ABD NEREYE KOŞUYOR?- Taner Ünal

21 Şubat 2018 Çarşamba 09:21

Taner Ünal, ABD'nin hikayesini yazdı.

ABD NEREYE KOŞUYOR?- Taner Ünal
 Sevgili Okurlar,

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Türklüğüne kavuşan, milliyet şuurunun zirvesini yaşayan Türk Milleti Atatürk’ün ölümüyle birlikte, milli politikası bulunmayan yöneticilerin başta ABD’ye verdiği tavizler nedeniyle bu çizgiden uzaklaşmış adeta dışa bağımlı bir hale getirilmiştir.
İngiltere’nin 19.yy’da başlatarak “Şark Meselesi” adını vererek on milyon Türk’ü soykırıma uğrattıkları ancak Büyük Önder Atatürk’ün attığı tokat ile yerle bir olan “Türksüz Anadolu” hayalleri bu gün ABD eliyle yürütülmektedir.

73 yıl öncesinden başlayarak ikili anlaşmalar yaptığımız, zaman zaman bizi 53 eyaleti gibi gördüğünü sandığımız, İncirlik, Kürecik vd üsleriyle Afrin’de Mehmetçiklerimizi katleden teröristlere destek olan ABD’yi bahsediyoruz.

ABD 73 yıldır içimizdeki hainler vasıtasıyla aklımızla alay edercesine senaryolar hazırlıyor ve kurbağaların kısık ateşte ısıtılmasıyla gevşeyerek ölüme yolculuğu benzeri 200 yıllık “Şark Meselesi”ni yavaş yavaş ısıtarak “BOP” adıyla yeniden kurgulayarak sabırla yoluna devam ediyor..
Bu günkü paylaşımımızda ABD kimdir, nasıl kurulmuştur. Bu günkü haline nasıl gelmiştir, sicili nedir kısaca inceleyelim istiyoruz

Sevgili Okurlar, 
Kızılderililerin toprakları üzerinde kurulmuş olan 13 İngiliz kolonisinin 4 Temmuz 1776'da Bağımsızlık Bildirgesi’ni imzalamasıyla bugünkü ABD'nin temelleri atılmış oldu. Fakat bu bildirgenin geçerlilik kazanması için İngilizlere zorla kabul ettirilmesi gerekiyordu ve bu da İngilizlerle yapılan iki savaşla gerçekleşti. Amerika ilk kurulduğunda bu 13 eyaletin hepsi Atlantik kıyısındaydı ve yüzölçümü 835,687 kilometrekareydi. Oysa ABD; Fransa, İspanya, Rusya ve Meksika ile yaptığı antlaşmalarla ve savaşlarla bugünkü duruma yani 9,371,786 kilometrekareye çıkardı. Yani ABD; Avrupa'dan "yeni dünyaya" akın edenlerin, kendilerini belli bir süre sonra Avrupa'dan bağımsız ilan edip, bir yandan da toprakların gerçek sahipleri olan Kızılderilileri katletmesiyle kuruldu. Bir yandan da Avrupalı diğer sömürgeci devletlerle Amerika kıtası için rekabet yürütülüyordu.

Birleşik Devletlerin kuruluş sürecinde Amerika, ilk önce İspanyolların elinde bulunan Florida'yı işgal ederek İspanya'yı burayı satmaya zorladı. İkinci adım Teksas'ın alınmasıydı; bunun içinse buraya müdahale için geçerli bir neden bulmak gerekiyordu ve bu da çok geçmeden bulundu. 1800'lü yıllarda yapılan yeni icatlarla pamuk tarımı yaygınlaşmaya başlamıştı ve Amerika'nın pamuk ihracatı muazzam boyutlara ulaşmıştı. Artık yerel sanayinin durmadan artan gereksinmelerini karşılayamayan ABD batıdaki Meksika topraklarına göz dikmeye başladı. Ve batıya tekrar göç başladı; yine Kızılderililer yok edilerek toprakları gasp edildi. Fakat asıl düşman Meksika idi ve bu işgalin ne anlama geldiği sonradan anlaşıldı.

