TÜRK-İRAN DENGESİ – 1 - Halil Konuşkan

09 Ocak 2018 Salı 03:48

Yazarımız Halil Konuşkan, son İran olayları üzerine coğrafyamızdaki Türkiye-İran dengesinin stratejik önemini değerlendirdi.

TÜRK-İRAN DENGESİ – 1 - Halil Konuşkan
 Son İran olayları üzerine bir seri yazı kaleme almaya karar verdik. Bu seri de öncelikle Türkiye ile İran dengesi üzerinde duracak, daha sonra günümüzde meydana gelen olayları tahlil edeceğiz ve en son olarak hangi şartlarda bizim için hangi gelişme bizim daha faydamıza olur, onu değerlendirmeye çalışacağız.

***

Devletler tarihi miras ve birikimleri üzerinde yürürler. Kısa vadeli kurulup kısa vadeli davranışlar sergileyen devletler belli bir zaman aralığında çok güçlü ve başarılı görünseler bile bir süre sonra o güçlerinden eser kalmaz.

2000li yılların başından itibaren Ortadoğu’da kartlar yeniden karıldı. Şimdi yetmiş yaşını devirmelerine rağmen iktidar borazanlığı ile AB ve ABD’ye sözde başkaldıranlar o vakitlerde ABD ve neoconların bölgemize getireceği düzenden ve demokrasiden bahsediyorlardı.

Bırakalım düzeni ve demokrasiyi bölgemiz cadı kazanına döndü.

Batı gece gündüz İran’ı hedef göstermiş, İran’da batı ile restleşip durmuştu.

ABD öncülüğünde Irak’a yapılan müdahaleden sonra bırakın İran’ın yalnızlaştırılmasını İran adım adım ilerledi.

Irak’ta yönetim Şiilerin eline geçti.

ABD'nin Afganistan müdahalesi de özellikle orta Afganistan’ı elinde bulunduran şii Hazerelerin daha da güçlenmesine sebep oldu.

Hizbullah Lübnan’da İsrail’i yenilgiye uğratacak güce ulaştı ama her nedense uzun süredir sessiz.

Suriye’de İran’ın müttefiki olan Başer Esad’a karşı başlatılan iç savaşta Esad İran ve Rusya'nın da desteğini alarak savaşı kazandı.

Yemen’de Şii Zengiler başkenti ele geçirmiş durumdalar.

İran’ın Yemene kadar uzanması katiyen küçümsenemez. Bu ülke hem Asya ile Afrika hem de Hint Okyanusu ile Kızıldeniz arasında stratejik bir konumdadır.

İran’ın karşısında konumlanan veya topluma öyle olduğu intibaını veren Suudi Arabistan ile Türkiye devamlı olarak mevzi kaybediyor.

Son zamanlarda Türkiye ile Suudi Arabistan'ın ilişkileri de limoni duruma geldi.

Bu sonucun sebebini açık ve net bir şekilde dile getirmek gerekir.

Suudi Arabistan’ın zaten devlet geleneği yoktur. Türkiye’de ise devlet geleneği olmayan ve günü birlik politikalar üretenler işbaşındadır.

Açıkça ortada, Türkiye nüfuz savaşında İran karşısında yenilmiştir. Bu durum belki ortalama vatandaşa kolay izah edilemez. Ancak az çok aydın sayılabilecek olanlar tarafından kolaylıkla fark edebilir.

İran tarih boyunca hep uzun soluklu düşünmüş ve davranmıştır.

İran ele geçirmesi gereken bütün mevzileri ele geçirmiş durumdadır. Şii yerleşimi olarak Bahreyn’den başka nerdeyse hedefi bile kalmamıştır.

Bundan sonra Şii politikasının ötesine geçerek İslam önderliğine oynarsa şaşırmayalım. Zira İran yönetimi bu algıyı inşa edecek adımları da atmaya başlamıştır.

Bütün bu gelişmeler olup biterken İran yönetiminden Yeni Safavi, Yeni Pers gibi kulağa hoş gelen naralar duymadık.

