LELEGLER PELAGSLAR

08 Aralık 2021 Çarşamba 17:37

Konu başlığı herkes için ilginç olması, benim de ilginç bulduğum ve ilk kez karşılaştığım bir konu. Kendimce bir konu hakkında araştırma yaparken (konum; Türklerin İslamlaştırılması, henüz araştırma ve inceleme safhasındayım) akademik bir yazıya rastladım.

LELEGLER  PELAGSLAR
 LELEGLER  PELAGSLAR

Konu başlığı herkes için ilginç olması, benim de ilginç bulduğum ve ilk kez karşılaştığım bir konu. Kendimce bir konu hakkında araştırma yaparken (konum; Türklerin İslamlaştırılması, henüz araştırma ve inceleme safhasındayım) akademik bir yazıya rastladım.

Yazı ANADOLU TARİHİNİN OLUŞMASINDA JEOMORFOLOJİK OZELLİKLERİN ROLÜ yazıyı hazırlayan Ekrem AKURGAL. Oda Türk Eski çağ biliminin en değerli temsilcilerinden biri (yazarın tespiti) rahmetli Uluğ Bahadır Alkım’ın. Bahadır Alkım’ın en sevdiği uğraşlardan biri " Tarihi Coğrafya" konularından esinlenerek arkadaşının anı kitabı için Anadolu tarihinin jeomorfolojik özelliklerine dayanan konuları üzerine bir yazı yazmayı uygun bulmasından bir yazı yazmayı uygun buluyor.

Konu başlığına bu yazıda rastladım. Bilmediğim ve bilinmesinde yarar gördüğüm, üstelik ilginç saptamaların yapıldığı bir yazı. Konuya girmeden önce yazarın konu başlığında "jeomorfolojik özellikleri" hakkında yaptığı saptamaların şöyle ki, ülkemiz coğrafyasını bilen bizler için ve bu coğrafyada yer alan uygarlıkların toplulukların yerleşme seçimleri açısından önemli bir tespit olduğunu düşünüyorum.

1- Anadolu'nun üç yanından denizle çevrilmiş olması orada bir çok KIYI uygarlıklarının oluşmasına yol açmıştır,
2- Orta Anadolu'nun denizden yüksek olması yaylalarda BOZKIR uygarlıklarının oluşmasına yol açmıştır,
3- Kuzey ve güneydeki sıradağlar batı kıyılarında bereketli VADİ uygarlıklarınının ortaya çıkmasına neden olmuştur,
4- Kuzey ve güneydeki sıradağlardan başka doğuda yüksek dağların ve güneyde anti Toros dağlarının bulunuşu Anadolu'da kapalı bölgeler oluşturmuş ve sonucunda buralarda değişik uygarlıkların gelişmesi sonucunu vermiştir,
5- Anadolu'nun doğudan batıya 1560 km. uzunlukta olması yarımada da tarihi dönemlerin yarattığı duruma göre bazen doğu dünyasına bazen batı dünyasına bağlı uygarlıkların doğmasına sebep olmuştur.

Yazarın saptamalarını gözünüzün önünde canlandırdığımızda ve tarih bilgimizle geçmişi şöyle bir düşündüğümüzde Anadolu'da eski çağlardan bu yana oluşan uygarlıkların yerleşim yerlerine göre yapılan saptamaların haklı ve yerinde olduğunu görebiliriz

