Yaprağa hor bakma

28 Şubat 2021 Pazar 16:31

Cleve Backster, bir yalan makinesi uzmanı idi. 1966 yılında bir gün yalan makinesi ile uğraşırken acaba bitkiler ne tür tepkiler veriyor diye merak etti. Bu makine korkuları, sevinçleri, şaşkınlıkların elektriksel değişimlerini ölçtüğüne göre acaba bitkilerde de böyle elektriksel tepkimeler oluyor muydu?

Yaprağa hor bakma

Cleve Backster, bir yalan makinesi uzmanı idi.

1966 yılında bir gün yalan makinesi ile uğraşırken acaba bitkiler ne tür tepkiler veriyor diye merak etti.

Bu makine korkuları, sevinçleri, şaşkınlıkların elektriksel değişimlerini ölçtüğüne göre acaba bitkilerde de böyle elektriksel tepkimeler oluyor muydu?

Bitkileri suladığında galvanometre zigzaklar çizerek aşağı doğru indi. Backster yukarı doğru bir hareket bekliyordu.

Yaprağı sıcak kahveye soktuğunda da beklediği tepkiyi almadı. Sonunda kibrit çakıp yakmayı düşündüğünde bitki galvanometrenin ibresine tavan yaptırdı. Bitki, Backster’in düşüncelerini mi okumuştu?

Deneyler deneyleri kovaladı ve hayvanlar ve bitkiler âleminde de hislerin, duyumların önemi ortaya çıkmaya başladı. Bitkiler ve hayvanlar sevinçleri, hüzünleri hissedebiliyordu.

Botanikçi bir kadının ziyaretinde de çiçekler korkudan bayılmış ve gittiğinden emin olduklarında kendilerine gelmeye başlamışlardı. Neden? Çünkü o kadının bitkileri kurutup sakladığını hissetmişlerdi.

Buna benzer birçok deney daha yapıldı ve bunlar 1968’de Journal of Parapsychology’nin Kış sayısında yayınlandı. Tıp dünyası da ilgisiz kalmadı bu konuya; Medical World News dergisinin 21 Mart 1969 sayısında yayınlanarak ‘hücresel düzeyde ilgel algılama’ kavramıyla bitkisel duyarlılığa örnek gösterdi.

Wikipedia’dan özetledim bunu. Bitkilerin ve hayvanların psikolojisi ile ilgili araştırmalar günümüzde çok gelişti. Gün be gün canlıların davranışlarıyla ilgili yeni gözlemlerimiz olmakta.

Prof Dr Yılmaz Özakpınar, şu ya da bu derecede insanlar gibi hayvanların da hafızalarının olduğunu söylüyor. Bitkilerin de hayvanlar gibi kısa ve uzun süreli bellekleri olmalı…

İnsanı diğer canlılardan ayıran şey Özakpınar’a göre ‘zihin, hafıza, bilinç’ değil. Bu üç önemli nimetin diğer canlılardan esirgendiğini düşünemeyiz.

İnsanı farklı kılan ve ona bilim yaptıran şey zihnin işlerliği, hafızanın derinliği, bilincin yüksek oluşu şüphesiz ama daha önemlisi bilincinde olmanın bilincinde olma yetisi…

İşte bu nedenle insan kişilik sahibidir. “Hayvanın düşünme sürecini yöneten bir ‘ben’i yoktur. Bir ben, düşüncenin gerisine çekilip, dış algı yoluyla bir cismi inceler gibi o düşünceyi inceleyemez. Aynı sembolik yetersizlik dolayısıyla hiçbir hayvan türünde bir ahlâk meselesi yoktur. Böyle bir mesele tasavvur edebilmek için, canlının bilincinde olduğunun bilincinde olması, eylemlerini bir imkânlar alanında hür iradesiyle seçtiğinin ve kararlaştırdığının farkına varması, bilerek ve isteyerek kararlarını uygulama iradesi gösterdiğini hissetmesi gerekir.”*

Algı planından bağımsızlaşabilen ve sembolik düşünebilen insanın davranışları, biyolojik ihtiyaçlara ve fiziksel çevreden gelen algılara verilen tepkilerden ibaret değildir.

İşte eleştirel düşünme ona ayıredici vasıf olarak katkı verecek, insan ancak böylece yükselebilecektir.

Yalan makinesine yakalanan ve asla yalan söyleyemeyen ibiktiler ve hayvanlar, fizikî ve biyolojik çevredeki olana bitene duyusal tepkiler vermeye devam ediyorlar. Kaz Dağlarında yok edilen ağaçların acısını Toros Dağlarındaki canlılar hissediyor. Ege’de yanan ormanların Balıklıgöl’deki balıkları üzdüğünü söyleyebilirim.

İnsan, tüketim köleliğiyle, çevreyi tahrip eden had bilmez sınaî atıklarıyla, tatmin edilmez kazanma hırsıyla diktiği betonlaşmalarla doğayı, şehri, her şeyi yok ediyor. Küresel ısınmaya sebep oluyor, atıklarını suya ve toprağa karıştırıyor, ağaçları kesip rant yaratmaya çalışıyor ve bunu bütün canlılar birer felaket olarak hissediyor.

Peki insan, bütün canlılar nefretle, korkuyla, acıyla dolup taşanda huzur içinde yaşayabileceğini nasıl sanabiliyor? Sararıp düşen yaprağa bir bak, bir eline al sevgiyle; bak nasıl da taba rengini alacağını göreceksin.

O yüzden diyorum ısrarla; insan, kendi kendisi olmalı! Sürü psikolojisiyle hareket etmemeli! İnsan, ‘bilincinde olmanın bilinciyle hareket ederse’ insan olabilir. Başta liderler olmak üzere hepimiz içten gelen sesle konuşmalıyız. Prompter’den okumamalıyız. “Ülkenin başka meselesi kalmamış gibi ‘Prompter’den bahsediyorsun” diyen arkadaş; bilmem, anlatabildim mi?

*Yılmaz Özakpınar, İnsan Düşüncesinin Boyutları, Ötüken Yayınları, İstanbul 2002

DÖRTLÜK: 

Yeşil yaprak sararanda melâl ile hele bir bak 

Her damarda reng-i taba açılır sanki çâk ü pâk 

Sanki Şeyda kanı düşer o yorgun yaprak üstüne 

Ardından makâm-ı sâbâ, başa işler gülden bir tâk 

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x