Öcalan kimin adına, hangi sıfatla görüşmelere katılmaktadır

03 Ocak 2013 Perşembe 00:00

Özcan Yeniçeri: "AKP yetkilileri, Türk ve Türk milleti kavramlarına PKK'lılar gibi bakmaktadır"… "Öcalan ile ne görüşüldüğü derhal kamuoyuna açıklanmalıdır

Öcalan kimin adına, hangi sıfatla görüşmelere katılmaktadır

 Basın toplantısına Arif Nihat Asya'nın "Adamlar Bilirim" şiirini okuyarak başlayan Yeniçeri, Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun çalışmaları ve Başkanlık Sistemi tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 



"AKP’nin bölücü, ayırıcı ve etnik talepleri yeni anayasaya sokarak çıkarmak istemesi özünde yeni bir devlet yapılanması amacına hizmet etmektedir. AKP için yeni anayasa yeni devlet içindir!" diyen MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri TBMM'de düzenlediği Basın Toplantısı'nda şu konulara değindi:



2012 yılının sona erip 2013 yılının ilk günlerine ulaşılan yeni zaman diliminin ülkemize ve milletimize huzur, barış ve başarı getirmesini diliyorum.



2012 yılı sona erdi ama sorunları, tartışmaları ve sıkıntılarını 2013 yılına aynen devrederek sona ermiştir. 2012 yılının tek sona eren tartışması Maya Takvimine göre kopması gereken kıyametin gününün gelmesine rağmen kopmaması ve böylece buna inanan kesimlerin durumlarını yeniden değerlendirme lüzumu görmeleridir. 



Mayaların yanlış çıkan öngörülerin dışında dünya 2012 yılından devir aldıklarını aynen 2013’e devretmiş bulunmaktadır.



 2013 yılında da 2012 yılından devreden yakın çevredeki dış olaylar Suriye’deki iç savaş, Irak ve İran’daki ihtilaflar Türkiye’yi derinden etkilemeye devam edecektir. Türkiye’de iç sorun olarak da terör, Yeni Anayasa tartışmaları, Başkanlık sistemi, Derin Devlet, Silivri yargılamaları ve Teröristlerle yapılan görüşmeler ülkenin gündemini meşgul etmeye devam edecektir.

  

AKP’nin Anayasa Taslağı da Parlamenter Sistemi Göre Hazırlanmıştı!

  

Bilindiği gibi 12 Haziran 2011 seçimlerinin hemen ardından, TBMM’de bütün partilerin eşit üye ile temsil edildikleri bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu teşekkül ettirildi.  Varılan mutabakata göre eşit şartlar altında bir partinin karşı çıktığı herhangi bir madde görüşülmeyecek ve ortak mutabakata varılan maddeler yazılacaktı. Uzunca bir süre Anayasa Uzlaşma Komisyonu faaliyetlerini bu çerçevede sürdürdü. Komisyon çalışmalarını sürdürürken AKP bir yandan çalışmaların 2012 yılı sonuna kadar sonlandırılması gerektiğini diğer yandan da “Başkanlık” sistemiyle ilgili görüşleri dile getirmeye başladı. Bu tavır oyun devam ederken oyunun kurallarını değiştirmeye çalışmak anlamına gelmekteydi. 



AKP’nin Ergun Özbudun’a hazırlatmış olduğu Anayasa taslağında da “Başkanlık Sistemi”ne yer verilmemişti. Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaya başlarken de “Başkanlık Sistemi” gündemde yoktu. Komisyon anayasa yazım çalışmalarını uzun süre parlamenter rejime göre yapmıştı. 



Erdoğan’ın Başkanlık Aşkı Nasıl Nüksetti?



 AKP’nin başkanlık sistemi aşkı birden bire nasıl nüksetmiştir? AKP daha doğrusu Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaştığını görerek birden böyle bir ihtiyaç hissetmiş ve derhal bunu gündeme getirmiştir. Anayasa bir an önce Başbakan Erdoğan’ın ihtiyaçlarına uygun hale getirilmeliydi! 



