BU FİLMİ OSMANLI'DA GÖRDÜK: PARÇALADILAR! YA ŞİMDİ? ALLAH KORUSUN!

14 Mart 2017 Salı 09:00

Soner Yalçın'ın Sözcü Gazetesinde köşesine aldığı yazıyla Hollanda sorunu daha iyi anlaşılabiliyor.

BU FİLMİ OSMANLI'DA GÖRDÜK: PARÇALADILAR! YA ŞİMDİ? ALLAH KORUSUN!

Sözcü Gazetesinde Soner Yalçın'ın bugünkü yazısında anlatılanlar, Hollanda sorununun düşünsel boyutlarını ortaya koyuyor.

İşte o yazı:

Hafta sonu…
Almanya ile siyasal kriz yaşadık.
Hollanda ile siyasal kriz yaşadık.
Sahi ne oluyor?
Yaşananlar çok basit:
1929 dünya büyük ekonomik krizi “medeniyetin beşiği” Avrupa'da faşizmi büyüttü.
2008 dünya büyük ekonomik krizi “medeniyetin beşiği” Avrupa'da faşizmi hortlatıyor.
Bakmak değil, görmek zorundayız.
Avrupalı yoksul seçmen faşist partilere kayıyor.
İngiltere'nin AB'den ayrılmasına “evet” oyu veren kitlelerin son yıllarda fakirleşen seçmenler olduğu biliniyor. Ki…
Benzer seçmenler ABD'de D. Trump'ı bile iktidara taşıdı!
Para, hisse senedi gibi “kağıtları” yücelten “finansın amentüsü” neoliberalizm, -1929'da olduğu gibi- 2008'de de dünya ekonomisini krize soktu. Bundan zarar gören büyük kitleler -yine- umut olarak faşizme sarılıyor.
1929'da, faşizmin baş düşman sosyalistler idi.
Bugün faşizmin baş düşmanı göçmenler/mülteciler.
Üçüncü Dünya'nın yoksulları Avrupa'da istenmiyor artık; “pasta” küçülüyor çünkü.
Faşizme karşı mücadele veren partiler bile popülist söylemlere başvurmak zorunda kalıyor. İşte… Türkiye ile yaşanan krizin asıl sebebi budur.
Yoksa, Türkiye'deki anti-demokratik uygulamalar; faşizme doğru yelken açılması; yani referandumda “evet” çıkması umurlarında bile değildir.
Türkiye ile ilişkilerinde onların tek ilgilendiği sadece para'dır!
Bakmayın karşılıklı esip gürlediklerine, kimse kimseye “ekonomi kartını” filan açmaz/açamaz. Hele…
Dış borcunu 2002'de 129 milyar dolar'dan, 2016'da 412 milyar dolar'a çıkaran AKP'yi kimse ciddiye almaz!
Ne yazık ki…
Biz bu aydınlanma düşmanı ikiyüzlü Batı gerçeğini halkımıza yaklaşık 200 yıldır bir türlü anlatamadık.
Maalesef… Bu sebeple Atatürk'ü de kavrayamıyorlar…