Anadolu'nun jeomorfolojik özellikleri uygarlıkların arkeolojik kalıntılarında da izlenebilir. Mısır, Hellas ve İtalya eski çağların zengin ve seçkin eserlerini vermiştir. Ancak Anadolu'da aynı zenginlik ve seçkinlikte ortaya çıkarılan buluntular uygarlıkların çeşitliliği onların hiçbirinde yoktur. Mısır'da Arap, Türk eserlerinin yanında Mısır eserleri. İtalya'da(Roma) Etrüsklerin (Proto Türkler) eserleri dışında Roma sanat eserleri. Hellas'ta ise Helen uygarlık yapıtları bulunmaktadır. Burada ülkemiz coğrafyasında yer alan uygarlıkların zenginliği açısından bir MOZAİK olduğu tespitinde bulunmak yanlış olmaz .
Bu tespit üzerinden Anadolu'da Hatti, Hitit, Hurri, Troia , Urartu, Frigya, Lydia, Karia, Lykia, Hellen, Galat, Roma ,Selçuk ve Osmanlı gibi çeşitli uygarlıklar yer almaktadır. Yazarımız burada eski dönemlerde yer alan uygarlıkların ve toplulukları sayarken eksik bulduğum Kürt, Ermeni ve Süryani’leri bu mozaik içeresinde düşünmez isek bu kadim topluluklara art niyetli bir düşünce   içeresinde oluruz ve bunlar yaşam içeresinde bizler ile iç içe geçmiş yer yer hatta zaman içeresinde toplumsal anlamda partnerlerimiz oldukları için gözardi edilemezler. Buradan da yazarın belirttiği gibi Anadolu'nun jeomorfolojik özellikleri ve jeopolitik durumu nedeniyle çeşitli uygarlıklar bakımından eşsiz niteliktedir.

Buraya kadar Anadolu'nun jeomorfolojik özellikleri nedeniyle yer almış uygarlıkları gerek yazarın tespitleri gerekse de kendi bilgilerimiz üzerinden MOZAİKLİGİ oluşturan uygarlıkların zenginliğini gördük. Haklı olarak
soracaksınız bunca anlatım içeresinde LELEGLER ve PELASGLAR nerede. Tam yerinde bir düşünce ve tam da üzerindeyiz.

Anadolu tarihinin başlangıcında yani Hatti ve Hitit beylikleri ( M.Ö. 2000 li yıllarda) yarımadanın doğusunda ve orta bölgelerinde, batıda Troia'lılar  Lelegler ve Pelasglar gibi dil ve etnik farklılık gösteren  topluluklardan oluşan küçük krallıklar egemendir. Yazar konusu gereği; buradan sonra tarihsel dönemler içeresinde sırasıyla diğer topluluk ve uygarlıkları varoluş, çöküş ve bu çöküş üzerinden hangi uygarlıkların yer aldığını özetler.

Bende burada Lelegler ve Pelasgları ilk defa gördüğüm için buana kadar bilmediğim konuyu araştırdım.