Meksika İspanya'ya karşı bağımsızlığını ilan ettiğinde Teksas topraklarında; göçten dolayı Meksika’lıdan çok Kuzey Amerikalı vardı. Bu ise Teksas'ın ABD tarafından ele geçirilmesi fikrine zemin hazırlıyordu. Meksika hükümeti yeni bir anayasa çıkararak köleciliği yasakladı. Oysa Kuzey Amerikalı çiftçiler için kölelik büyük bir kazanç kaynağıydı. Hemen isyanlar ve ayaklanmalar başladı; çiftçiler ilk Teksas hükümetini oluşturdular ve hemen ABD hükümetinden askeri yardım istediler. Bu daha sonra da ABD'nin müdahalelerini meşrulaştırmak için kullanacağı etkin yöntemlerden biridir; yasadışı yollardan bir hükümet oluşturmak ve o hükümeti tanıyarak müdahalede bulunmak... Meksika, isyanı bastırmak istese de yenildi ve Teksas ABD'ye katıldı.

Bir sonraki adım Kaliforniya'nın işgali idi. Bunun içinse daha sonra pek çok Üçüncü Dünya ülkesinde kullanılacak olan bir yöntem uygulandı. Meksika ve Teksas arasında her iki tarafın da sahiplendiği bir bölgede askeri birlikler konuşlandırılarak provokasyon düzenlendi. Amerika, uğradığı saldırıları da kendi topraklarında kabul ederek Meksika'ya savaş ilan etti. Meksikalıların tüm direnişlerine rağmen Amerikalıların ilerlemesi durdurulamadı ve bugün ABD'nin eyaletleri olarak sayılan Teksas, Arizona, Yeni Meksika, Kaliforniya, Nevada, Utah ve Wyoming Meksikalılardan zorla alındı.(2 Şubat 1848) ABD tarafından ilhak edilen bu topraklarda kalan Meksikalılar bütün 20. yüzyıl boyunca sürekli politik baskıya maruz kalmışlardır. Atalarının topraklarına sahip çıkmak isteyen Meksikalılar, Amerika'nın dünyaca meşhur "adaletiyle" tanışmışlar; ırkçılık olayları, haksız cezalar ve bastırma hareketleriyle susturulmuşlardır.

Sevgili Okurlar
1898’de Meksika’yı işgal etti, daha Amerikan birliğinin kuruluşu yıllarında Meksika’nın Teksas, Arizona, New Wyoming kentlerini işgal edip topraklarına katıp elli yıl süren katliam sırasında bölgenin tüm yerli uygarlıklarını yok etti. Küba’ya girdi, 1959’daki Batista’nın devrildiği Castro’nun başa geçtiği devrime kadar işgalini kukla diktatörlükler aracılığıyla sürdürdü. 1898-1910 arasında işgal ettiği Filipinler’de 600 bin; 1900’de, Çin’deki ayaklanmanın bastırılmasında 500 bin kişiyi öldürdü.

ABD Senatörü Beveridge 1898’de “Daha yüksek uygarlıklar önünde, alçak uygarlıkların ortadan kalkması; Tanrının sınırsız tasarısının bir parçasıdır. Dünya ticareti bizim olmalıdır, olacaktır. Bunu Anamız İngiltere’yi örnek alarak gerçekleştireceğiz.”diyerek Emperyal savaşta bizde varız” demiş daha o günden topraklarımıza göz diktiğini ilan etmişti.

ABD 1903’te Kolombiya-Panama bölgesinde kanal için işgal gerçekleştirdi ve Panama devletini kurdurdu, (Panama’da, 1914’e kadar süren çatışmalarda 28 bin kişi öldü. 1950’de devlet başkanını öldürülmesiyle 1963’e kadar ABD kuklası diktatörler dönemi başladı, 350 bin kişi oldu.1915’te Haiti’yi işgal edip Dominik’i kurdu. 1921’de Nikaragua’yı işgal etti 1979’a kadar süren diktatörlük kurdu. Somoza adlı işbirlikçisinin öncülüğünde Ulusal Muhafızlar adlı terör örgütünü kurdu. Antiemperyalist direnişin başını çeken Sandino ve arkadaşlarını katlederek 40 yıldan fazla sürecek bir terör, sabotaj ve suikastlar devrini başlattı. 
1927-1949 arasında, Çin’de Çan Kay Şek diktasını ve onun terörünü, şiddetini destekledi. 1931-1944 arasında, El Salvador’da işgaline karşı yerli ayaklanmasında 15 bin kişiyi; 1914-34 arasında, Haiti’yi işgalinde 3500 kişiyi öldürdü.

