TÜRK MİLLETİNDEN SAKLANAN BAKÜNÜN KURTULUŞ ÖYKÜSÜ!

15 Eylül 2018 Cumartesi 17:03

TÜRK MİLLETİNDEN SAKLANAN BAKÜNÜN KURTULUŞ ÖYKÜSÜ!

TÜRK MİLLETİNDEN SAKLANAN BAKÜNÜN KURTULUŞ ÖYKÜSÜ!

 Türk dünyası Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Atatürk’ün gündeminde oldu daha sonra Rus korkusu İle adeta bir dünya yarım asır yok kabul edilmiştir ne acılar yaşandı hüzün verici öyküler buyurun birlikte okuyalım...



Yazın evvelinde Gence çölünde

Çıkıplar yene de dize laleler”

(Azerbaycan’da Kafkas İslam Ordusu’nun ilerleyişi sırasında askerlerin feslerinin Azerbaycan Türkçesinde “lale” anlamına gelen gelinciklere benzetilmesi sonucu yazılan türkünün başlangıcı…) 

 

Tarihi açıdan bakıldığında “köklü bir kardeşlik”, halihazırdaki durum değerlendirildiğinde ise “stratejik ortaklık” olarak tanımlayabileceğimiz “bir millet iki devlet” olarak tanımlanan Türkiye – Azerbaycan ilişkilerinde en önemli mihenk taşlarından birini 15 Eylül 1918 tarihi oluşturmaktadır. Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan’ın başkenti Bakü’yü Ermeni ve Bolşevik çetelerin işgalinden kurtardığı güne işaret eden 15 Eylül tarihinin bugün 100. yıl dönümüdür. Bu sene içerisinde 28 Mayıs tarihinde Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılının birçok etkinlikle kutlanması ve Azerbaycan ordusunun kuruluşunun 100. yıl dönümü olan 26 Haziran gününde Azadlık Meydanı’nda Türk Yıldızları’nın da eşlik ettiği muhteşem askerî geçit töreninden sonra şimdi de 15 Eylül, unutulmaz görüntülerin tarihe kazındığı bir gün olmuştur. Türkiye’den Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Azerbaycan’dan da Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in katılımıyla iki ülkenin de en yüksek seviyede temsil edildiği törenler, iki ülkenin gelecek vizyonunun ortak tarihlerine referanslarla devam edeceğini güzel bir göstergesi olmuştur.

Batum Antlaşması ve Kafkas İslam Ordusu

28 Mayıs 1918 yılında kurulan doğunun ilk laik, demokratik Müslüman cumhuriyeti olam sıfatlarına haiz olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin tarih sahnesine çıkması sonrasında iki devlet arasındaki etkileşim hızlanmıştır. Göyçay Muharebesi’yle başlayan Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan’ın içlerine doğru ilerleyişinin hukuki altyapısı Azerbaycan Hükümeti ve Osmanlı Devleti arasında 4 Haziran 1918’de imzalanan Batum Anlaşması’dır. Anlaşmanın dördüncü maddesi gereğince, Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti ülkede istikrarı ve güvenliği temin etmek için Osmanlı Devleti’ne başvurduğu zaman, Osmanlı İmparatorluğu Hükümeti silahlı yardımda bulunmak taahhüdünü üstlenmiştir.[1] Bu süreçte Haziran 1918’de bir de Osmanlı “Şark Orduları Grubu” kurulmuştur. 6., 3., ve 9. Ordulardan oluşturulan Şark Orduları Grubu Komutanlığına, Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa (Kut) getirilmiştir. Kafkas İslam Ordusu’nun silah ve cephane ikmali Şark Orduları Grubu’nca yapılmıştır. Bakü Harekâtında da Kafkas İslam Ordusu’nun asıl vurucu gücünü Şark Orduları Grubu’ndan gönderilen birlikler oluşturmuştur.[2]