LELEGLER
Antik çağlarda Ege'de " Karia" olarak adlandırılan bölge, Bodrum yarımadası dahil günümüzde Muğla ilini içine alan bir bölge. Batı Anadolu'da eski Yunanlılardan önce "Misler" , "Lelegler" ve "Karlar" oturuyor. Eski Yunan kaynaklarına göre Karlar, Lelegler  ve Pelasglar ile Ege'nin en eski halkıydı. M.Ö 2000 yılları ve öncesi !!
Bana göre ;Megalo idea peşinde olan milliyetçi bakış açısına sahip bir kısım Yunanlıların  tarihi kaynaklara bakmak aklıllarına gelmedi ve Egeyi kritik bölge haline getirmek gibi bir gafletin içine düştünüz. Pencereyi bizim tarafa çeviriyorum, ilerde bahsedeceğim Pelasglar ki buna İSKİTLER ve ETRÜSKLER ki bunlara PROTO TÜRK deniyor (tarih bilimi ile uğraşan bilim insanlarının tanımı,bu konuda yerli ve yabancı birçok kaynak mevcuttur).
Türkler Anadolu'ya M.S binli yıllardan sonra gelmiştir diyen kadim Kürt dostlarımız, sizlerden önce biz buralarda idik diyorlar. Evet bende net bir şekilde bu topraklarda yaşamış ve Mezopotamya kültürü etkilerini taşıyan "kadim" bir topluluk bir kültür ve bugünlere ortak bir yaşam için mücadele eden Kürt dostlarımızın partnerlerimiz olduğu gerçeğini değiştirmez ve bu bu tarihi gerçekler göz ardı edilmemelidir
Şimdi ise çuvaldızı kendimize batırmak istiyorum, zira iğneyi kadim komşumuza ve kadim yaşam paydaşlarımıza batırmıştım. Her toplum kendi etnik kökenleri hakkında bir şeyler söyler ve bununla övünürken " bizim mahallede"(içeresinde bulunduğum sol kesim) böylesi bir tutum görmemek benim üzerinde ziyadesiyle düşündüğüm ve hoşnut olmadığım bir husustur.
Şahsi görüşümün objektif tarihi perspektif ile çeliştiğini düşünmüyorum. Umarım bizim mahallede bulunan dostlarım anlatmıştır, bu milliyetçi bir tutum değildir sadece tarihsel olarak etnik kimliğimizi bilmek ve ona sahip çıkmak düşüncesinde olduğumu anlayabilirler. 
Lelegler hakkında bilgi veren ilk ve en önemli kaynak ünlü tarihçi HERODOT. Altı çizilmesi gereken bir gerçek. Lelegler ilk ve temel bilgileri veren Herodot " şu üç şeyi bulmuşlar ve Yunanlılarda onlardan almıştır" diyor. 
-Savaş başlığı (miğfer) üzerine konan SORGUÇ
Sorguç; Miğferin tepesinde yer alan öğedir. Önceleri savaş zamanında kafatasını darbelerden korumak için kullanılan başlıkların tepesinde bulunan simgeler rütbe, inanç ve güç aldıkları simgeler daha sonra farklı şekilde kullanılmıştır.  Roma'da rütbe hâlini almıştır. Şövalyeler ve üzerindeki turnuva rütbeleri i ile sınırlı sorguçlar daha sonra tüm aramalarda kullanılır.
-Kalkan üzerine İŞARETLER kazımak
-Kalkanı tutmak için KULP takmak
Leleglerin buluşundan o zamana kadar kalkan el ile kullanılmaz boyundan geçirilen bir kayış ile sol omuz üstüne asılır ve böyle kullanılırdı.
Savaşçı bir toplumun kullandığı ve daha sonraları yine savaşçı toplulukların savaşlarda kullandığı, savaş sanatına katkılarından dolayı tarih sahnesinde yer almaları bilinmeleri gereken bir topluluk.!!
Bilinmesi gereken Lelegler hakkında akademik çalışmaların az oluşu ve tanıtılması akademik çevrelerin üzerinde düşünmesi gereken bir "ayıp" o niteliğindedir.
Keza Lelegler Roma çağlarına geldikçe mimari açıdan ki bugün Bodrum'da bu ören yerleri mevcuttur ünlü “LELEG YOLU". Toplum olarak erimişler ve izleri kaybolmak üzere bir Anadolu yerli halkı olan Leleglerin özellikle Bodrum yarımadası yaşamaları ilginç. Bugün popüler olan bu bölge binlerce yıl önce yaşamış olan bir halk karşısında hem Bodrumluların hem arkeologların hem de akademisyenlerin ilgisiz kalması ilginç olmakla birlikte bir ayıp bir ihanettir ( Bu bilgiyi tarih.sitesi.web.tr den aldım). Bu tespite yürekten katılıyorum.