1935’e kadar Bolivya’da kuklası olan hükümetlerin öteki Latin Amerika ülkeleriyle savaşlarında on binlerce kişi öldü, 1947-52 terör döneminde 30 bin kişi öldü. 
1945’te Japonya’nın Hiroşima (6 Ağustos) ve Nagazaki (9 Ağustos) kentlerine attığı atom bombasıyla 250 bin kişiyi öldürdü. Çin’i bombaladı. 1947’de Yunanistan’da komünist yönetimi önlemek için yaptığı müdahalenin sonucu 50 bin ölüydü. 1947’de Tayland’da askeri darbe yaptırdı. 1949’da Çin Devriminden sonra Formoza adasında Taivan devletini kurdurdu.

1950-54 arasında Şangay’ı bombaladı, komünistlerin iktidara gelmesi üzerine Kore’ye müdahale edip yüz binlerce yurtsever Koreli’yi, Çinli’yi öldürdü, ülkeyi Güney Kuzey diye ikiye böldü. 1954’te Guatemala’da yaptığı darbe sırasında 100 bin Guetemalalı’yı öldürdü (öldürmeler hala sürüyor). 1955-58 arasında Endonezya, Laos ve Kamboçya’da CIA operasyonları ve bombalamalar düzenledi. 1956-59 arasında Küba’da 600.000 kişiyi, işbirlikçi diktatör Batista’nın ABD’li danışmanların ortak operasyonlarla katletti.

1960’ta Guatemala’yı bombaladı. 1961’de Küba’ya karşı Domuzlar Körfezi çıkartmasını örgütledi. 1961-73 arasında Vietnam’ı bombaladı. 1963’te Endonezya’yı paralayıp Malezya’yı kurdurdu. 1964’te Brezilya, ABD yanlısı darbe sırasında 2 bin kişi öldürüldü; Kongo’da (Zaire), bağımsızlıkçı Lumumba’nın devrilip öldürülmesini sağladı. 1964-73 arasında Laos’ta sol iktidarın engellenmesi için müdahale etti ve 2 milyon ton bomba attı. 1965’te Haiti’de bağımsızlıkçı başkanı askeri darbeyle devirdi; işbirlikçisi Suharto aracılığıyla 1 milyon komünist ve ilerici Endonezyalı’yı; indirdiği paraşütçülerle 10 bin Dominikli’yi katletti. Filipinler’de Marcos darbesini gerçekleştirdi. Peru’yu bombaladı. 1967’de Yunanistan’da Albaylar cuntasını iktidara getirdi. 1969’a kadar Guatemala’yı bombaladı. 1968-80 arasında, Peru’da kuklası diktatörlüklerle kan kusturdu 1965-75 arasında, komünistlerin iktidarına geçmesinden sonra Kamboçya’yı bombaladı, 600 bin kişiyi öldürdü.

Sevgili Okurlar
ABD Başkanı Theodor Roosvelt Temsilciler Meclisinde yaptığı konuşmada adeta ABD’nin 20. yüzyıldaki temel stratejisini açıklıyordu: “Size rahat bir hayatın değil, mücadelelerle dolu bir hayatın gereklerini söylüyorum. 20.yüzyıl önümüze, pek çok milletin kaderini belirleyecek muazzam bir ufuk açıyor. Yerimizde oturursak, sert mücadelelerden uzak durursak bizden daha cesur ve daha güçlü olanlar bizi geçeceklerdir.”

Roosvelt’in söz ettiği bu acımasız yarış Batı’nın akıttığı kanlarla 20. yüzyıl boyunca bir yarış halinde bütün hızıyla sürdü ve hala sürüyor. ABD Dışişleri Bakanı Dean Rusk’ın 1962 yılında söylediği; “Yalnızca Kuzey Amerika, yalnızca Batı Yarımküresi ya da yalnızca Kuzey Atlantik Topluluğu ile sınırlandırılmış savunma taktiklerinin bize güven ve refah sağlamayacağını biliyoruz. Dünya çok küçülmüştür. Toprak ile, su ile, atmosfer ile, bunları paylaşan uzay ile... Biz dünyanın tümü ile ilgilenmeliyiz.”diyordu.

ABD Başkanı Eisenhower’ın 20 Ocak 1953 günü, Başkanlık yemin töreninde söyledikleri, benzer açıklamaların belki de en açık sözlüsü. “... Hür dünya halklarına yalnızca asil bir düşünce ile değil, fakat bir zorunluluk gereği bağımlı olduğumuzu biliyoruz. Hiçbir hür halk, kendisini ekonomik olarak tecrit ederek sahip olduğu herhangi bir avantajını uzun süre devam ettiremez ya da güvenlik içinde olamaz. Bütün üstünlüğümüze karşın, çiftliklerimizin ve fabrikalarımızın artı üretimleri için dünya pazarlarına gereksinim duymaktayız; ve bu çiftlikler, fabrikalar için uzak ülkelerden yaşamsal maddeler, ürünler getirmek zorundayız.” Diyordu..

