İTTİFAKLARA GÖRE ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMİN DEĞİŞKENLERİ (II)

30 Aralık 2017 Cumartesi 02:11

Rubil Gökdemir, önümüzdeki seçimlerle ilgili analizler yaptığı yazı serisinin ikinci bölümünde, AKP-MHP kanadındaki çeşitli ihtimalleri değerlendiriyor.

İTTİFAKLARA GÖRE  ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMİN  DEĞİŞKENLERİ (II)
 AK PARTİ’nin ittifak konusunda tavrı; “KİMSE BU KONUDA LİMON SIKMAYA KALKIŞMASIN.”

Kıymetli okuyucularımız, dikkat ediyor musunuz?

Yazı dizimizi yayına girdikten sonra dün “ittifaklar” konusu birden bire siyasi gündemimizi işgal etti.

Dünkü yazımızda ağırlıklı olarak, MHP için en uygun ittifak modelinin kendi tüzel kişiliği ve amblemi oy pusulasında bulunacak şekilde yasal bir dayanağı bulunan bir “seçim ittifakının” özellikle psikolojik avantajlarına yer vermiştik.

Yapmış olduğumuz değerlendirmeler bazılarımızın temenni ve beklentilerine ters olsa bile, MHP cephesinden bakılınca daha önce kendi seçmeni veya sempatizanları ile arasına girmiş bulunan “psikolojik bariyerleri” bu şekilde aşabileceğini ifade etmiştik.

Bu şekildeki bir “ittifak modelinin” MHP için azami fayda ve sonucu sağlayacağını da rakamlarla izah etmeye çalışmıştık.

Hatta, siyasi süreçlerin her zaman rasyonel verilere dayalı olarak işlememesi sebebiyle, ülkenin içinde bulunan şartların ağırlığı ve zorluğunu ihmal edecek şekilde MHP seçmeninin iktidarı bir ucundan tutma arzusu, muhafazakâr ve milliyetçi seçmeni en kolay “konsolide” edecek faktör olarak öne çıkması, AKP/MHP bloku için seçimi “çantada keklik” haline getirebilecek olsa bile, bu model bir ittifakın kolayca gerçekleşmesinin önünde ciddi engeller bulunmaktadır.

Siyasetin iddia ve sonuç almayı gerektiren mantığıyla baktığımızda, normal şartlar altında AK PARTİ için Cumhurbaşkanlığı seçimini garanti altına alacak ve TBMM’de de mutlak çoğunluğu sağlayacak iyi bir formül gibi görünse de, AK PARTİ yönünden kolaylıkla kabul edilmesinin önünde ciddi psikolojik sebepler bulunmaktadır.

Dünkü yazımıza dönersek; AK PARTİ ve MHP blokunun yaklaşık % 48- 52 civarında seçmen desteğine sahip olduğunu kabul ettiğimizde bile, Cumhurbaşkanlığı’nın en güçlü adayı durumunda bulunan AK PARTİ adayı R.T. Erdoğan, bu şekilde kendisi için seçimi garantilese bile, milletvekili seçiminde partisinin sandıktan % 30 civarında bir oy desteğiyle çıkmasını kolaylıkla hazmedemeyecek ve iktidarı fiilen MHP ile paylaşması anlamına gelecek bu formüle sıcak bakmayacaktır.

Nitekim; İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral Akşener, dünkü basınla yaptığı kahvaltılı toplantıda; bu formülün R.T.Erdoğan’ın “siyasi egosuna” ters geleceğini ifade ederek ve yazı dizimizde irdelediğimiz sebepleri gerekçe göstererek “AKP/MHP ittifakından bir şey çıkmaz” dedi.

Dünkü yazımızdaki rakamlara tekrar döner ve ağırlıklı olarak seçmen psikolojisi ile izah ettiğimiz sebeplerle sandıktan çıkacak % 50+1’in, 30+20 şeklinde AKP ve MHP arasında paylaşılmasının siyasi sonuçları AK PARTİ için tatmin edici olmaktan çok uzak kalacaktır. Çünkü; bu durumda R.T. Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmiş olsa bile TBMM’de salt çoğunluğu kaybetmiş olacaktır.

Dikkat edileceği üzere; D. Bahçeli’nin ittifak konusundaki açık iradesine rağmen, baraj konusunu açıkça reddetmekten çekinmeyen AKP tarafı, ittifak konusunda açık beyanlarda bulunmamakta, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilhassa kendi partisine yönelik olarak; “acele etmeyin, konuyu liderlere bırakın” beyanıyla, bu konuda düşünme ve beklemeyi tercih ettiklerini ifade etti.

Biz bu demeç yoğunluğu ortasında analizimize devam edecek olursak; ayrıca ülkenin içinde bulunduğu şartların icabı olarak ve geleneksel siyasetimizin belirleyicileri arasında bulunan “müesses nizamın” temsilcilerinin, restorasyon dönemi olarak değerlendirdikleri bu dönemde AKP/MHP ittifakının şekli ve zorunluluğu hakkında fikirlerini de bir faktör olarak herkes hesaba katmak zorundadır.

Bu yazı dizinin hazırlanmasına vesile olan ANDY-AR araştırmasının R.T. Erdoğan’ın talebi doğrultusunda ve AK PARTİ için hazırlandığına şüphem bile yok. En az 50 civarında veri ve sonuçtan oluştuğunu düşündüğüm bu araştırmanın sadece R.T. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olarak desteğinin % 55 oranında olduğunun açıklanması ve aksine AK PARTİ’nin oy oranının bile açıklanmamış olmasına dikkat çekmek isterim.

