ÜLKÜCÜLERİN ABLUKAYI YARMA ARAYIŞI SÜRÜYOR!

01 Ekim 2018 Pazartesi 12:30

Bugün pek çok siyasi parti ve oluşum içinde yer almış olan, farklı siyasi partilere oy veren Türk Milliyetçilerinin varlığını, bunların pek çoğunun da samimi insanlar olduğunu hepimiz kabul ederiz. Buna kimse itiraz etmez sanıyorum.

ÜLKÜCÜLERİN ABLUKAYI YARMA ARAYIŞI SÜRÜYOR!
 Bugün pek çok siyasi parti ve oluşum içinde yer almış olan, farklı siyasi partilere oy veren Türk Milliyetçilerinin varlığını, bunların pek çoğunun da samimi insanlar olduğunu hepimiz kabul ederiz. Buna kimse itiraz etmez sanıyorum.
-Mevcut siyasi dağınıklığı, bölünmüşlüğü kabul ederek, hal böyle iken diyerek ileriye dönük olumlu öngörüler neticesinde yeniden büyük ve etkili bir birlik ruhu etrafında ete kemiğe bürünerek varlık ortaya koyamaz mıyız diye düşündüm bugün.
Asgari müşterekleri kapsayan, ülkücü ilkeler ve Türk Milliyetçisi çizgisi ışığında yeni bir ülkücü program, yeni bir sosyal tasavvur geliştirilemez mi acaba?
-Kişileri kutsallaştıran abartılı yaklaşımlar yerine Ülkücü Dünya Görüşünün yeşil ve kırmızı çizgilerine dair ilke ve öneriler üzerinde ittifak yapılamaz mı ?
Türkiye de siyasi dönüşüm eğrisi açısından baktığımızda, fiilen var olmayan Ülkücülük kavramı çıkıyor karşımıza. Acı bir durum. Sosyal anlamda yok gibi görünmek..
Fiilen var olmayan ve fakat siyasi partilerde mensupları olan bir kavram..! Ülkücülük.
-Sadece seçimden seçime oy vermek şeklinde tezahür eden veya yerel teşkilatlarda küçük görevler alınarak kendini gösteren Parti bağımlılığını teşkilatçılık ve dava adamlığı olarak nitelendirerek, ülkenin ve milletin mevcut halini oturup seyretmek ne kadar doğrudur?
Siyasi Partilerin karar mekanizmasında Ülkücü irade ne kadar tecelli ediyor? Bunu hiç sorguladık mı?
-Yeni bir Aydın hareketinin, yeni bir devinmenin önünü açacak cesaret ve potansiyelimiz varken, bizi dağınık halde tutan faktör nedir acaba?
Ülkücüler, Türk Milliyetçileri mevcut sistem "Düzen" karşısında nasıl konumlanmalıdır, pozisyonumuz nasıl olmalıdır? Bu sorunun cevabını bularak hareket edemez miyiz? Oturup bu soruyu bir kere sorsak kendimize, ne kaybederiz ki..?
-Kendi geleneğine yabancılaştırılmış, yabancılaşmış kitleler, ancak güçlü bir fikir uyarısıyla ve güçlü bir örgütlenme yapısıyla yeniden dinamik ve aktif hale getirilebilir bence.
Bir düşünce sistemine inanmış ve fakat durağan hale gelmiş kitleleri kimlik ve kişilik sahibi yapmak siyasetin dar kalıplarından çıkarak, siyaseti kuşatan bir yapıda mümkün olabilir.
İnandığı değerlere katkı sağlayamamak olgusu zaman içinde inandığı değerlere zarar veren bir etken, bir çözülme, yani yabancılaşma halini alır. 
Hiç bir aksiyon, hiç bir çaba içinde olmayan pek çok Türk Milliyetçisinin çözülerek davaya zarar verdiği açık bir vakıadır.
-Unutmayalım ki, Ülkücü hareketin geçmişi bu ülkenin geleceğinde de etkili olabilecek kadar tutarlıdır.
Uzun bir arakesit sonrası yeniden derleniş, yeniden toparlanma ve ayağa kalkmak bence aklı selim bir kaç kişinin günlük basit siyaset üstü davranışıyla mümkün olabilir. Yani sevilen ve sayılan, donanımlı bir kaç kişi apolitik bir yaklaşımla, haydi demesiyle, politik heves ve beklentilerden uzak bir STK etrafında toplanmasıyla ayağa kalkmak belki mümkün olabilir.
