MHP'li Yeniçeri; 'Görüşmeler, Ne Karşılığında?'

11 Mart 2013 Pazartesi 18:02

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’nin 11.03.2013 Tarihinde Sızmayan Tutanaklar, 4. Yargı Paketi ve İblisle Yürütülen Görüşmeler Konusunda Basın Toplantısı Yaptı

MHP'li Yeniçeri; 'Görüşmeler, Ne Karşılığında?'
MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’nin 11.03.2013 Tarihinde Sızmayan Tutanaklar, 4. Yargı Paketi ve İblisle Yürütülen Görüşmeler Konusunda Yaptığı Basın Toplantısının Metnidir
 Tutanaklardan Sızan Nedir? 
Türkiye’nin gündemi Başbakan Erdoğan’ın terörist başı Öcalan’la yaptırdığı görüşmelere kilitlenmiş durumdadır. İmralı’da Öcalan ile yapılan ve bir kısmı dışarı sızdırılan tutanakların tartışılması bütün hızıyla sürüyor. İktidar ve baskın medya tutanakların içeriğini gözden saklayarak sızıntı üzerine toplumsal dikkati yoğunlaştırmaya çalışıyor.
 Başbakan Erdoğan, “sızdıranı biliyoruz, BDP açıklamazsa biz açıklarız” tehdidinin ardından BDP Eş başkanı Demirtaş, “Milletvekili ve parti organları tarafından sızdırılmamış. Partimiz üzerinden elde edildiği anlaşılıyor” şeklinde açıklama yapmıştır.
 ‘AKP biz sızdırmadık, BDP ise bizden sızmış ama sorumlu kimseler sızdırmamış, simitçi, çaycı, fotokopici, ayakkabı boyacısı sızdırmış olabilir’ demeye getiriyor. 
Hâlbuki sorun sızdıranın kim olduğu değil, sızanın ne olduğudur? Kimin sızdırdığı ayrıntı bile değildir. 
İmralı’daki caniyle yapılan görüşmeleri meydan okurcasına Türk milletine dayatanların bu sızıntıdan şikayet etme hakları yoktur.
 İmralı’da binlerce insanın katledilmesinin emrini veren bir insanlık suçlusu terör örgütü ele başısıyla neyin görüşüldüğü, ne karşılığında görüşüldüğü, neyin pazarlık konusu edildiğini milletin bilme hakkı vardır! 
Türk milletinin istiklal ve istikbalini etkileyecek böyle bir görüşmeden haberdar olma hakkı engellenemez!
 Hiçbir millet ve vatansever birilerin sessiz-sedasız başına çuval geçirmesini izlemez, izleyemez!
 Kaldı ki millet adına İmralı’da Erdoğan’ın iddia ettiği gibi silah bıraktırma gibi hayırlı bir iş yapılıyorsa, bundan milletin haberdar olmasından kim, niye korkmaktadır?
 Şimdi var sayalım ki, bu sızdırılan tutanaklarda İmralı canisi iblis Öcalan’ın ‘şu kadar insan kanı döktük, pişmanız. Artık kana doyduk ve insan öldürme makinesi haline gelen teröristlerimizi önce Kuzey Irak’a çekeceğiz, sonra da silah bırakacağız ve hükümetin gösterdiği yoldan yürüyerek militanlarımızı adalete teslim edeceğiz’ demiş olduğu yazılı olsaydı, bundan Başbakan Erdoğan rahatsız olur muydu?
 Elbette ki hayır.
 Başbakan Erdoğan, ‘Öcalan’a ev hapsi, genel af yok. Teröristlerin silah bırakmasını ve sınır dışına çekilmesi görüştürülüyor!’ demişti.
 Hâlbuki tutanaklar böyle demiyor. Tutanaklar Başbakan Erdoğan’ın söylediklerinin doğru olmadığını gösterdiği gibi terör örgütünün ele başısının çekilme adı altında yeniden konuşlanma düşündüğünü gösteriyor.
 Başbakan Erdoğan’ın sızan tutanaklardan rahatsız olması için haklı gerekçeleri var. Bu tutanaklar, İmralı’daki caniyle yapılan görüşmelerin Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi “yalnızca teröristlerin silah bırakması ve sınır dışına çekilmesiyle” ilgili olmadığını ortaya çıkarmıştır. İmralı’daki caniyle yapılan görüşmelerin, “başkanlık sistemi” dahil olmak üzere “Anayasa”, Türkiye’nin idari sistemi, genel af, Anayasa’dan Türk kavramının çıkarılması, yerel yönetimler, Öcalan’ın AKP’ye verdiği destek vb. hususlar vardır.
 