Paramı ver Türk

Hafta sonu krizlerini sadece “İslam düşmanlığı” olarak görüyor kimi çevreler.
Batı medeniyetini salt kültürel/giyim-kuşam vb. açıdan ele alıyorlar.
Yanılıyorlar.
Öyle ki… TV dizisinde İngiliz Büyükelçisine tokat atan II. Abdülhamit'in, gerçek hayatta en aşırı Batıcı olduğunu bir türlü anlamak istemiyorlar!
Meselenin iktisadi yönünü görmek istemiyorlar.
II. Abdülhamit döneminde de sürekli “diplomasi krizi” vardı. Bunun sebebi din düşmanlığı değildi. Bu, kim daha çok sömürecek kavgasıydı.
İngiliz (ve Fransızların) hedefinde -aynı bugün olduğu gibi- Rusya vardı!
Batı -aynı bugün gibi- Osmanlı'ya liberalizmi dayatır gibi yaparken asıl yapmak istediği Osmanlı'yı bölmekti!
15 Temmuz FETÖ benzeri darbelerin Osmanlı'da olmadığını mı sanıyorsunuz? 1876'da olan neydi?
Yapıldığında her şeyin düzeleceğine inanılan “Anayasalı istibdat” bu nedenle hayata geçirilmedi mi? Tek tartışılan, “Aman padişahın hükümdarlık haklarına dokunulmasın” konusuydu. 16 Nisan referandumunun “yetki konusunda” bundan ne farkı var?
Yani. Mesele dönüp dolaşıp emperyalizmin iktisadi çıkarlarına dayanmaktadır. Batı medeniyeti işte budur!
Yöntemi hep aynıdır:
Gericiliği iktidara taşır; aşırı borçlanmayla ülkeyi esir alır.
Ülke borçlarını ödeyemeyince Avrupa'da birdenbire “barbar Türk” aleyhtarlığı oluşturur! Avrupa başkentlerindeki Osmanlı aleyhindeki mitinglerin tek amacı vardır; “paramı ver Türk!”
Bu nedenle oturttular II. Abdülhamit'i koltuğa; ve hemen ardından devletin değerli ürünlerinin gelirlerine el koyuverirler.
Namık Kemaller devletin, halkı ve ülkeyi Batı sermayesine sattığını anlatmaya çalışır ama kim anlar?
Şeyhülislam Mustafa Sabri gibi kimileri Batı ile mücadeleyi; fotoğraf çekmenin, heykel yapmanın haram olduğuyla sınırlar. Ülkesinin, halkının nasıl sömürüldüğünü aklına bile getirmez. Aynı bugün gibi…

Tanzimat Batıcılığı

Maalesef…
Cilalı Batı imajına çok kimse kanmaktadır.
Çünkü… Türkiye'de düşün adamlarını yok ettiler.
İşte… Prof. Dr. Niyazi Berkes.
ABD ve Kanada üniversitelerinde toplumbilimi üzerine çalıştı. Birikimini ülkesine vermek istedi; Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nden kovuldu. İngiltere'ye yerleşmek zorunda kaldı.
1975 yılında “Türk Düşününde Batı Sorunu” çalışmasında bakın neler yazdı:
“Kemalizmin sadece bir Batıcılık akımı olarak yorumlanması, Kemalist devrimciliğin eski Tanzimat Batıcılığına döndürülmesi demektir. (…) Kemalizme özgü üç halka olan; (a) ulusal bağımsızlık (b) egemenliğin halkın kalkınmasına yarayacak yönde olması (c) bunun devrimci atılımlarla gerçekleştirilmesi ilkeleri arasındaki bağlar kopmuştur.
Tanzimat, II. Abdülhamit, Menderes ve bu ‘Batı medeniyetçiliği' anlayışlarının Batıcılığı, bu üç halkalı Batıcılık anlayışına ters düşer. Bu tür Batıcılığın tarihimizde ve günümüzde en çok gericilik zamanlarına rastlaması tesadüf değildir. Devrimciliğe en aşırı şekilde düşman olan II. Abdülhamit dönemi bu çeşit Batıcılığın en aşırılaştığı zamandı.”
II. Abdülhamit'in bugün pek revaçta olmasının sebebi aynıdır.
“Gardrop Atatürkçülüğü” gitti, yerine II. Abdülhamit gericiliği aldı! Oysa özünde aynıdırlar. İkisinin de temellerinde Batı'ya siyasi-ekonomik bağımlılık vardır.
Oysa. Atatürk'ün ulusçuluk görüşünün temelinde tam bağımsızlık yatar. Bu ikili Atatürk düşüncesini yıllardır yok etmeye çalışıyor.
Hafta sonu yaşanılan krizlerin/sorunların niteliğini anlamak için yakın tarihimize bakmak kafidir. Biz bu filmi gördük…
Umarız sonu benzemez; Osmanlı gibi parçalanmayız…

(Kaynak: Sözcü)

Yorum Gönder

@name x