KİRLİ REFERANDUMU KABULLENMEYECEĞİZ

14 Mayıs 2017 Pazar 21:01

Prof. Dr. Ümit Özdağ referandum sonrasını değerlendirdi.

KİRLİ REFERANDUMU KABULLENMEYECEĞİZ
Son 4 ayda hayatımın Türk Milleti ve Türk Milliyetçiliği adına en gurur duyduğum döneminden geçtim. Parlamenter demokrasiyi savunan halkımız KİRLİ REFERANDUM’u büyük baskılar altında, bütün imkansızlıklara rağmen, para olmadan, güçlü bir örgüt olmadan muhteşem bir kampanya yürüterek Saray’ı ve arkasındaki AKP Devletini yenmiştir. Türk Milleti bu mücadelesi sırasında basın ve televizyonlar tarafından yalnız bırakılmıştır. Üniversiteler de kuzuların sessizliği hakim olmuştur. Birkaç cesur akademisyeninin dışında onlarca hukuk fakültesi Türkiye’nin elinden anayasasının alınmasına sessiz kalmıştır. Buna rağmen Türk halkı korkmadan mücadele etmiştir. “Hayır” diyenler de “Evet” diyenler de Saray’ın ve Hükümetin kışkırtıcı diline itibar etmemişlerdir. 

Özetle, KİRLİ REFERANDUM’un tek gerçek kazananı vardır. O da Türk halkı ve Türk halkının milli birlik, demokrasi ve hukuk devleti inancı, arzusu ve kararıdır. Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşımızın hemen başında Türk Milletine “Korkma” diyerek seslenmekte haklı imiş. Türk Milleti Korkmadı, yılmadı ve kazandı. Türk Milletinin önünde saygı ve sevgi ile eğiliyorum. 

Gururla “Ne mutlu Türküm diyene” diyorum.

Öte yandan Kirli Referandum sürecinin belirleyici gücü oldukları bütün kamuoyu tarafından kabul edilen Türk milliyetçileri parlamenter demokrasi ve milli birliğimizin savunulmasında teşkilatsız hatta teşkilata rağmen bütün dünyaya demokrasi ve milli birlik mücadelesi nasıl verilir bütün dünyaya göstermişlerdir.

Kirli Referandum sürecinde “Hayır” diyen siyaset kurumu 16 Nisan akşamı hariç yaşanan süreci iyi yönetilmiştir. Tahriklere izin vermemiştir. İtidalli davranmıştır. İmkansızlıklara rağmen bıkmadan ve kararlı bir anlayış ile süreci yönetmiştir. Aralarındaki politik ve ideolojik farklılıkları, milli birlik ve parlamenter demokrasinin savunulması sürecinde askıya almıştır. “Hayır” siyasetinin en büyük hatası 16 Nisan saat 17.30’da Yüksek Seçim Kurulu’nun anayasa ve yasayı çiğneyen kararı üzerine oy sayımı sonuçlanmadan referandumun gayri meşru olduğunu açıklamamış olmasıdır. 

Bu ilk hatayı 16 Nisan sonrasında parlamenter demokrasiyi savunan siyaset yanlış adımlar atmıştır. Hemen “Başkanlık seçiminde Erdoğan’ın karşısına çıkacak aday kim olmalı?” tartışmaları başlamıştır. Bu tartışma çok erken ve yanlış bir tartışmadır. Bu tartışma ile kirli referandum adeta aklanıyor. Oysa şimdi yapılması gereken 16 Nisan referandumunun kirli referandum olduğu ve gayri meşru olduğunun vurgulanmasıdır. 

Hem “16 Nisan kirli ve gayri meşru” deyip, hem arkasından 2019 seçimlerinde kim başkan adayı olmalı demek, kirli referandum ve seçimleri amaç o olmasa da gayri meşru sonucu meşrulaştırır. Mansur Yavaş’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri sonrasında haksız şekilde elinden alınan seçimler sonrasında ortaya konulması gereken kurumsal tepki konulsa idi kimse 16 Nisan referandumunu kirli referanduma dönüştürmeye cesaret edemezdi. Şimdi kirli referandum gerçeğini bırakıp, kimin Erdoğan’ın karşısında aday olacağını tartışmak, ilk seçimle kim aday olur ise olsun onun da kazanma şansını ortadan kaldırmaktadır. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri ve 16 Nisan kirli referandumu tekrarlanır. 

Türkiye uzun yıllardır yarışmacı otoriterlikle yönetilen bir ülke iken yani demokrasi adına katılımcılık, çoğulculuk, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü gibi özelliklere sahip olmasa da elde kalan tek şey sandık demokrasisiydi. Ne var ki 16 Nisan günü muhalefetin o güne dek doğru getirdiği süreçte kritik bir dönemeç dönülemedi ve 16 Nisanda Türk eksik demokrasisinin son kalan unsuru sandık da elimizden alınmıştır.

Bu gerçeklik apaçık ortadayken yapılması özetle şimdi yapılması gereken bıkmadan usanmadan tekrar ve tekrar referandumun kirli ve gayri meşru olduğunu vurgulamak, ortaya koymaktır. Saray’a referandumu kaybettiğini her gün hatırlatılmalıdır. YSK’ya suç işlediğini her gün anlatılmalıdır. YSK panik içinde aleyhine açıklamalar yapanlar ile ilgili suç duyurusunda bulunacağını açıklamıştır. Suçu YSK’yı eleştirenler değil, birisi hariç anayasa ve yasaları ihlal eden YSK başkanı ve üyeleri işlemiştir. Böyle kirli bir referandum bir AB ülkesinde asla olmazdı ancak olması durumunda da böyle kısa zamanda adeta unutulmazdı. Eğer bir toplum gayri meşrulukları kolayca kabullenir ise yeni gayri meşru eylemler ile karşılaşması çok kolay olur. 

