Başbakan Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısı konuşması

05 Mart 2013 Salı 14:05

Başbakan Erdoğan, İmralı görüşmeleri tutanaklarıyla ilgili olarak, “Belgelerin kimler tarafından, nasıl sızdırıldığını ortaya koyar, açıklarız” dedi.

Başbakan Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısı konuşması

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşma yaptı.

Kadına yönelik şiddeti lanetlediklerini belirten Erdoğan, “Kadına yönelik şiddeti, kadına kalkan eli her fırsatta lanetliyoruz. Şiddetin her türlüsü kötü. Kadına ve çocuğa şiddet, tahammülü mümkün olmayacak. Kadına yönelik şiddette artış var diyen yalancılar ortaya çıkıyor. Geçen yıl 8 Mart’ta çıkardığımız yasa ile şiddete karşı tedbirler aldık. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum” dedi.

Pazar günü vefat eden sanatçı Müslüm Gürses’e bir kez daha anan Erdoğan, “Sevgili Müslüm Gürses’in hakka uğurladık. Allah’tan rahmet diliyorum, ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Sadece bir ses sanatçısı değildi. Sevgiyi, dayanışmayı çoğaltan bir sanatçıydı. Sivil bir itirazın da temsilcisiydi” diye konuştu.

'ARABESKTEN NİYE RAHATSIZ OLUYORSUNUZ?'

Arabesk müziğe yönelik eleştirilere tepki gösteren Erdoğan, şöyle konuştu:

“Arabesk müzik halen tartışılıyor. Bırakın, onun da bu ülkede hedef kitlesi var. Bunlar bizim zenginliklerimiz, niye rahatsız oluyorsunuz? Bu insanlar halkın içinden geldiler. Boyunları büküktü, kalpleri kırıktı. Sazları ve sözleriyle zulme isyan ettiler. Merhum Cem Karaca gurbete mahkum oldu. Ahmet Kaya gurbette hayata gözlerini yumdu. Şivan Perver tek tipçi zihniyet, terör örgütü baskısı nedeniyle doğduğu topraklara hasret içinde yaşıyor.”

'AHMET KAYA BENİ CEZAEVİNE UĞURLADI'

Fransa'da yaşamını yitiren sanatçı Ahmet Kaya’ya karşı yapılanları da hatırlatan Erdoğan, “Köşe yazarları Ahmet Kaya’ya neler yaptılar. Salondan zor kaçırıldı. Aynı Ahmet Kaya, beni Pınarhisar’a uğurlayanlardan birisiydi” dedi.

'KAHVEYE DAVETİNİ KIRMADIK'

Bir çocuğun katıldığı tören sırasında yanına gelerek kendisinden bir talepte bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, “Bir yavrumuz geldi. Bir dil bir dil… ‘Başbakanım ne olur evimize gidelim’ dedi. ‘Annem çok güzel kahve yapıyor’ dedi. ‘Ben de kahve yaparım, hatta ondan güzel kahve yaparım’ dedi. O yavrumuzun talebini kırmadık, onun evine de gittik” diye konuştu.

'ŞEHİTLERİN KEMİKLERİNİ SIZLATACAK ADIM ATMAYIZ'

Bazı şehit ve gazi yakınlarının çözüm süreciyle ilgili soru işaretleri taşıdığını dile getiren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

Bakın bu dönemde terör için adım attığımız şu günlerde, muhalefetin ağır tahrikleri, asılsız ihtamları nedeniyle çok az sayıda şehit yakını ve gazinin süreçle ilgili soru işaretleri taşıdığını gördüm. Bakın tekrar söylüyorum; bizim şehitlerimizin ruhunu, kemiklerini sızlatacak hiçbir adımı atmamız, hiçbir girişimin içinde bulunmamız mümkün değildir.

CHP ve MHP bu çözüm sürecini ısrarla, inatla bir geri adım süreci gibi lanse etmenin peşinde. Bu tavırları açık söylüyorum milli bir tavır değildir. Şehit yakınlarının, gazilerin bize yönelttiği sorulara bakıyoruz, muhalefetin ürettiği bir propagandanın gölgesini görüyoruz.

