“YAĞ SATARIM BAL SATARIM USTAM ÖLDÜ BEN SATARIM”

24 Ağustos 2020 Pazartesi 12:35

Yaşının insanı ol diyenlere; “Ben de bu yaşımı ilk defa yaşıyorum, çok biliyorsan gel sen ol” diyorum.

'YAĞ SATARIM BAL SATARIM USTAM ÖLDÜ BEN SATARIM”
Yaşının insanı ol diyenlere;
“Ben de bu yaşımı ilk defa yaşıyorum,  
çok biliyorsan gel sen ol” diyorum.
HATIRLADINIZ DEĞİL Mİ?
“Yağ satarım, bal satarım, ustam öldü ben satarım" diye başlayan oyunlarımız, “önüm arkam, sağım solum sobe, saklanmayan ebe”yle biterdi. Terleyen sırtımızda kenarları işlemeli havlular. Bir parça ekmek arasına sürülen yağ, peynir, salça...O hep keder kokan anne ellerini hatırladınız değil mi?

Yaz bitmiştir, sonbahara el vermiştir. Durumu iyi olanlar çoktan kömür kamyonlarını evlerinin önüne dayamışlardır. Kapı önlerine dökülen kömür yığınları, parayı sayıp alabilenler için biraz da gurur kaynağıdır gizliden gizliye.

Yağmur yağar. Hava soğumaya başlar.
Yazlıklar toplanır, yerine dolaplardan çıkarılan kışlıklar koyulur.
Binbir cefayla, bodrumdan çıkarılan soba boruları, odanın ortasına kurulan kahverengi sobalar. Biz çocuklarda tatlı bir heyecan. Bilinmez neden ama hangi mevsim gelirse gelsin, biz yine de mutlu olacak bir şey bulurduk. Sanki mutlu olmaya bahane mi yoktu. Sokaklardan topladığımız gazoz kapaklarını, kapının önünden simitçileri, siyah beyaz ekranlarda, nefes almadan seyrettiğimiz çizgi filmleri, babaların işten döndüklerinde, ceplerinden çıkarıp, başımızı okşayarak verdikleri gofretleri, köylerden gelen nineleri, dedeleri hatırladınız değil mi?

Her misket sanki bir başka bir dünyaydı bizim için.
Sokağımızı geçip, başka bir sokağa girsek, yeni bir ülke keşfetmiş gibi olurduk hepimiz.
Çift kale maçlar, apartman önlerine serilen kilimlerde oynanılan evcilik oyunları, yakartop, uzun eşek, saklambaç...Sonra bayram telaşları. Gece uyurken, yatağımızın yanında duran boyumuzdan büyük kıyafetler, ayağımıza bol gelen ayakkabılar...Hepsi bayramın hatrına. Hepsi çocukluk aşkına.

Hastaysak, ilaçtan önce ıhlamur, nane, limon.
Üzgünsek, anne kucağı.
Kendimizi yalnız hissettiysek, baba dizi.
Parasız yıllar...
Hüzünlü zamanlar...
Çileli mevsimler...
Kederli evler…

Komşunun komşuya gülümsediği, kadınların birbirlerine, “nasılsın kardeş bugün?” diye sorduğu, yapılan yemek kokmuştur, ayıp olmasın diye, komşuya gönderilen tabakları, akşam gezmelerini, içilen çayları, edilen sohbetleri, o samimiyeti, o kardeşliği, paylaşmayı, sevmeyi ve doya doya sevilmeyi hatırladınız değil mi?

Akşam yollara çökmüştür çoktan. Pijamalar giyilmiş, sobaların yanına oturulmuştur.
Ya bir divan vardır duvar dibinde ya da bir çekyat.
Sobanın üstünde kestane ve ekmek. Yaramaz olanlarımız, büyüklere çaktırmadan arada bir kızgın sobaya tükürüp, tükürüğün nasıl yandığını seyreder pis pis gülerek. Banyodan çıkan, sabun kokulu kızların saçları taranır dualarla. Her evde mutlaka bir dede ya da bir nine vardır, bize masallar anlatan. Akşam yollara çökmüştür çoktan. Dağılmıştır pazar yerleri. Meydan sokak kedilerine ve köpeklerine kalmıştır.

Herkes rızkını almadan uyumazdı. Bir evde bir aç varsa, tok yatılmaz, bir evde bir cenaze varsa, göbek atılmazdı. İnsanın insana benzediği, yüreğin ne işe yaradığının bilindiği zamanlardı o zamanlar. O zamanları hatırladınız değil mi?
Kaldığın yerden değil!
Olduğun yerden, devam ediyor hayat.
Rengarenk yeni bir sabahtan, herkese, 
GÜNAYDIN...
MUTLU PAZARLAR..
HAYIRLI SABAHLAR..
MASKENİ TAK, MESAFENİ KORU..
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x