Dosta Düşmana Karşı…

Kafkas İslam Ordusu’nun harekatı başladığında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti Gence olarak belirlenmiş, İngiliz desteğiyle Bakü’ye hakim konuma gelmiş olan Ermeni Taşnakları, buradaki varlığını devam ettirmek istemektedir. Bakü’deki Taşnak çetelere ve Bolşevik yönetime karşı düzenlenen harekât büyük imkansızlıklar içerisinde yapılmasının yanı sıra diğer yandan özellikle Güney Azerbaycan’da bulunan İngilizlerin reddiyle karşılaşmış, Osmanlı Devleti’nin müttefik olduğu Almanya ile de Güney Kafkasya’da çıkarlarının çatıştığını göstermiştir. Bakü’deki petrollerden pay almak isteyen ve bunun için Bolşevik yönetimiyle anlaşan Almanya, Türk askerlerinin akınlarının durdurulması amacıyla Osmanlı üzerinde baskılarına yapmıştır. Öyle anlar olmuştur ki, Bakü yüzünden Almanya ile Osmanlı Devleti neredeyse silahlı çatışmanın eşiğine kadar gelmişlerdir. Şark Orduları Grup Kumandanı Halil Paşa (Kut) bir telinde “icap ederse Almanlarla harp etmekten çekinmeyeceğim” demiştir.[3] Anadolu ve Azerbaycan Türkleri, dönemin neredeyse bütün büyük devletlerinin karşısında kendi azimleriyle kendi geleceğini belirlediğini belirtmek gerekmektedir. Bu noktada, müttefik görülen Almanya’nın da Türklere karşı düşmanca tavır geliştirilen devletlerin de etkisiz bırakıldığı bir harekat olması açısından Bakü Savaşları “dosta düşmana karşı” yapılmıştır.

Harekatın Arka Planındaki Etmenler

Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’nün kurtarılmasına ilişkin hamlesi değerlendirildiğinde, harekatın gerçekleştirilmesinde ekonomik, ideolojik, stratejik ve insani etmenlerin olduğu anlaşılmaktadır.

– Enerji kaynakları ve şehrin coğrafi açıdan barındırdığı stratejik önemi, Bakü’yü birçok ülkenin nazarında bir cazibe merkezi haline getirmiştir. 1. Dünya Savaşı’nın getirdiği büyük mali yük, bütün ülkelerin omuzlarında hissedilirken petrol kaynaklarının önemi daha da artmıştır. Ne var ki, Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’ye harekâtını sadece enerji kaynaklarıyla açıklamak konuya dar bir çerçeveden bakmak olacaktır.

– Osmanlı Devleti’nin son yıllarında önemli bir yer edinen Türkçülük ideolojisinin yansımaları da görülmektedir. Türkçülük fikri bu bağlamda, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucu elitlerinin benimsediği bir ideoloji olmakla birlikte, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluş prensipleri üzerinde etkili olmuştur. Anadolu ve Azerbaycan arasındaki entelektüel faaliyetler iki taraf arasında bir köprü kurmuş, diyaloğu artırmış ve gelişen siyasi olaylara bakışta ortak bir perspektif belirlemede önemli katkıları olmuştur.

– Özellikle harekatın arkasındaki en önemli figür olan Enver Paşa’nın Turancılık fikri doğrultusunda İran ve Azerbaycan üzerinden Türkistan’a ulaşma ve diğer yandan da Hindistan’da İngiliz egemenliğini kırma hedefi Kafkas İslam Ordusu’nun burada faaliyete geçirilmesinin stratejik bir nedenidir. Batı’da Osmanlı Devleti’nin müttefiklerinin savaşın kontrolü kaybetmesi ve kaybedeceğinin artık öngörülebilir olması sonrası Türkistan hattının önemi daha da artmıştır.