Sevgili Okurlar
ABD 1970-75 arasında Kamboçya ve Laos’ta 1 milyon insanı katletti. 1971’de Türkiye’mizdeki 12 Mart –ve 1980 12 Eylül- darbelerini örgütledi, 12 Eylül öncesinde ABD’nin körüklediği iç savaş ortamında 6 bin kişi öldü. 1973’te Şili’de işbirlikçi general Pinochet aracılığıyla düzenlediği darbe ile başkan Allende’yi ve 30 bin kişiyi katletti; 1973’te Uruguay’da darbe sonrası on binlerce kişi öldü ve göçler yaşandı. 1975’te Vietnam’dan kovulduğunda arkasında milyonlarca kişiyi ölü ve sakat bıraktı. (Vietnam, yine bölünme ve Amerikan tarihinin en büyük yenilgisi, napalm bombaları ve 4,5 milyon ölü. Vietnam’da halkın üzerine attığı 638 bin ton bomba, II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa ve Afrika’ya atılan toplam bombaların yarısıdır. Kişi başına 5 bomba atılmıştır. Milyonlarca insan stratejik köylere sürülmüş, on binlerce kadının ırzına geçilmiş, yüz binlerce insan sakat bırakılmış, milyonlarca insan işkenceden geçirilmiştir.) 1957-91 arasında Haiti’de işgale karşı direnenlere ölüm saçtı: 26 bin kişi öldü. 1976’da Arjantin’deki faşist generallerle yaptığı darbe ve işbirliği ile 30 bin kişi öldürüldü. 1976-83 arasında Angola’da sosyalist MPLA’ya karşı çıkardığı iç savaşta ölü sayısı 300 bin idi. 1979-1984 arasında El Salvador’u bombaladı, kuklası cunta aracılığıyla 70 bin kişiyi öldürdü.

Sevgili Okurlar

ABD vahşeti1980’de Güney Afrika’nın Mozambik’i işgal etmesini sağlamasıyla devam ediyordu; Jamaika’da, (1976’da iktidara gelen) Küba dostu Manley’i devirdi. 1980-90 arasında Etiyopya’ya karşı Somali’yi destekleyip (2000’lere uzanan) Somali iç savaşını çıkardı. 1981-1999 arasında Libya’ya karşı sayısız hava operasyonları düzenledi. 1983’te 14 bin deniz piyadesiyle Lübnan’a müdahale etti, operasyonlarıyla binlerce ilerici yurtsever Lübnanlı katledildi, 6. Filosuna ait savaş gemileri Lübnan’a günlerce bomba yağdırdı; 
Granada’yı işgal edip yüzlerce ilerici ve yurtseveri katletti. 1983’te Granada’yı bombaladı, 1979’da iktidara gelen sosyalist başkan Bishop’u devirdi ve iki yıl işgal etti. 1984’te Çad’ın Zaire ve Fas tarafından işgal ettirilmesini sağladı. 1986’da Libya’yı bombaladı, bine yakın sivili katletti, ambargo uygulayarak deniz ablukasına başvurdu. 1989’da Panama’ya asker çıkarttı ve 5 bin Panamalı’yı öldürdü;

ABD, 1990’da Peru’da Amerikancı Fujimori eliyle on binlerce Kızılderili’yi katletti; Liberya’da (1980’de iktidara geçen) ABD karşıtı hükümeti devirdi. 1990’dan sonra, Yugoslavya’yı parçaladı: Slovenya, Hırvatistan, Makedonya, Bosna Hersek’in koptuğu ve 100 binlerce kişinin öldüğü, göçtüğü süreci yaşattı. Irak’ın Kuveyt’e girişini bahane ederek diğer emperyalist güçleri de ardına takarak uçaklarıyla Irak halkına karşı bomba yağdırdı. 100 binin üzerinde insanı katlettiği bu vahşeti iletişim kanallarıyla bütün dünyaya izlettirdi. Somali’deki iç karışıklığı bahane ederek yine diğer emperyalist güçleri de peşine takarak ülkeyi işgale girişti. Sudan’ı bombaladı. İran’a karşı başlattığı ambargoyu yıllardır sürdürüyor. Latin Amerika’da bulaşmadığı savaş, katliam, insan hakları ihlali yok. Nikaragua’dan kaçan işkenceci, halk düşmanı Kontraları, Özgürlük Savaşçıları adı altında Honduras’ta üslendirdi ve silahlandırarak Nikaragua halkının üstüne saldırttı. Birçok Latin Amerika ülkesinde de Ulusal Muhafızlar adı altında ölüm Mangalarını örgütledi, eğitti, finanse etti, silahlandırdı ve halkın üzerine saldırttı. ABD yalnızca 1946-1975 yılları arasında amaçlarına ulaşmak için tam 215 kez askeri gücüne başvurdu, insanlığa 19 kez nükleer silah kullanma tehdidini savurdu.