Gazi Mustafa Kemal Paşa Osmanlı'nın son dönemini yaşamış, önemli cephelerde başarı göstermiş, ülkeyi işgalden kurtarmıştır. Sadece 8 yıl sonra Nobel Barış Ödülü'ne layık gösterilmiştir. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan ediliyor, tüm ülkelerle yeni bir sayfa açılıyor. Bize karşı düşmanlık beslemeyen tüm ülkelerle barış sağlamak için, Gazi adım atıyor. Kin güdülmüyor, nefretin üzerine gidilmiyor.

Gazi'nin Çanakkale'de yatan düşmanların ailelerine söylediği sözler son derece önemlidir. 'Uzak diyarlardan savaşa evlatlarını yollayan analar, evlatlarınız bizim bağrımızda' diyor. Kime söylüyor? Mehmetçik'i şehit eden, buraya savaşmak için gelmiş askerlerin annelerine söylüyor.

Neden biliyor musunuz? Bunlar neden yapılıyor biliyor musunuz? Çünkü Mehmetçik savaş meydanında savaşır, ondan sonra o defter kapanır.

Benim askerim dağda yakaladığı teröriste üşümesin diye parkasını verecek kadar kahraman bir askerdir. Bizim komutanımız teröristi mağaradan 'seni annene götüreceğiz' diye çıkaran bir komutandır. Bizim şehitlerimiz hangi yoldaysa biz de o yoldayız. Bizim gazilerimiz düşmanlarına nasıl davrandıysa biz de aynen o şekilde davranacağız.

Biz yenilginin jargonuyla konuşan bir millet değiliz, hiçbir zaman böyle olmadık, olmayız da... Biz CHP, MHP genel başkanları gibi ürkek ve küçük bir Türkiye'yi tanımadık, tanımıyoruz.

Şehitlerimizin kemiklerini sızlatacak hiçbir adım atmayız. Muhalefet bu süreci boyun eğme olarak lanse etmeye çalışıyor. CHP ve MHP'nin tavrı kanı durdurmaya yönelik değil. Şehit ve gazilerimizin söylemlerinde muhalefetin propagandalarının izlerini görüyoruz. Atatürk geleceği nefret üzerine kurmadı. Şehitlerimiz, gazilerimiz tedirgin olmasın. Şehitlerimizin, gazilerimizin istikametindeyiz.

'SIZDIRANI ORTAYA ÇIKARIRIZ'

İmralı görüşmelerinin basına sızdırılmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, şöyle konuştu;

“Bildik yazarlar bize basın özgürlüğü dersi vermeye çalışıyor. Sınırsız bir özgürlük olamaz, kimse kimsenin özgürlük alanına tecavüz edemez. Hakaretse bize en ağır hakaretleri yapıyorlar. Bazıları diyor mahkemeye göndermeyecektin. Küfredecek, hakaret edecek… Gereği neyse yapılacak, hukuk devleti bunun için var. Biz eleştirimizi açık dil getiririz ama sansürün karşısındayız. Sürecin aleyhine bir yayın yapmak milli bir tavır değil.

Şu anda dolaşan belgelerin kimler tarafından, nasıl sızdırıldığını ortaya koyar, açıklarız. Kimin ne söylediğini değil, bizim ne söylediğimize bakın. Kimin ne yaptığımıza değil, bizim ne yapacağımıza bakın. Sizler bu süreç içinde konuşmayacaksınız. Önüne gelen konuşmaya kalkarsa, baltayı taşa vurursa, bu çözüm sürecini, kristali kırarız.”

İmralı'daki tutanakları yayınlayan gazeteyle ilgili bazı söylemlerim oldu. Birileri de bana köşelerinden gazetecilik dersi vermeye kalktı. Sınırsız bir özgürlük olamaz kimse kimsenin özgürlük alanına tecavüz edemez. Kendi özgürlük alanında oynarsın, kendi özgürlük alanını geçiyorsan bu özgürlük değildir. Medya böyle özgürse, biz de bir başbakan olarak, bakanlar olarak, milletvekilleri olarak en az onlar kadar özgürüz.