Öncelikle muhalefet Hayır’ların % 48. 6 olduğunu şeklindeki kirli iddiayı tekrarlamaktan vazgeçmelidir. Oysa muhalefet mensubu politikacılar her gün televizyon ve gazetelerde “%48.6’lük hayır cephesi/bloğu” vurgusunu yapmaktadır. Bu açıklama her açıdan yanlıştır. Bu açıklama ile “% 48.6’lık Hayır cephesi/bloğu”nun karşısında zımnen “%51.4’lük Evet cephesi/bloğu” adeta muhalefet tarafından inşa edilmektedir. Böylece YSK’nın gayri meşru kararı sonucunda açıkladığı sahte sonuç adeta kabullenilmektedir. İktidarın önemli kalemşörlerinden Ahmet Taşgetiren bile “referandum da hayır çıktı” diye yazarken, niye muhalefet % 48.6’dan bahseder. Sadece Hayır oylarını % 48.6’ya sıkıştırmak dahi YSK’yı dolaylı olarak aklamaktır. Nereden biliyorsunuz Hayır oylarının % 48.6 olduğunu? Hayırların % 50’nin üzerinde olduğu açıktır. Önce zihinlere ve beyinlere yerleştirilmesi gereken budur. 

Şimdi hepimize düşen Türk halkının demokratik mücadelesinin sonucuna sahip çıkmaktır. Sanal başbakan Binali Yıldırım, “artık üzerinde durmayın bu konunun” diyor. Evet, Yıldırım Kirli Referandumun üzerinde durmamızdan çok rahatsız. Halka unutturmak istiyor. Ancak 16 Nisan’ın Kirli Referandum olduğunu unutmayacağız Sayın Binali Yıldırım. Sizinle helalleşmeyeceğiz. Bu iş şöyle veya böyle bitti demeyeceğiz. 1946 seçimleri nasıl hala Türk siyasetinin unutulmayan bir kara günü ise 16 Nisan Kirli Referandumu da öyle bir kara gün olarak tarihe geçecek. 

 Eğer, gayri meşru bir referandumun sonucunu kabul edersek anayasamızın hala geçerli olan 2. Maddesindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu hususunu savunmayı terk etmiş oluruz. Bazen anayasalarında savunulmaya ihtiyacı vardır. Biz bugün anayasasını savunmak zorunda kalan bir halkız. Bu noktada anayasamızı savunmayı bıraktığımız anda yeniliriz, kirli referandumun sonucunu kabul ettiğimiz anda bir daha hiçbir sandıktan Saray’ın isteği dışında bir sonuç çıkartılmayacağını da sağlamış oluruz.

Hiç bir siyasetçinin “Ne yapalım, meşru-gayri meşru. Ortada fiili bir durum var. Hayat devam ediyor. Yeni gerçeğe uymak zorundayız” demeye hakkı yoktur. Özellikle milletvekillerinin bunu söylemeye hiç hakkı yoktur. Anayasayı savunmak konusunda yemin ettik. Şimdi yeminimize sahip çıkma zamanıdır. Aylarca halkı bütün baskılara rağmen Hayır oyu vermeye davet ettik. Ve halkın % 50’den fazlası risk alarak Hayır oyu verdi. Şimdi hiçbir şey yokmuş gibi “Kim başkan adayı olsun” tartışmalarının içine atlamak, halkın oyuna sahip çıkmamak demektir. Eğer o halkı tekrar sandıklarda görmek istiyorsak Halkın oyuna sahip çıkmalıyız.

Öncelikle yapılması gereken konunun gündemde tutulmasıdır. Kirli Referandum ile ilgili doğru bir dil geliştirmelidir. Doğru dil öncelikle 16 Nisan referandumu değil, “Kirli Referandum” kavramını kullanmaktır. Hayırları % 48.6’ya indirmemektir. Bunun yaparken hakları savunmak ancak çatışma diline birlik dili ile cevap vermektir. “Evet” oyu veren yurttaşlarımızın vicdanında referandumun kirli bir referandum olduğunu gerçeğini ortaya çıkarmalıdır. Kirli Referanduma karşı her türlü hukuki mücadele verilmelidir. Hukuk yolları ısrarla takip edilmelidir. Bu referandumun kirli olduğunu bütün dünya gördü. Kirli bir referandumun üzerine temiz ve sağlıklı bir siyasal sistem kurmak mümkün olmaz. Hukuki mücadele siyasi mücadelenin önünü açacaktır. Hukuki mücadele zor ve zaman alıcıdır ancak ortaya çıkan sonuçlar siyasetin gelecekte ki davranış ve sonuçlarını da kökten etkiler. Bundan sonra yapılacak seçimlerin adil ve serbest seçim olmasını sağlamanın yolu da şimdi hukuki mücadele vermektir. 

Ülkemizde hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, milli ve üniter devlet mücadelesi 16 Nisan akşamı bitmiş gibi davranmaya kimsenin hakkı yoktur. Artık mücadelede yeni bir aşama başlamıştır. Bu mücadelede 16 Nisan öncesinde olduğu gibi Türk halkı kendisinden başka kimseye güvenmemelidir.

Prof. Dr. Ümit Özdağ




Yorum Gönder

@name x