"Bugün hala birçok İslam ülkesinin aynı mantıkla yönetilmesinin arkasında Emevilerden tevarüs eden bu sakat din anlayışı yatmaktadır. 

İktidarlarını kalıcı hale getirmek isteyen her yönetim, saltanatını bir inanç meselesi haline getirerek toplumsal tepkilerin önünü kesmiştir. 

Bir şey inanç meselesi haline gelince, artık onu tartışmak, eleştirmek, beğenmemek mümkün olmamakta, alternatif arayışlara gerek kalmamaktadır." (İrfan SÖNMEZ)

Sonrası için biz devam edelim; dünyayı ve hayatı kavrama ve anlamlandırmada, felsefe, din ve bilim arasındaki mesafeyi veya kapsama alanlarını ayırt edemeyen toplumlar ve o toplumları idare eden müstebitler, hayatın tamamını "inanç" konusu yapmaktadırlar. Bu şekilde iktidarlarının meşrûiyet kaynağını "inanç" alanına bağlayanlar, o toplumu sorma, sorgulama ve düşünme noktasında mefluç hâle getiriyorlar...

Böyle bir psikolojik iklimde bilimsel düşünce, gelişme, teknoloji üretmenin mümkün olmadığını izâha bile gerek var mı?

Akıllı toplumların yaptıklarının kısa özeti ise; FELSEFE, DİN ve BİLİM arasındaki ilişkileri doğru düzgün düzenlemiş olmalarıdır.

Rubil GÖKDEMİR