– Bunların yanı sıra bölgede Ermenilerin, buradaki demografik yapının değiştirilme hedefi doğrultusunda Azerbaycan Türklerine yönelik giriştiği katliamların engellenme amacı harekatın insani yönünü göstermek açısından kayda değerdir. 31 Mart 1918 tarihinde Ermenilerin Bakü’nün yanı sıra Şamahı, Guba, Kürdemir, Salyan ve Lenkeran gibi yerleşim yerlerinde Azerbaycan Türklerine yönelik uyguladığı büyük soykırımlar bölgede insani trajediye sebep olmuştur. Sadece bir günde Bakü’de 12 bin katledildiği ve bu sistemli katliamlar sonucunda yaklaşık olarak 50 bin kişinin hayatını kaybettiği göz önünde bulundurulduğunda bölgedeki insanlık dramının ne denli vahşi seviyelere ulaştığı fark edilecektir. Henüz 28 yaşında olan Nuri Paşa (Killigil) önderliğindeki Kafkas İslam Ordusu bu bağlamda bölgeye aynı zamanda barış ve istikrar götürmesi bakımından da önemlidir.

Kardeşliğin Sonucu İşbirliğinin Temeli

Bakü’nün kalbinde Azerbaycan Türkü şehitlerin bulunduğu “Şehidler Hiyabanı”nın hemen yanında yer alan Türk Şehitliği iki devletin kader birliğini göstermesi bakımında önemli olmakla birlikte Azerbaycan, Türkiye’den sonra en fazla Türk şehitliğinin olduğu ülke konumundadır. Azerbaycan’ın Bakü, Şeki, Şamahı, Göyçay, Kürdemir, Neftçala, Hacıkabul ve Guba gibi birçok bölgesinde Kafkas İslam Ordusu şehitlerinin defnedildiği 14 Türk şehitliği yer almaktadır.[4] 1302 şehidin olduğunu harekatın sonucu göstermektedir ki, Türkiye ve Azerbaycan tarihi iki ülke sınırları içerisindeki Türklerin kanlarıyla yazılan ortak zaferler üzerine inşa edilmiş ortak bir tarihtir. Benzer şekilde, Çanakkale Cephesi’nde Azerbaycan Türklerinin kahramanca mücadelesi de bu yardımların karşılıklı olduğu göstermek açısından kritik bir tarihi önem arz etmektedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Eylül 2018 tarihinde Bakü’deki konuşmasında “O dönemde Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlayarak bugünkü bağımsızlığının temelini atmıştır. Azerbaycan’ı ilk tanıyan devletin Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıması asla tesadüf değil, kemik kardeşliğimizin tabii sonucudur[5]” sözleri ilişkilerin içeriğini ve dayanaklarının açıklanmasında önemlidir. Bunlara ek olalrak, ortak mücadele aynı zamanda ilişkilerdeki “bir millet iki devlet” söyleminin de temellerini oluşturmuştur.

Günümüzde Bakü’ye bakıldığında dünyanın en önemli etkinliklerine ev sahipliği yapan, enerji kaynaklarını dünya pazarlarına sunan ve bunların akılcı kullanımı sonucu önemli bir gelişmeye imza atan, bölgesinde bir kutup yıldızı haline gelen bir şehir görülmektedir. Bakü’nün bölgesel anlamda stratejik değerleri son derece mühim olan enerji ve ulaştırma projelerinin başlangıç noktası olması, şehrin öneminin 21. yüzyılda artarak devam ettirildiğini göstermektedir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde Türkiye ile irtibatı kesilmeye çalışılsa da Türk kimliğini uzun yıllar süren baskıcı politikalara rağmen korumaya başaran Bakü, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başkenti Lefkoşa ile birlikte şu anda Türkiye’ye en yakın konumda olan başkenttir. Bir diğer deyişle, Bakü; Ankara’nın Kafkasya’daki izdüşümü, Ankara ise Bakü’nün Anadolu’daki yansıması olmuştur. “Rüzgarlar şehri” Bakü’de adeta bir fırtına estiren Kafkas İslam Ordusu’nun açtığı yoldan ilerleyen Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişki modeli bugün uluslararası ilişkiler alanında bütün dünyaya sunulabilecek bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x