Görüşmeler: Ne Karşılığında?
 Tutanaklar İmralı’daki İblis ile görüşme yapanlar Türk milletine karşı “barış süreci” adı altında müşterek bir oyun oynandığını gösteriyor.
 Başbakan Erdoğan’ın adamları katliamcı başından Erdoğan’ın Başkanlığını desteklemeyi talep ettikleri, karşılığında Anayasa’ya “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi” kılıfı altında “demokratik özerkliği” koyacakları sözünü verdikleri anlaşılıyor. Tutanakların yayınlanan kısımlarında bu husus net olarak görülüyor.
 AKP, Türkiye’yi, sorunlarını, tarihini ve kimliğini Öcalan ile görüşüyor. Anayasanın Öcalan ile pazarlık edilmesi bir yana konuşulması bile tam anlamıyla faciadır. 
Durum herhangi bir söze hacet bırakmayacak kadar nettir.
 Ancak asıl sorun tutanakların yayınlanmayan kısımlarındadır. Acaba tutanakların yayınlanmayan kısımlarında neler var? Tutanakların sızan kısmı, İmralı’daki cani ile yapılan görüşmelerin tamamı değildir. Sızan tutanaklar malum merkezler tarafından rafine edilmiş, masumlaştırılmış ve makulleştirilmiştir. Birilerinin tutanaklardan sızmasını uygun gördüğü kısımlar sızdırılmıştır. Sızdırılmamış kısımlarda ise daha vahim iddia ve söylemler olduğu biliniyor.
 Başbakan Erdoğan’ın ve MİT’in elinde bulunan tutanakların diğer kısımları neyi içeriyor? İblis Öcalan’ın ve örgütünün gerçek niyeti, yapmak istedikleri ve stratejik hedefleri yayınlanmayan tutanaklarda mevcuttur. 
Artık mızrak çuvala sığmamaktadır. Başbakan Erdoğan’ın, yayınlanmayan tutanakları kamuoyuyla paylaşması bir zorunluluk halini almıştır.
 Öcalan’ın tutanakların yayınlanmayan kısımlarında bulunan “Kürtler 20 ya da 30 yıl sonra nüfus olarak Türkleri geçecektir. O zaman her şey tamamlanmış olacaktır” anlamına gelen sözleri yapılmak istenilen ne olduğunu açıkça ifşa etmektedir. 
Türk milletinin nasıl bir tehdit ve stratejiyle karşı karşıya olduğunu ancak bu tutanakların tamamı yayınlanınca anlaşılacaktır. Başbakan Erdoğan’ın başkalarının bu tutanakların sızdırmasını beklemeden kamuoyuna açıklamasında yarar vardır.
 İmralı’daki İblisle Sözleşme Yapmak!
 Başbakan Erdoğan, “Irkçılık, kavmiyetcilik şeytan işidir. Irkçılık yaparak şeytan izinden gidenler gitsin, bizim yolumuz rahmanidir. Biz şeytanın izinden gitmeyiz" diyor. Doğru diyor. 
Şeytanın izinden gitmek ne kadar zalim ve yanlışsa şeytanla birlikte gitmek de o kadar yanlıştır. 
Söz gelimi ABD’yle birlikte, İmralı’daki ölüm tüccarıyla ortaklık yapmak da aynı şeydir.
 Ayrıca rahmani olanı şeytani amaçlar için kullanmak da şeytanın izinden gitmekten farksızdır.
 Açıkca ifade etmek gerekirse İmralı’daki iblisle sözleşme, anlaşma yapmak doğrudan doğruya şeytanın izinden gitmektir. Ayırca İmralı’daki iblisle sözleşmek ya da kavilleşmek şeytanla birlikte rahmani olanların yolunu kesmektir. 
İblisle birlikte yürümek, iblisle aynı sözleri etmek, ortaklık yapmak aynı kuyudan su içmek de onunla özdeşleşmek anlamına gelmektedir. Bizim uyarılarımız da bu amaca yöneliktir. 