Şu ana kadar ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın politikalarının duvara çarptığı ve hasmına mevzi kazandırdığı ortadadır. ABD ve diğer batı için sorun yok! İran ile bir dönem için el sıkıştılar zaten.

Şimdilik pek farkında olan yok ama acemi çaylak, stratejik körlerden ülkemize stratejik tehlike içeren bir miras kalmıştır.

Görünen odur ki, İran ve İran’ın hinderlandı artık bizim için esas tehlike konumuna gelmiş vaziyettedir.

İran’ın Akdeniz bağlantısını koparmak için peydahlanan işid bizzat batının eliyle zayıflatılmaktadır. İşid ortadan kaldırılınca bölgemizde iki net gerçek iyot gibi karşımızda çıkmıştır. Bunlardan birincisi Barzani, pyd ve pkk ise ikincisi Büyük İran gerçeğidir.

İran’ın bölgesel üstünlüğü karşısında Suudi Arabistan dahil hiçbir Arap ülkesinin gücü ve takadı kalmadığını söyleyebiliriz. Her şeye rağmen Türkiye’den başka İran’ı durdurabilecek güçte gözükmüyor.

Herkes kendisini buna hazırlamalı, devletimiz ve milliyetçi kuruluşlarda bir kere olsun ileriyi öngörerek hareket etmeli, şimdiden ileriye dönük girişimlerin içinde olmalıdırlar.

İşte diplomasi sanatı ve gerçek stratejik derinlik bugünleri görüp ön alacak politikalarla büyük bir bölgesel savaşın önüne geçmek olmalıydı.

Ne yazık ki, stratejik derinlik maskeli stratejik körlük belki de bizi hızla büyük bir savaşa sürüklüyor.

İran’ın elde ettiği üstünlüğün bir bölümüne ulaşan Irak’a neler yapıldığını yaşadık, biliyoruz. İran’a bu tavır sergilenmiyor. Çünkü, İran Şii mezhebi üzerinden oyun kurduğu için İslam dünyasında bir alana kadar ilerleyebilir, bu alan da ancak İslam dünyasının daha da bölünmesini sağlayacaktır.

İran bir zamandan sonra Şii eksenli politikasını yumuşatıp başka unsurları da kucaklama yoluna gitse dahi İslam aleminin büyük çoğunluğu tarafından liderliği kabul görmeyecek ama Müslümanları bölecek bir özelliğe sahiptir.

Batı için kaybedecek pek bir şey yok! Seyretmekle yetineceklerdir.

Musul’dan askerimizin çekilmesine yönelik Irak’ın gösterdiği tepkinin aslında İran’ın tepkisi olduğu kuvvetli bir ihtimal olduğuna göre aslında gidişat Türk-İran karşıtlığına yöneliktir.

Tarih göstermiştir. Anadolu ve İran coğrafyası birbirine rakiptir, dengenin bozulması savaş sebebi olur.

…ve denge İran lehine bozulmuştur.

Ancak, bu denge o kadar bozulmuştur ki, artık sadece bizi değil emperyalist batıyı ve İsrail'i de rahatsız etmektedir.

Bu safhadan sonra Türk dış politikasının Rus-İran eksenine kayıp, Irak'ta Barzani'yi geriletmesi üzerine cin şişeden çıkmıştır. ABD-İsrail ikilisi İran'ın bölgesel anlamda Türkiye ile mevzi konularda da olsa işbirliğine giderek kendi oyunlarını bozabileceğini gördüklerinden dolayı İran aleyhine düğmeye basılmıştır.

Eğer Türkiye ile İran bu işbirliği yerine aralarında ki nüfuz ve güç mücadelesine devam etseydiler, hatta sıcak bir çatışmaya girseydiler, bahsettiğimiz ikili seyretmeyi tercih edecekti.

Şimdi şartlar değişmiş, kartlar yeniden karılmıştır. İkinci bölümde yeni kartları okumaya çalışacağız.

Halil Konuşkan





Yorum Gönder

@name x