Başkanlık sistemi çeşitli bakan ve AKP milletvekilleri tarafından belirli aralıklarla dile getirilmiş ve kamu algısı yönetilmeye çalışılmıştır. AKP milletvekili Burhan Kuzu, Başkanlık sistemiyle ilgili bir de kitap yazmıştır. AKP Milletvekili İdris Bal, Bakan Bekir Bozdağ ise sürekli başkanlık sisteminin yararlarını bugünkü parlamenter sisteminin ise işleyişindeki sıkıntıları dile getirmişlerdir. AKP cenahında üç ay içinde başta başkanlık olmak üzere yarı başkanlık,siyasi partili cumhurbaşkanlığı ve Türk usulü başkanlık gibi hepsi birbirinden farklı birçok görüş ortaya çıktı. 



Başkanlık tartışmaları Türkiye’nin ihtiyaçları için değil Başbakan Erdoğan’ın ihtiyaçları için gündeme getirilmiştir. Temel sorun Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması halinde AKP’nin dağılmasının önlenmesidir. AKP, Başkanlık sistemini bir biçimde kabul ettirecek olursa Başkan Erdoğan, hem Cumhurbaşkanı hem de aynı zamanda AKP genel başkanı ve Başbakan yetkileriyle donatılmış bir süper başkan olmuş olacaktır. Böyle bir durumda Türkiye’yi yönetmek Başkan Erdoğan için AKP’yi yönetmekten çok daha kolay hale gelecektir. 



Mevcut anayasal şartlar altında Başbakan Erdoğan, “yasama ve yürütme”ye hâkim olmasına karşın hala “Yargı”dan şikâyet ederek kuvvetlerin ayrılığını ayağında pranga olarak gördüğünü açıklamış bulunması rastlantı değildir. Kuvvetlerin ayrılığından şikayet etmek gerçekte demokrasiden şikayet etmektir!



Yeni Anayasa Yeni Devlet Anlamına Gelmektedir!



Başbakan Erdoğan’ın yeni anayasa talep etmesinin en temel iki nedeni vardır: Birincisi gücü tek elinde toplamak, ikincisi de “Kürt Sorununu” çözmek için de idari yapının “demokratik özerklik”e izin verecek şekilde anayasaya sokma imkanına sahip olabilmek istemesidir. 



Bu nedenle 2012 yılının son günlerinde Başbakan Erdoğan’ın “Başkanlık” sistemini Anayasa Uzlaşma Komisyonunda görüşülmesi için dayatması Anayasa yazım sürecini tıkamıştır.  Bunun üzerine Başbakan Erdoğan, “makul süre aşılırsa, hazırlattığımız Anayasa taslağını Meclis’e sunarız” şeklinde muhalefeti tehdit etmiştir.



Başbakan Erdoğan bir yandan böyle derken diğer yandan “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” stratejisi izleyerek şunları söylüyor: “Başkanlığa mı takıldınız koyun kenara, diğerlerini bitirelim”. Böylece Erdoğan muhalefeti iki istenmeyen durumdan birini tercih etmeye zorluyor.



Uzlaşma komisyonu başarısızlığa uğrarsa AKP kendi anayasa taslağını TBMM’ye sunmak üzere hazırlıklara başladığı basın yansımış durumdadır. AKP, her zaman yaptığı gibi böyle bir emrivaki de yapabilir. Bu şartlarda yapılacak yeni bir Anayasa, Türkiye’nin değil AKP’nin Anayasası olur!



 “Büyükşehir Belediye Yasası” ile Türkiye’nin idari yapısının, mevcut Anayasaya aykırı olarak yeniden biçimlendirilmesi bu amacın yalnızca bir ayrıntısıydı. “Anadilde Savunma Hakkı” adı altında dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir uygulamayı yasalaştırmaya çalışması da bunanla ilgiliydi. 