PELASGLAR
Bu topluluk hakkında son yüzyılda yapılan arkeolojik kazılar, Eskiçağ’ da yaşamış yazarların ve özellikle Herodot’un ilmi değerini azaltmak şöyle dursun tersine onun anlattıklarını teyit eder niteliktedir.
Yunanlılara göre Pelasglar’ın nasıl bir millet olduklarını ve İlyada yazarının onlara hangi gözle baktıklarını inceleyelim.
- Büyük şair eserinin ikinci bölümünde eski Argos şehrinden söz ederken " Pelasgik" diye niteler. Ki bu Pelasglar tarafından kurulmuş olduğunu kabul etmek gerekir (yazarın notu)
- Homer daha sonra, Yunanlılar karşısında yer almış Trioya ordusunun kataloğunu yaparken "Larisa şehrinin beslemiş olduğu sağlam süngülü Pelasg kabilelerinden" söz eder. Bildiğiniz gibi Larissa Teselya   bölgesinde bir şehir.
-Yunanlı kahraman Achillos arkadaşı Patnod'u savaşa gönderirken sağ salim geri dönmesi için dua eder. Bu tanrı Pelasglar'ın baş tanrısıdır. Yani Yunanlıların düşmanı Trioya ordusunun müttefiki Pelasglar'ın tanrısı. Burada bir yorum yapılırsa Yunanlılar Pelasglar'ın üstünlüğünü kabul ediyor ve Yunanlıların meşhur kahramanı Pelasg soyundan idi!
-Dil; Kreston şehrinde ve ayrıca Çanakkale boğazı civarında Plakaya ve Stulaka şehirlerinde oturan (kalıntılarda ahalinin diline bakılırsa) Pelasglar barbar (maceraya atılmaktan çekinmeyen) bir dil konuşuyordu.
Tarihte Pelasglar'ın İtalya'da (Roma'da) Anadolu'da izleri vardır. Herodot kendi zamanında Yunanistan (Grekya) olarak bilinen ülkenin adının PELASGİA olduğunu söyler! Bu cümleden hareketle,
-Pelasglar Yunanistan'ın ilk ahalisi ve sahipleridir (Anadolu'da yaşamış bu toplumu daha ilginç hale getirilmiyor mu?)
-Pelasglar yer yer bütün Yunanistan'ı işgal etmişlerdir.
- Ve son olarak Herodot’un Yunanistan’ının eski adının PELASGİA olarak söylemesi ve bu gerçeği o dönemde herkesçe bilindiği anlaşılmaktadır.
Herodot’a göre Yunanlılar büyük bir millet (burada belirtilen millet kavramı bildiğimiz üzere Fransa ihtilalinden sonrasında ortaya çıkan ulus devlet yapısı ile tanımlanan millet anşayışı ile bir değildir) yada topluluk olmayı da Pelagslara borçludur. Tarihçi, Yunan toplumunun aslında zayıf bir toplumsal yapıda  olduğunu, ancak barbar topluluklar özellikle Pelagslarla karşılaştıran sonra büyük bir toplum hâline geldiğinin söyler.
Lelegler ve Pelasglar Anadolu toprağında yaşamış, Leleglerin savaş sanatına, savaşın icra edilmesinde kullandığı ve sonrası diğer uygarlıklar tarafından kullanılan o zaman için yenilikler önemlidir. Pelagslarinda barbar savaşçı bir topluluk olarak gerek Roma’da (İtalya) gerekse de Yunanistan'da maceraya atılmaya çekinmeyen, hatta Yunanlıların tarihe sahnesine çıkmadan önce oralarda yaşadıkları ve onların Yunanlaşmasında yol açan kadim Anadolu topluluklarındandır.
Pelagslar ile bilgi icin Adile AYDA referans alınmıştır. Diplomat ve akademisyen.
Ülkemizde bu tür bilgilerin araştırılmamasını akademik FC çevrelerin bir eksikliği olarak görüyorum. Bu konuda akademisyen; Dr. Gönül Pultar 'ın kendi meslektaşları üzerine yazdığı çok anlamlıdır (Adile Aydan’ın Türkiye’de yayınlanan Etrüskler adlı kitabına yazdığı ön sözde, üzülerek belirteyim ki çok da değer görmemiştir). “”Türkiye’de büyük çoğunluğun herhangi bir bilimsel önermeyi kabul etmek için Batı’nın   onayını   aramaya,   beklemeye,   bunu   (yazılı   olmayan,   zımni)   olmazsa   olmaz   kural   saymaya koşullandırılmış olmasıdır. Değerler hiyerarşisinde “Batı’dan gelen” ya da Batı’nın onay “damga” sını taşıyan fikir   ya da   nesne öne çıkmakta, önem kazanabilmekte, “marka” olabilmekte, makbul görülebilmektedir. Batı”nın onay damgasını elde edememiş bir önerme Türkiye’de pek kabul görmez, “meşruiyet” kazanmaz.””
Bir sonraki yazmayı düşündüğüm Lelegler ve Pelagslardan hareketle Türklerin ilk ataları Etrüskler ve İskitler ( Proto-Türkler)


Tayfun Üner
23.11.2021
Anahtar Kelimeler LELEGLERPELAGSLAR

Yorum Gönder

@name x