Dr. MUHSİN KADIOĞLU, POLONYA'DAKİ TÜRK İZLERİNİ ANLATTI

11 Ocak 2017 Çarşamba 00:13

Dr. Muhsin Kadıoğlu'nun "Polonya'daki Türk İzleri" adlı çalışmasından bir bölüm.

Dr. MUHSİN KADIOĞLU, POLONYA'DAKİ TÜRK İZLERİNİ ANLATTI
 Dr. Muhsin Kadıoğlu: “Türkler, Polonya’daki Maddi ve Manevi Mirasına Sahip Çıkmalıdır”

“Polonya’da Türk İzleri” ilk kez Dr. Muhsin Kadıoğlu tarafından fotoğraflarıyla bir kitapta toplandı.


Postiga yayınları tarafından hazırlanan kitapta, “Polonya’da Türk İzleri” ilk kez Dr. Muhsin Kadıoğlu tarafından yazılı ve fotoğraf olarak bir kitapta toplandı.


Eserinde Polonya’daki Türk varlığının tarihine ilişkin bilgiler veren Muhsin Kadıoğlu, Türkiye’de Avrupa içlerine Osmanlı İmparatorluğu ile gidildiğine dair yanlış bir algı olduğuna işaret ederek, Osmanlı Beyliği kurulmadan Tatar Türklerinin Orta Avrupa tarihinde önemli bir role sahip olduğunu kanıtlıyor.


“Polonya’daki Türk varlığı tarih içerisinde, Orta Asya’dan gelip Polonya’ya yerleşen Kumanlar, Kıpçaklar ve Altınordu İmparatorluğunun torunlarıdır. Bunlara ilaveten Kırım Hanlarının Polonya Krallarına yardım etmek üzere gönderdiği Türklerin bir bölümü zaman içinde Polonya’da kalmışlardır. Kendiliğinden Polonya’ya gelip yerleşen Kırım Türk Tatarları da olmuştur. Bunun yanında “Prens Tatarları” adıyla bilinen ve Polonya ordusunda paralı olarak savaşan ve Lipka Tatarları olarak adlandırılan Türkler de Polonya’daki Türk varlığının sebeplerindendir. Hollywood’un meşhurlarından, küçük gözleri ve ablak suratıyla çoğunlukla Meksikalı tipleri canlandıran Charles Bronson’un babasının da bir Lipka Tatarları olarak adlandırılan Türklerdendir.


Hiç şüphesiz ki, çok başka nedenlerle Osmanlı Devleti’nin çeşitli bölgelerinden gidip Polonya’ya yerleşen Türkler de olmuştur. İşte bu Türkler, günümüzde Polonya’daki Türk varlığının oluşmasında etkili olmuştur.


Kadıoğlu’nun eserinde Polonya(Lehistan) ile Türkiye arasında pek çok kez “ebedi ahitname”(ebedi barış anlaşması) imzalandığına dikkati çekiyor.  “Polonya’da Türk İzleri”ni güncel bilgilerle çekici hale getiren Kadıoğlu, Hürrem Sultan’ın da Lehistan Kralına bir mektupla iki çift don, iki çorap ve bir havlu gönderdiğini, Türk tarihinde Ali Ufki adıyla bilinen ve Türk müziğini Batılı manada notaya aktaran ilk kişinin aslen Polonyalı olan Bobovski olduğunu hatırlatıyor. Bunlara ilaveten Osmanlı ve Türkiye tarihini derinden etkileyen pek çok Polonya kökenlinin bulunduğunu gündeme taşıyor.