İmralı’daki İblisle Görüşme İhtiyacı!
 Terörü ancak terörist başıyla görüşerek, onun taleplerini yerine getirerek, onun arzu ettiği şartlara uyarak çözeceğini sanan bir iktidar olsa olsa teslimiyetçi bir iktidar olur. “Başka çaremiz yok! Bütün yollar denendi bir türlü çözülmedi. Zor olanı deniyoruz!” Diyerek terörist başından çare dilenmek acizliğin ta kendisidir. 
Hükümet hükmedene, iktidar muktedir olana denir. Türkiye, terör karşısında aciz düşmüş, sorumsuz ver-kurtulcu bir AKP iktidarıyla karşı karşıyadır. Başbakan Erdoğan İmralı’daki eli kanlı katile “ben sana mecburum” mesajları göndermektedir. Bölücü çete de yaptığı terörist eylemlerin sonucunu almaktan büyük mutluluk duymaktadır. 
“Komşularla sıfır sorun” adlı akıl dışı bir siyaset izleyen AKP hükümeti süreç içerisinde İran, Irak ve Suriye hükümetleriyle kanlı-bıçaklı hale gelmiştir. Daha önce Irak-İran-Suriye ile birlikte terörist çetelere karşı işbirliği yapan iktidar bu ülkelerle arasının bozulmuş olmasından dolayı bu defa terör örgütüyle işbirliği yapmak zorunda kalmıştır.
 Bugün Türkiye, Suriye olayları nedeniyle ağzına kadar sorunla karşı karşıya gelmiştir. Türkiye’nin İsrail, Kıbrıs Rum kesimi, Ermenistan ile ilişkiler de orta yerdedir. AKP hükümeti komşularla “sıfır sorun” ütopyası sonucu komşusuz kalmıştır. Denize düşenin yılana sarılması gibi İmralı’daki beyaz, Kandildeki Karayılan’a sarılmıştır.
 Eli kanlı terörist örgütün Kandil’deki temsilcileri Erdoğan iktidarın son hamlesini “çaresizlikten” başvurulan bir yönteme olarak nitelemişlerdir. Karayılan ‘siz PKK’nın oluşturmuş olduğu direniş rezervlerini 30 yıl daha savaşsanız ortadan kaldıramazsınız’ diyor. Çöküş sürecine doğru sürüklenen PKK terör örgütü, AKP sayesinde zafer kazanmış bir örgüt muamelesi görmektedir.
 PKK’nın eli kanlı katilinin devletle muhatap edilmesi terör örgütüne yaptığı hiçbir eylemle sağlayamadığı kadar moral ve motivasyon kazandırmıştır. Terörle her şeyin başarılır olabileceğini devletle muhataplık seviyesine yükselen örgüt kanıtlamış bulunmaktadır.
 AKP İktidarının ise İmralı’daki iblisle görüşmekten başka çıkar yol bulamamış olması kendi varlığını ve gücünü inkar etmesinin dışında herhangi bir anlamı yoktur. 
Şehitler Boşuna Öldü-Gaziler Boşuna yaralandı! 
Terör örgütünün siyasi uzantısı olan BDP’li Ayna, bakın ne diyor: "Diyorlar ki, 'Türkler bu konuda hassas'. Neden? Diyorlar ki Türk askerleri için 'Çocuklarımız boşuna mı öldü?' Gazi askerler 'Boşuna mı yaralandık. Bacağımızı, gözümüzü kaybettik?' diyor. Ne yazık ki evet. Evet boşuna. Ne yazık ki öyle. Başbakan'ın çıkıp bizden değil, bizden önce askerlerin ailelerinden, o gazi askerlerden özür dilemesi lazım. 'Biz devlet olarak 80 yıldır hata yaptık. Çocuklarınızı sadece ve sadece Kürtleri inkar için ölüme gönderdik. Özür dileriz' demelidir".
 Terörist organizasyonun elamanlarını böyle konuşturan İmralı’daki iblisle yapılan görüşmelerdir. Silahla dağa çıkan, yol kesen, adam katleden, insan kaçıran, araç yakan terörist eşkıyaya karşı oradaki vatandaşları ve vatanını koruyan insanların boşu boşuna öldüğünü söyleme saygısızlığı gösteriliyor. Buna karşın teröristleri de bu güruh zafer kazanmış “özgürlük savaşçıları” ya da “gerilla” olarak nitelemektedirler.
 AKP’nin İmralı’daki caniyle başlattığı görüşmeler, bölücü terör organizatörlerini bu denli küstahlaştırmıştır. Soğuk savaş döneminde Marksist Leninist dinsiz bir devlet, sonrasında da etnik ırkçı bölücü bir Kürt devleti kurmak için silaha başvuran çetelere karşı mücadele ederken şehit düşenleri “Kürtleri inkar” için ölüme gidenler olarak değerlendirmektedir.
 AKP sayesinde caniler özgürlük savaşçısı, katiller kahraman, terörist örgüt ele başısı muhatap haline geldi!
 