-Sistemle uzlaşarak yola devam etmek, fark ortaya koyamamak, muktedirlerle uzlaşarak yola devam ederken olumlu bir şeyler yaparız belki demek Ülkücülerin öz güveni olmayanlarının tercih ettiği bir yoldur. Hasbelkader elde ettiği bir konumu kaybetmemek endişesi bizi düzenle uzlaşan konuma itmemelidir. Haksızlığa, sömürüye, adaletsizliğe, şuursuzluğa ve sosyal karmaşaya neden olan her yanlışa da karşı çıkabilmelidir Ülkücüler. 
- Yeniden yürümek için ayağa kalkabilmek adına, nerede kalmıştık sorularının cevaplarını aramalıyız mazide.
" Üslupsuz siyaset kavgalarının insanları körleştirdiği ortamlarda gerçeği, gösterildiği gibi değil, olduğu gibi görebilmek sanıldığı kadar kolay olmaz. "
Ülkücüler, üslupsuz siyaset kavgalarından uzak kalarak, ortak paydaları aramalıdır bence. Bizim gerçeğimiz ortak paydalarımızdır. Politik polemikler bizi hiç bir sonuca götürmez, sadece yorar ve hedeften uzaklaştırır.
Oysa, teferruat ve politik varsayımların değil, bir olalım iri olalım, diri olalım ilkesinin etrafında konuşabilmelidir Ülkücüler.
-Ülkücü hareket içerisinde cereyan eden bütün kopuşları, ayrışmaları, ötelemeyi inceledim. Ayrışma ve kopuşlar fikri ve teorik çabaların ürünü olarak yeni bir yorum ve bakış açısı olarak meydana gelmemiş. Kalan da, giden de, kopan da aynı fikir ve düşüncelerini muhafaza ediyor. Kimse Ülkücü Dünya Görüşünden farklı bir anlayışa sahip değil. Hepsinde de öz aynı.
Kopuşların temelinde teşkilat yönetim anlayışına tepki var. Ayrışmaların özünde politik mevzileri ele geçirmiş olanların yönetim tarzına itiraz var. Çok derin fikir ve düşünce ayrılığı yok Ülkücüler arasında.
Ham gurur ve siyasi ihtirasın savrulmalara neden olan etkilerini yaşadık o kadar.
-Hedefleri, içeriği net olarak belli olan Ülkücü hareketin sadece yönetim tarzına ve mücadele metotlarına dair çelişkileri vardır. Öze dair sıkıntı yoktur. Politikacının, dava adamına tahakkümü vardır. Çözülmesi gereken düğüm işte bu noktada gizlidir. O çözüldüğünde her şey yeniden başlayabilir. Yarın ki Türkiye'nin mimarı olacak Türk Ülkücüleri her alanda yetişip örgütlü hale gelebilir.
Partiler, siyasi parti kanununun içeriğine göre ister istemez bir baskı aygıtı haline gelerek, genel başkanların belirleyici olduğu kurumlar özelliği kazanıyor. Biz dört veya beş yılda bir kimin kime oy verdiğine fazla takılmadan, toparlanmak ve beraber olmak yönünde tamamen ulvi idealler etrafında birleşmiş politika üstü beraberlikler kurabiliriz sanıyorum.
Ülkücü hareketi salt milletvekili sayısı, sistemin boyunduruğunda görev yapan bir kaç belediye başkanlığı hesabına vurarak ölçmek çok akıllı bir yol değildir. Politik kazanımlara eyvallah.Ancak sosyal alanlarda etkili ve davranış şekline dönüşmüş bir Ülkücülük için sivil kurumsallaşmaya davet yazısıdır bu.
Particilik taassubunun dağıttığı değerleri yeniden toparlayacak bir öneri bekliyorum yıllardır.
Harun Maral
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x