birçok konuda vatandaşın değer hükümleri, yanlışıyla doğrusuyla davranış kalıpları ve Türkiye’ye has şartlar ve sebepler göz önüne alınmadan sığınılacak tedbirlerde beklenen sonuçlar alınamıyor.

VİRÜSLE MÜCADELEDE ŞARTLAR ZORLAŞIYOR MU?
 Son günlerde virüse yakalananlarda dikkat çekici bir artış var. Konu sadece değerli tıpçılarımızı değil; değişik meslek erbabını, sosyologları ve psikologları da ilgilendirmektedir. Bilimsel kurullara farklı meslek sahipleri de davet edilebilmelidir. Birçok konuda vatandaşın değer hükümleri, yanlışıyla doğrusuyla davranış kalıpları ve Türkiye’ye has şartlar ve sebepler göz önüne alınmadan sığınılacak tedbirlerde beklenen sonuçlar alınamıyor. Meslek ve branş asabiyetini aşmak gerekiyor. Kurullara bilim adamı davet ederken siyasilere sadakate değil; liyakate bakılmalıdır. 


 Bazılarına göre zorlayıcı, kısıtlayıcı tedbirler olmadığı sürece, yeni normale dönüş; gevşeme, yönetenlerin zaafı zannedilir ve hafife alınarak tedbirlere uyulmaz. Kamu sağlığı ile ilgili virüs sorununu sadece ülkeyi yönetenlerin aldığı tedbirler gibi görme yanlışından da uzaklaşmalıyız. Beşbine yakın virüse kurban verdiğimiz vatandaşımız ciddiye alınacak bir sayıdır. Bu sayı içinde herkes yer alabilirdi. Kimsenin virüs veya bakteri karşısında özel koruması yoktur. Büyük çoğunluk virüse karşı kurallara uymuşsa da bir gurup son derece ciddi olayı hafife almış, sıkıntıya gelmemiş, zevkinden ve sefasından ayrılamamış, alışamamış, yanlış alışkanlıklarını terk edememiş, tatil hastalığından, gösteriş tüketiminden ve kuralları zorlamaktan ve onlara uymamaktan kendisini kurtaramamıştır. Kurallara uymayanların oranı çok düşük olsa bile; salgın hastalığın yayılmasını sağlayabilmektedir. 


 Konunun siyasi ortamla ilgili bir boyutu da olabilir. Bazı siyasetçilerin sürekli çatışmacı ortamdan beslenmeleri, fayda ummaları, iç politikadan bunu mesela Ayasofya tartışmaları ile dış politikaya da taşımaları, gündem değiştirmeleri, vatandaşı bunaltmış, bezdirmiş, huzur ve güveni sarsmıştır. Keşke iktidar ve muhalefet ortak bir davranış sergileyerek vatandaşa birlik mesajı ve resmi sunabilselerdi. En ciddi ve hepimizi ilgilendiren sorunlar karşısında bile, bir araya gelen görüntüleri veremiyoruz. 


 Trafik kurallarına uymayan, ciddiye almayan, kuralları zorlayan, uymamayı üstün zekalılık sanan çarpık zihniyetin virüse bakışı, trafiğe bakışından farklı değildir. Aynı yanlış zihniyet devam ediyor. Hastane yatağında zor durumdaki hastaların ne çektikleri fark edilemiyor. Bu gerçeklerden maskeyi koluna asanın veya onu bilezik yapanın hiç haberi yok. 


 Tıpçı değerli dostlarımız da alınmasın ama ekranlarda halkın anlamadığı kelimeleri, tabirleri sık sık kullanarak ifadeleri aşırı yumuşatarak başarılı olamayız. Bugüne kadar işleri çok iyi getirdik ama sürdürmek de zorundayız. Türkçeleri varken yabancı karşılıklarını kullanmayı anlayamıyoruz. Acaba baştan itibaren sadece maske dağıtmak ile yetinmeyip halka yabancı tıp terimleri sözlüğü dağıtmak uygun mu olurdu? Bolca dağıtılan maske belki de bedava dağıtıldığı için bazılarınca takılmıyor. 
 Biz hala fiziki mesafeyle sosyal mesafenin farkını kavrayamadık. Herhalde bunu anlayabilmek epey zaman alacak.

Toplumdaki fert ve sosyal gurupların fiziki değil de sosyal açıdan mesafesinin açılması insanların birbirinden uzaklaştırılması ve birbirine yabancılaşmasıdır. Birlik ve beraberlik şuurunu zedeleyecek böyle bir durumda kurallara uyum ve dayanışma da zayıflayacak fertler ben merkezli hareket edecek, kimse toplumu ve kendi dışındakileri değil, sadece kendini düşünür olacaktır. Bundan dolayı kurallara uymayanlar konuya ferdi açıdan bakarak ben hasta olacağım sana ne sorusuna sığınmaktadırlar. 


 Salgının daha da artmasını önlemek için önce alınmış bazı tedbirlere ve kısıtlamalara gidilmeli; ama bunlarda toptancı olunmamalıdır. Katarlı dostlarımızla anlaşarak TV’deki futbol maçları TRT’den verilmeli; kahve, lokanta, kantin ve lokal gibi alanlarda toplulaşma önlenmelidir. 65 ve üstündeki yaşta olanların her gün sokağa çıkma ihtiyacı ve beklentisi yoktur. Zaten sağlık bakımından da zorlanacaklardır. Pazar günü yeterli olamamış ve ihtiyaçlara ve beklentilere cevap verememiştir. Bir veya iki gün belirli saatlerde dışarı çıkma sağlanabilir. Mesai saatleri ayarlanarak toplu taşıma araçlarında aşırı kalabalıklaşma önlenebilir. Bütün çalışanların aynı saatlerde bu araçları kullanmaları değiştirilebilir. Asker uğurlama, taziye ve zaruri ziyaretler izinle ve sınırlı sayıda yaptırılabilir. Minibüs dahil bazı taşıtlarda aşırı kalabalıklaşmayı önlemek için polis kontrolleri artırılmalıdır. Ancak minibüs sayıları da yeterli olamadığından vatandaş saatlerce araç beklemektedir. 15-25 yaş gurubuna dikkat edilmelidir. Vali ve kaymakamlar kısıtlamalar konusunda yetkilerini kullanabilmelidirler. Ev dışında market ve AVM’lere ilave olarak maske takma mecburi kılınmalıdır. Fiziki mesafe ve hijyen konusunda TV ekranlarında yoğun duyurular yapılmalıdır. Hastanelerde hastaların çektiği acılar konusunda bilgilendirilmeye gidilmelidir.

 Prof. Dr. Mustafa.E. ERKAL - Aydınlar Ocağı Genel Başkanı
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x