PKK’ya Endeksli Adım Atmak!
 Keyfi dilde savunma yapma hakkı yasasının çıkarılacağı sözünün verilmesi üzerine Öcalan’ın ölüm orucunu sona erdirmesi; Büyükşehir Belediye Yasa Tasarısının çıkarılmasının ardından Öcalan ile görüşmelerin başlatılması tesadüf değildir. 10 KCK’lının serbest bırakmasının ardından PKK’nın elindeki askerlerin serbest bırakılmasının gündeme gelmesi de ilginçtir.
 Devletin elindeki tutsak ile PKK’nın elindeki tutsaktan söz edilmesi de rastlantı değildi.
 Başbakandan Cumhurbaşkanına “uzun tutukluluk” sorunundan yakınmayan kimse yoktu. 4. Yargı paketinde halk arasında askerlere yönelik ön yargılı, uzun süreli tutuklamalardan ve bir zamanların Genelkurmay Başkanını terör örgütü mensubu ilan eden anlayışa son verecek bir beklentileri vardı.
 Ortaya çıkan pakette asker yoktur, uzun tutukluluk süreleri yoktur, PKK terör örgütü vardır: 
4. Yargı paketi:
 - “Kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkmadığı durumlarda, suç ve suçlunun övülmesini ceza olmaktan çıkarıyor”. 
-“Suç işlemek amacıyla kurulan örgütün propagandası suçu” değiştirilerek “şiddet ve tehdit yöntemlerini teşvik etmek amacıyla propaganda yapılmasına dönüşüyor. Artık örgütün propagandasını yapmak suç değil bu propagandanın şiddet ve tehdit içermesi de gerekiyor.
 -Halkı askerlik hizmetinden soğutacak propaganda yapmak suç olmaktan çıkıyor.
 -İşkence yapanlar için zaman aşımı işlememesi hükmü getiriliyor.
 Açık ve yakın tehlike, şiddet ve tehdit yöntemlerini teşvik büyük ölçüde yoruma bağlıdır. Anlaşılıyor ki terör örgütünü, işlediği suçları öven, İmralı’daki suçluyu yücelten propagandalar suç olmaktan çıkarılmış oluyor.
 4.Yargı Paketi hakkında kimse kimseye hikaye anlatmasın. Paket temelde İmralı ile yapılan pazarlıklara endeksli olarak şekillenmiştir. İmralı/Kandil hattının tavrı son ana kadar beklenmiş ona göre düzenlemenin boyutlarını şekillendirildiği anlaşılmaktadır. 
AKP iktidarı PKK’nın silahla yapamadığını yasaları değiştirerek yapmaya çalışmaktadır. TBMM İmralı’daki görüşmelerde varılan mutabakatların hukuki çerçevesini düzenleyen notere dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
 Cumhurbaşkanı Gül’ün 4. Yargı paketiyle ilgili olarak yaptığı açıklama ise hayret vericidir. Sayın Cumhurbaşkanı şunları söylüyor: ''Samimi gayretler ve niyetler gayet açık. Şimdi karşı tarafın da samimiyetini göstermesi gerekir”. 
Bu sözler tam anlamıyla talihsizliktir. Bu sözler bir yanında devletin bulunduğu iki eşit tarafın olduğu, karşılıklı adımlar atılması lazım geldiğini anlamına gelmektedir. Cumhurbaşkanına göre taraflar var bir taraf yasaları değiştiriyor, adım atıyor; sıra karşı tarafın samimiyetini göstererek buna uygun adım atmasına gelmiş oluyor!

Yorum Gönder

@name x