Yine şüphem yok ki, yapılan bu araştırmanın sonuçları 15 Temmuz’dan itibaren takip edilen “güvenlik politikaları ve devletin bekâsı” diye özetleyeceğimiz bir fikri sâikle birbirine psikolojik olarak yaklaşmış her iki parti seçmeninin doğal eğilimini göstermektedir.

Bu psikolojik yakınlaşmanın seçimlerde de devam edebilmesinin ön şartı ise, MHP’nin “yasal ittifak” talebinin AK PARTİ tarafından tereddütsüz kabul etmesinden geçmektedir. Aksi bir yaklaşımla, MHP’ye “biz size 35-40 milletvekilliği için listelerimizde kontanjan ayıralım, partiniz seçime girmesin” şeklinde olursa, bu yöndeki yaklaşımlar, bugün anketlere yansıyan “yakınlaşmayı” ortadan kaldıracağı gibi, böyle bir teklifi MHP kurumsal olarak kabul etse bile, seçmeninin “referandum” örneğinde olduğu gibi, % 70 oranında kendini rencide edilmiş hissedeceğini ve partinin kurumsal kararına uymayacağını ifade etmeliyiz.

Unutulmamalı ki, MHP seçmeni “demokrasi ve hukuk devleti” konusundaki hassasiyetinin AK PARTİ seçmeninden daha fazla olduğunu referandumda göstermiş olup, TEK ADAM rejimi şeklinde algıladığı Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini “tahkim” edecek şekilde ve partisinin “kurumsal kimliğinden” vaz geçecek bir formülü benimsemesi düşünülemez.

Bu sebeple, “ekonomik sebepler, OHAL rejimi ve dış politikadaki zaafları” bir kenara koyacak olsak bile, MHP seçmeni ve milliyetçi duyarlılıkları yüksek kesimleri tatmin edecek “ittifak” formüllerini hayata geçirmek çok da kolay olmayacaktır.

Kaldı ki, bugün için Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklamış bulunan diğer aday İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral AKŞENER’in iddiasını artıracak “siyasi ivmeyi”yakalaması durumunda, ülkücü-milliyetçi seçmeni benimsemediği belli bir tercihe zorlamak da mümkün olmayacaktır.

Yeter ki, hukuk, demokrasi ve güvenlik kaygılarını bir arada gözetecek ve toplumun gelecek umut ve arzularını karşılayacak bir siyaset anlayışı ve diliyle konuşabilen ve millete gerçekten güvence verebilecek bir “siyasi merkez”teşekkül edebilmiş olsun.

Görüldüğü üzere, ANDY-AR kamuoyu şirketinin AKP/MHP doğal ittifakının seçmen nezdinde var olduğu kabul edilen bir “siyasi iklimde” yapmış olduğu araştırma ve elde edilen sonucun çok “konjoktürel” olduğunu, ocak ayında gündeme gelmesi beklenen “uyum yasaları” kapsamında “ittifak” konusunun düzenlenme biçimi görülmeksizin, kamuoyunu etkilemeye yönelik “tek bir verinin” paylaşılmasını çok manüplatif bulduğumuzu ifade etmeliyiz.

Aynı şekilde “uyum yasaları” kapsamında seçim kanunu değiştirilerek ve AK PARTİ’nin çok arzu ettiği “dar” ya da “daraltılmış bölge” düzenlemesine gidilmesi halinde, D.Bahçeli’nin “yasal ittifak” olmaksızın bu değişikliğe “devletin bekâsı” gerekçesiyle bile olsa “onay” vermesi ve sessiz kalması veya 2019’a kadar AK PARTİ ile sonuna kadar beraberiz demesi artık mümkün müdür?

Verdiğimiz örneklerden anlaşılacağı üzere ERDOĞAN’ın en çok güvendiği anketçisinin kamuoyunu etkilemek maksadıyla erkenden yaptığı açıklamaların şimdilik hiçbir geçerliliği yoktur. Siyaset köprüsünün altından daha çok sular akacak ve bu konularda karar arifesine gelinmeden, kimse erkenden “gelin-güvey” olamayacaktır.

Bütün bu verilere baktığımızda önümüzdeki seçimlerde denklemi çözecek siyasi kesimin kendisini “milliyetçi veya ülkücü” kimlikle tanımlayan ve sağ partiler arasında geçişkenliği ve etkileme gücü yüksek bir seçmen tabanı olduğu açıkça anlaşılacak durumdadır.

Ayrıca bu kesimin bilhassa son iki yıldır “adâlet ve demokrasi” yönündeki toplumsal taleplere öncülük edecek şekilde ortaya koydukları, değişim arzusu ve siyasi basiretle bu etki güçlerini daha da artırmışlardır. Bu bahisle ilgili ve özet olarak diyebiliriz ki, önümüzdeki dönemin siyasi şifrelerini çözmek bakımından seçim sonuçlarını belirleyecek “ittifak modelleri” kapsamında milliyetçi seçmenin ağırlıklı olarak psikolojik gerekçelerle beslenen “siyasi tutumları” son derece belirleyici olacaktır.

Bu sebeple R.T. Erdoğan ince eleyip, sık dokuyarak ama eninde sonunda ittifak konusunda “karar verme” kavşağına gelecektir. Hiçbir temenni ve beklentiyi ifade etmeksizin, bu kararın mahiyetinin önümüzdeki seçimlerin sonucunu doğrudan etkileyecektir.

Yarın ki yazımızda; AKP ve MHP dışında diğer partilerin ve bilhassa İYİ PARTİ’nin “ittifaklardan” nasıl etkileneceğini irdelemeye çalışacağız.

DEVAMI GELECEK....

Yorum Gönder

@name x

Toplam Yorum Sayısı 1

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Rubil beye cevap 3 hafta önce yorumlandı

akparti çatısı altında bir mhpye ölsem de oy vermem böyle bil

0 Kişi beğendi.