11 Eylül 2001, ABD’de kaçırılan iki uçak New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne çakıldı. Saldırıların ardından Washington binlerce kilometre ötesini işaret etti. İnsan avı başlamıştı. Afganistan işgal edildi.
El Kaide ve Taliban militanı oldukları gerekçesiyle yüzlerce kişi gözaltına alındı. Önce Afganistan’daki Bagram üssüne götürüldüler. Ama son durakları burası olmadı. Bir kaç ay sonra Küba topraklarındaki bir Amerikan üssüne götürüldüler. Bu üs yıllarca süren tartışmaları da beraberinde getirecek olan Guantanamo üssüydü.

Amerikan donanma komutanlarından General Michael Lehnert, Guantonamo'nun kapatılması gerektiğini savunan bir yazı kaleme aldı. Lehnert yazısında, Guantanamo'nun açılmasının büyük bir hata olduğunu da dile getirdi.
Lehnert, “11 Eylül'den sonra korkmuştuk ve kızgındık. Bu yüzden de Guantanamo'yu açıp birçok kişiyi önemli istihbarat bilgilerine sahip oldukları gerekçesiyle oraya hapsettik. Ancak çok geçmeden bunun bir hata olduğunun farkına vardım. Aslında o insanların çoğunun oraya hiç gönderilmemesi gerekiyordu" dedi.

Sevgili Okurlar,
Afganistan’daki Bagram Cezaevi, Guantanamo'nun ikiz kardeşi olarak biliniyor. Yönetimi geçtiğimiz yıl Afganistan yönetimine bırakılan Bagram'dan dışarıya yansıyan görüntüler Guantanamo'yu aratmayan türdendi. Bagram sık sık işkence haberleriyle gündeme geldi. Cezaevinden çıkan tutsaklar, toplama kampına benzettikleri hapishanede gördükleri insanlık dışı muameleye dikkat çekiyordu.
Irıkta’ki Ebu Gureyb Cezaevi, tüm dünyanın bildiği adıyla Ebu Gureyb İşkence Merkezi. Ebu Gureyb Cezaevi Irak işgalinin en utanç verici mekânlarından biri. Amerikan askerlerinin ıraklı mahkûmlara yönelik işkence ve kötü muamelesi The New Yorker dergisinde 2004'te yayımlanan bu fotoğraflarla ortaya çıktı. Fotoğrafları ele geçiren gazeteci Seymour Hersh'tü.

Washington Irak'ı "Sizi Saddam Hüseyin işkencesinden kurtaracağız" diyerek işgal etmişti. Ama şimdi işkenceyi yapan bizzat kendisiydi. Fotoğraflardan sonra işgale yönelik tepkiler zirveye ulaştı.

Ebu Gureyb'de yalnızca işkence ve kötü muamele yoktu. Bu cezaevinin kapısından ölüm de girmişti. Manadel el Jamadi isimli bir tutuklu sorgulama sırasında hayatını kaybetti. Jamadi'nin ölümü Amerikan Ordusu tarafından resmen kabul edildi. Ama sorguya katılan CIA ajanı ve özel bir güvenlik şirketinde görev yapan kişi yargılanmadı. Bunun dışında bazı kaynaklara göre 28 kişi daha sorgulama sırasında işkenceden ölüyordu!