Her ne kadar 2. Viyana muhasarasında Lehistan ordusuyla savaşsa da, Osmanlı devletinin Fransa yanında Polonya’ya ile de yakın ilişkiler içine girdiğini belirten Kadıoğlu, Polonya’nın tarih sahnesinden silindiği 150 yıllık sürede Osmanlı’nın bunu asla kabul etmediğini hatırlatıyor.
Rusya’nın ve Prusya’nın Polonya’ya saldırmaları sırasında pek çok Polonyalı generalin ve asilzadenin Osmanlı’ya sığındığını hatırlatan Kadıoğlu, anlaşmalarda bu kişilerin Ruslara teslim edileceği hükmüne rağmen bu kişilerin Osmanlı’daki “Müslüman tebaadan hiç kimse, başka bir devlete teslim edilemez” hükmünden istifade etmek için Müslüman olduklarını veya Müslüman olmuş gibi göründüklerini belirtiyor. Buna rağmen Rusların Polonyalı sığınmacıların kendisine teslim edilmesini istediğini ve Sultan Abdülmecid’in buna karşılık “Tahtımı veririm, Polonyalıları vermem” dediğini gündeme taşıyor.

Kadıoğlu; “Osmanlı sultanları yabancı elçileri kabul törenlerinde bağımsız Lehistan devleti olmamasına rağmen, yabancı elçilere Polonya’nın işgalini kabul etmediklerini hatırlatmak için Sadrazama dönerek ‘Lehistan elçisi nerdedir?’ diye sorarlardı. Sadrazam da cevaben ‘Bir müşkülat çıkmıştır hünkarım. Yoldadır’ derlerdi. Polonya, Lozan’dan önce Türkiye’yi tanıyan ilk ülkedir. Polonya elçisi Ankara’ya geldiğinde “Polonya elçisi burdadır!” diyerek bu olayı unutmadıklarını göstermiştir.


2. Dünya Savaşı yıllarında Almanlar Polonya’yı işgal ettiklerinde Almanya Büyükelçisi Von Papen, Türk hükümetine müracaat ederek Polonya Büyükelçiliğinin binasının kendilerine teslim edilmesini istemiştir. İsmet İnönü ise, ‘Biz Polonya’nın bağımsızlığı için 150 yıl bekledik’ diyerek, Polonya’nın elçilik binasını Almanlara vermeyi reddetmiştir.” Diyor. 


Eserinde Krakov’daki Azize Meryem kilisesinin kulesinden her gün, her saat başı çalınan Hejnalin hikayesine özel bir yer veren Kadıoğlu, Hejnal’in ortaya çıkışını ise şöyle anlatıyor:


“Tatar Türkleri tarafından 1241 yılında dönemin Lehistan Krallığı’nın başkenti Krakov’a bir akın yapılır. Kale kapılarının kapatılması ve saldırıya karşı konulması için Krakov halkını haberdar etmekle görevlendirilen bir borazancı Azize Meryem kilisesinin penceresine çıkar ve borazanı öttürmeye başlar. Fakat bir Tatar okçusu, tek okla borazancıyı öldürür. Bu olayı hatırlatmak ve Tatar Türkleri korkusunu canlı tutmak için o günden bu yana Azize Meryem kilisesinin en üst penceresinden Hejnal çalınmaktadır. Günümüzde Polonyalılar için Hejnal çalmak büyük bir onur olarak kabul edilmekte, her saat başı çalınan Hejnal turistlere dinletilmektedir. 2000 yılında Krakov’da 2 bin Hejnal çalgıcısı bir araya gelerek Hejnal çalmış ve bununla rekorlar kitabına girmişlerdir.”


Bu Tatar okçusunun kim olduğunun araştırılmasının, heykelinin dikilmesinin, hikayelerle ve tiyatrolarla yaşatılması gerektiğini belirten Kadıoğlu, böylesine başarılı ok atan Tatar okçusunu genç nesillere anlatmanın, millî hafızanın canlı tutulması bakımından önemine işaret ediyor. 


 “Polonya’da Türk İzleri” adlı eserde  Profesör Dyaduleviç’in, “700 soylu Leh ailesinin 300 kadarı Tatar Türklerinden veya diğer Türklerdendir” tespiti hatırlatıldıktan sonra, Polonya’da soylu ailelerin kullandıkları armalara ve imzalar olan “Leliwa”larda pek çoğunun ay-yıldız kullandığına işaret etmekte ve bunları örneklemektedir.