Ve biz eleştirimizi açık açık dile getiririz ama aynı zamanda da sansüre karşı gazetecilerden de daha önce dururuz, durduk. Hiçbir dönem yazamadıklarını bu dönemde yazdılar.

KILIÇDAROĞLU BAŞBAKAN OLAMAZ

Allah aşkına bu nasıl bir milliyetçiliktir? Kendi ülkesini bu kadar küçük, korkak gören nasıl milliyetçi olabilir? Bu ülkenin şehitleri en son şehit kendileri olsun diye canlarını ortaya koydular. Bu şehitler bu toprakların huzuru, birliği için canlarını ortaya koydular. Bunların yaptıkları milliyetçilik değildir, olamaz.

Aziz milletimden ben bir şey rica ediyorum; terörle mücadele ettiğimiz 30 yılı şöyle bir görelim. BDP'nin nerede durduğunu herkes çok iyi biliyor zaten. Ama ben CHP ve MHP'nin nerede durduğuna çok iyi bakmanızı istiyorum. MHP'nin de CHP'nin de iktidarda olduğu dönemler oldu. Ne yaptılar? Koca bir hiç.

CHP birkaç rapor hazırlamaktan, MHP hakaret etmekten, şehit cenazelerini istismar etmekten başka hiçbir şey yapmadı. Her salı Bahçeli'yi dinleyin; kin kusmaktan başka hiçbir şey yapmıyor. 30 yıl boyunca çözümün önünde nasıl engel oldularsa bugün de aynı şekilde engel oluyorlar. Hiçbir tasarıları yok, neye engel çıktıklarını bile bilmiyorlar. Siz terör karşısında 30 yıl boyunca milli bir duruş sergilemediniz. Eğer ortada bir ihanet varsa, bu gençlere olan bir ihanettir terör sorunun çözümünün önünde durmak.

Kılıçdaroğlu çıkmış diyor ki; yalan söyleyenden Başbakan olmaz. Evet yalan söyleyenden Başbakan olmaz. Bu yüzdendir ki; Kılıçdaroğlu bu ülkede Başbakan olamadı ve yalan söylediği sürece de olamayacak.

İmralı'daki tutanakları yayınlayan gazeteyle ilgili bazı söylemlerim oldu. Birileri de bana köşelerinden gazetecilik dersi vermeye kalktı. Sınırsız bir özgürlük olamaz kimse kimsenin özgürlük alanına tecavüz edemez. Kendi özgürlük alanında oynarsın, kendi özgürlük alanını geçiyorsan bu özgürlük değildir. Medya böyle özgürse, biz de bir başbakan olarak, bakanlar olarak, milletvekilleri olarak en az onlar kadar özgürüz.

Ve biz eleştirimizi açık açık dile getiririz ama aynı zamanda da sansüre karşı gazetecilerden de daha önce dururuz, durduk. Hiçbir dönem yazamadıklarını bu dönemde yazdılar.

Türkiye'nin aleyhine olacak bir yayın yapmak asla ve asla milli bir tavır değildir. Bir yandan her gelen hükümete çözüm konusunda baskı yapıyorlar, bir yandan da çözüm sürecini bugün olduğu gibi sabote etmeye çalışıyorlar.

Bu ülkede 30 yıl boyunca bu CHP ve MHP nasıl terör konusunda milli bir duruş sergilemediyse, bu tür medya da sergilemedi. Her türlü çözüm sürecini sabote etmenin peşindeler. Bakın açık açık söylüyorum; CHP ve MHP terörün bu ülkede siyaseti şekillendirmesine olanak sunmuşlardır. Aynı zamanda bazı medya kuruluşları da terör örgütüne oksijen sağlamışlardır.

Biz bu süreçte milletimizle birlikte yürüyoruz, farkımız bu bizim. Onlar bozmaya, kırmaya çalışsın, biz yapmak için kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Aziz milletim şunu bilsin ki; bu süreçte en son sözü milletimizle birlikte biz söyleyeceğiz.

Yorum Gönder

@name x