Sevgili Okurlar,
Irak'ın İstilası ve İşgali" başlıklı oturumda, El Cezire televizyonu sorumlusu Fadhil Al Bedrani "Toplu katliam " konusunu anlatırkenşunları söylüyordu:.
"Hiçbir medya mensubunun sokulmadığı Felluce'deki vahşet yaşandığında tek tanık bendim" diyen Al Bedrani, yaşananların hâlâ yeterince bilinmediğini, çünkü dünya medyasına yansıyamadığını söyledi.
Fadhil Al Bedrani'nin gözüyle Felluce'de yaşananlar şöyleydi:
"Ben iki soykırıma şahit oldum. Birincisinde 618 sivil insan öldürüldü: çocuklar, yaşlılar, kadınlar vardı içlerinde. Zırhlı araçlardan, tanklardan ve hava saldırılarıyla öldürüldüler. Bir hastane görevlisinin verdiği bilgiye göre 260'ı çocuktu".

Resmi bilgilere göre Felluce'ye saldırının 8 Kasım 2004'te yapıldığını, ancak bunun doğru olmadığını vurgulayan Al Bedrani şunları anlattı:
"Gerçekte bu saldırı 1 Kasım 2004'te oldu. O gün Felluce halkına evlerinizde oturun demişlerdi. Kentin nüfusu 600 bindi, 150 bin kişi kaldı geriye.Evlerinden çıkmamaları söylenen halk oturdu. Ve havadan saldırı başladı. Ben sivilleri bizzat görüyordum. İnsanlar korku içinde sokaklara çıkıyor, ne yapacaklarını bilemeden çocuklarını önlerine katıp gidiyorlardı. Savaş uçakları evleri yıkıyordu.

Yaşlı insanlar, kadınlar, çocuklardan oluşan kalabalık bir grup gördüm. Ayaklarında ayakkabıları yoktu. Öylece çıkmışlardı evlerden. Biraz sonra gözlerimin önünde bu kalabalıktan üçü hariç hepsi öldürüldü. Sağ kalanların biri kadın ikisi çocuktu. O cesetler 25 gün enkaz altında kaldı. Bir aile daha gördüm, 11 kişilik. Onların da tamamı öldürüldü. Bir tek kadın kaldı ve evinin bahçesine gömüldü ailesinden 11 kişi. Şimdi kendisi de ölmek istiyor."

Sevgili Okurlar,
El Cezire televizyonu sorumlusu Fadhil Al Bedrani bu kadarını görebilmişti. Halbuki 1-8 Kasım 2004 günleri arasında Fellucede onbinlerce sivil soykırıma uğrarken bombalama sonrası binlerce kadın ve genç kız tecavüze uğruyordu.
Uluslar arası kaynaklardan alınan bilgilere göre ABD İşgali sonrasında Bir milyondan fazla Iraklı katledilirken 2 Milyondan fazla kadın tecavüze uğruyor bu kadınlardan on binlercesi 10-15 civarında ABD ve İngiliz askerinin birden tecavüzü sonrasında hayatını kaybediyor veya vahşice öldürülüyordu.. 
ABD yedikçe doymayan korkunç bir canavarın(Uluslararası şirketlerin) savaş makinesi konumundadır..
Türkiye olası bir terör saldırısına veya ABD'nın Suriye de açacağı koridora karşı karşı değil Türk milletini Anadolu'dan çıkarmak -Türk varlığına son vermek - isteyen ABD ve AB ülkelerine karşı savaş vermektedir.

Değerli Arkadaşlarım,
Bir süredir elimizde olmayan sebeplerle paylaşımlarımızı yine aksattık yarından itibaren günlük paylaşımlarımıza başlayacağız. Yarın ABD vahşet ve ahlaksızlığına örnek olarak Samarra’da yaşanılan vahşeti anlatacağız.. 
Saygılar Sevgiler

20 Şubat 2018 Saat 1.20
TANER ÜNAL

İLAVE KAYNAKLAR
Öner Yağcı, Korku, Şiddet ve Yalan İmparatorluğu’nun Tarihi ve Sonu, İleri, 2 Aylık Gençlik ve Siyaset Dergisi, 15 Mart – Nisan 2003,
The Strenuous Life” Hamilton Clup, Shicago İL, 10.4.1899 ak. Jeffry E. Garten “So4uk Barış” Sarmal Yay.
Bulletin 10.5.1965 sf. 695 ak. Harry Magdoff “Emperyalizm Çağı” Odak yayınları 1974,sf.55.
“Emperyalizm Çağı” Harry Magdoff, odak yay. 
Metin Aydoğan, Bitmeyen Oyun – Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, Kum Saati Yayınları, 12. Basım, Kasım 2002



Yorum Gönder

@name x