“Polonya’da Türk İzleri”nin günümüzde Prof. Jan Reychman ve Dr. Abrahamowicz’in eserleriyle ressam Chlebowski ile Matejko’nun müzelerdeki nefis tablolarında görmek mümkündür. Türk kültür unsurlarının geçmişte Polonya’da ve Polonyalı aydınlar arasında güçlü bir etkiye sahip olduğunu da görebilirsiniz.


Polonya’nın millî şairi Adam Mickiewicz’in Türkiye’de yaşadığını ve Türkiye’de öldüğünü belirten Kadıoğlu, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında da aslen Polonyalı olanların çocuklarından bazılarının Ahmet Rüstem (Alfred Billinski) örneğinde olduğu gibi Millî Mücadele’ye destek verdiğini ve bizzat içinde yer aldığını hatırlatıyor.


Muhsin Kadıoğlu’nun “Polonya’da Türk İzleri” adlı eserinde  Lehçede karpuza “arpuz”, fasülyeye “fasuli”, patlıcana “baklazan” adı verildiğini; kar, kazak, karabela, kuntuş, kalem, pantolon, yatağan, fincan, kestane gibi Türkçe kelimelerin de aynen varlığını muhafaza ettiğini belirtiyor.


Polonya’nın asli unsurlarından olan Türk Tatarların daha çok Litvanya hududuna yakın bir bölgede bulunan Biavistok kentindeki Bohoniki ve Kurşunyanı köylerinde yaşadığını hatırlatan Kadıoğlu, bu köylerde yaşayan Türklerin ve  Polonya Müslümanlarının hayatlarından da kesitler veren Kadıoğlu, Polonya Müslümanlarının taleplerini ve dileklerini gündeme taşıyor.


Polonya’nın çeşitli müzelerinde çok fazla sayıda Türk eserleri olduğunu belirten Kadıoğlu, Kanuni Sultan Süleyman’la Polonya Kralı Sigismund arasında imzalanan bir anlaşmanın aslı, bazı Osmanlı hükümdarlarının bugüne kadar bilinmeyen portreleri, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın beraberindeki mehter takımında kullanılan nakkare ve halile gibi çalgılar, askerî otağ ve çadırlar; kılıç, yatağan, fitilli tüfek, zırh, sadak, tuğ, at eyeri ve koşum takımları gibi çoğu mücevherli çok sayıda siláh ve asker; malzeme; saltanat arabası, yeniçerilerin pilav kazanları, halılar ve kumaşlar gibi eserlerden bir kısmını eserinde fotoğraf olarak okuyucunun ilgisine sunuyor.


Kadıoğlu eserinde “Evliya Çelebi Seyehatnamesi’ne göre Gdansk’ta Türk evliyalarından Sarı Saltuk’a izafe edilen bir mezar vardır. Günümüzde bu mezarın yerinin bilinmediğinden tespit edilmesi gerekmektedir. Polonya’daki Tatar Türklerini İngiltere prensi Charles ziyaret etmiştir. Öyleyse Türk devlet adamları, Polonya’yı ziyaret ettiklerinde, Tatar Türklerinin yaşadığı iki köyü ziyaret programlarına eklemeyi ihmal etmemelidir.

Polonya’da maddi miraslarımız kadar manevi miraslarımız da vardır. Polonya hükümeti Tatar Türklerinin hatıralarının anısına 2011 yılında Gdansk’ta Polonya Devlet Başkanı’nın katılımıyla “Tatar Anıtı”nın açtı. Öyleyse Türkiye bu kutlu mirasa sahip çıkmalıdır” diyor.


(Polonya’da Türk İzleri, 18 TL, Postiga Yayınları, Maltepe Mah. Litros Yolu Fatih Sanayi Sitesi No: 12/74 Topkapı/İstanbul Tel: 0212 501 51 07  Faks: 0212 613 68 96  www.postigayayinlari.com)




Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x