ZULME MEŞRUİYET BULMA ÇABALARINI ESEFLE KINIYORUZ! DOĞU TÜRKİSTAN HALKI SAHİPSİZ KALMAYACAKTIR!

18 Kasım 2019 Pazartesi 13:44

Çin, dezenformasyon işlerinde epeyce ilerlemiş anlaşılan. Dezenformasyon için kullandığı gazetecilerin sayısı da her geçen gün artıyor.

ZULME MEŞRUİYET BULMA ÇABALARINI ESEFLE KINIYORUZ! DOĞU TÜRKİSTAN HALKI SAHİPSİZ KALMAYACAKTIR!

 Çin, dezenformasyon işlerinde epeyce ilerlemiş anlaşılan. Dezenformasyon için kullandığı gazetecilerin sayısı da her geçen gün artıyor.

Muharrem Sarıkaya 16 ve 17 Kasım 2017 tarihlerinde Habertürk’te köşesinde yazdığı yazılarda Çin gözüyle Eğitim Kamplarından bahsetmiş ama, buralarda kaç kişinin kaldığını, kaç kamp olduğunu yetkililerin söylemediğini, ama bir milyon rakamını kesinlikle abartılı bulduklarını yazmış.

Sarıkaya’nın aktardığına göre, Çin terörle etkili bir mücadele yolu olarak bu “Mesleki Eğitim Merkezleri” dedikleri toplama kamplarını oluşturmuş; halk savaşı adını verdikleri yöntemle bu kamplara toplanan insanlar doğrudan suçlu, yardım ve yataklık suçlusu ve teröre meyilli olmak üzere üç gruptan oluşuyormuş. Muharrem Sarıkaya’yı, yanındaki diğer gazeteciler kimlerdi bilmiyorum ama, bu kamplarda eğitime (!) tabi tutulan insanların gerçekten İslâmcı terör örgütlerine mensup, iltisaklı veya meyilli olduklarına inanmayacak kadar konuya vakıf ve donanımlı bir gazeteci olarak bilirim. Buna rağmen bu yazıları yazma sebebini anlamış değilim.
Muharrem Sarıkaya 1997 yılında da gazeteciydi. Ben o zaman Adana Milletvekili ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı idim. Kulca’da Ramazan ayında Kur’an hatmeden kadınlar Kadir gecesi hatim duası için toplanmışlar, toplantı yasaklarını ihlal eden teröristler oldukları gerekçesiyle sayıları 30 kadar olan bu kadınlar karakola götürülmüştü. Kadınların bırakılması için karakolun önüne toplanan insanlar da “terörist” diye tutuklanmışlardı. Olaylar bütün Doğu Türkistan’a yayılmış ve sadece dinini yaşamak isteyen insanlar terörist diye nitelenmişlerdi. Tıpkı şimdi olduğu gibi.
Olayları Meclis kürsüsünden anlattım. Sonra Çin Büyükelçiliğine protesto yürüyüşü yapan gençlere destek olmak için ben de yürüdüm. Ertesi gün Cumhuriyet gazetesinde Çin Büyükelçisinin demeci vardı: “İç İşlerimize karışan milletvekilleri var”. Ben de ona bir basın açıklamasıyla cevap verdim.
Doğu Türkistan’lı kardeşlerimiz üzerine baskılar, 1997’den önce de oldu, sonra da devam etti. Doğu Türkistan’daki uygulama, Sarıkaya gibi gazetecilerin görüp aktardıklarının hilâfına insanlık suçudur. Doğu Türkistan’da toplama kampları uygulamasının başladığı 2017’den beri insanlık suçu işlenmektedir. 28 Şubat sürecinde bizde de laiklik adına masum dindarları terörist ilan edenler olduğu gibi Çin,  namaz kılan, oruç tutan, içki içmeyi dinen yasak olduğu için reddeden herkesi terörist saymaktadır. Sarıkaya’nın konuştuğu insanlardan aktardıklarından bile bunları çıkarmak mümkündür.
Çin, Şi Cinping yönetiminde Stalin dönemini hatırlatan uygulamalar başlatmıştır. Stalin dönemi gibi, Şi Cinping dönemi de hafızlarda kötü bir dönem olarak kalacaktır. Uygur halkına reva görülen zulüm elbet bir gün sona erecektir. Ama Çin’in yandaşı olarak davranan gazeteciler ve siyasiler, Stalin dönemi şakşakçıları bugün nasıl ve ne kadar hatırlanıyorsa, o gün, öylece ve o kadar hatırlanacaktır.

Orhan Kavuncu
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x