Ayrıca AKP’nin manifesto olarak ilan ettiği ve Türkiye’yi bölünmeye götürecek aşağıdaki düzenlemeler de mevcut anayasa ile mümkün olabilecek şeyler değildir.



Anadilde kamu hizmetlerine erişim, ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik komisyonunun kurulması. Kürtçe tercümanlık (kamu hizmetlerinde), Kamu hizmetlerinden yararlanmada her türlü etnik ayrımcılığa son verilmesi..
Mevzuatta etnik ayrımcılık algısı yaratan bütün hükümlerin ayıklanması
.



Burada AKP zihniyeti etnik, ayrımcılığı “Türk” kavramının ve “Türk Milleti”nin meydana getirdiğini ve mevzuatı bundan temizleyerek demokratik bir anayasa yapılabileceği düşünülüyor. 



Bir yandan “Kürtçe Tercümanlık… Kürtçe savunma hakkı… Kürtçe kamu hizmetlerine erişim” gibi etnisite üzerinden hareket diğer yandan mevzuatı etnisiteden temizlemek gibi bir yaklaşım birbiriyle çelişmektedir. Sorun AKP’nin “Türk milleti” kavramını yüklediği anlamla ilgilidir. AKP yetkilileri “Türk” ve “Türk Milleti” kavramına PKK’lılar gibi bakmaktadır.  



AKP’nin bölücü, ayırıcı ve etnik talepleri yeni anayasaya sokarak çıkarmak istemesi özünde yeni bir devlet yapılanması amacına hizmet etmektedir. AKP için yeni anayasa yeni devlet içindir!



İmralı’daki Eli Kanlı Ele Başı İle Alenen Görüşülüyor!



Başbakan Erdoğan’ın 2012 yılının son günlerinde İmralı’da yatan ömür boyu hapse mahkûm, eli kanlı terörist başıyla görüşüldüğünü açıklaması da Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü yönünden milli güvenlik sorunu yaratan ciddi bir husus olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.



Öncelikle AKP hükümetinin memurlarının İmralı, Oslo ve Kandil’le yaptıkları görüşmeler zihniyetini de açık bir biçimde ortaya çıkarmıştır. Başbakan Erdoğan sürekli bir biçimde Türk Milletini “terörle mücadele ediyoruz” diye yanıltmıştır. 



Türkiye’nin sınırlarının hemen yanı başında bulunan PKK terör kamplarında Türk vatandaşları tutsak tutulurken, TC vatandaşları orada yargılanırken, Türkiye sınırına otuz kırk kilometredeki bu kamplardan Türkiye’ye terör ihraç edilirken hükümet, MHP’nin onlarca ikazımıza rağmen bu kampları ortadan kaldırmaya ve orayı tampon bölge ilan ederek denetim altına almayı hiç düşünmemiştir.



Başbakan Erdoğan, hatırlanacağı gibi terörist başı ile ilgili olarak önce Türk Kamuoyuna “İdam” tartışmalarını açmış, ardından teröristlerle buluşan BDP’lilere yönelik olarak fezlekeyi gündeme alır yapmış ardından Başbakan Erdoğan, İmralı’da “Öcalan ile görüşüldüğünü” açıklamıştır. Ölüm oruçlarıyla başlayan süreçte, AKP yetkilileri özellikle Öcalan’ın liderliğini ön plana çıkarmış ve adeta İmralı’daki cani en iyi, en barışçıl bölücü olarak kamuoyuna sunulmuştur.



Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da bu süreçte kamu diplomasisi yaparak Öcalan’ın olumsuz imajını düzeltme görevini üstlenmiştir. Arınç, PKK’lıları şartların dağlara çıkardığını, gördükleri kötü muamelenin onları yanlış yere ittiğini söylemiş ve kendisi de aynı muameleye tabi olsaydı “dağa çıkacağını” söylemiştir. Böylece yol kesen, karakol basan, mayın döşeyen teröristler bir anda “kader kurbanı” masumlar olarak kamuoyuna sunulmuştur. Şartlar Öcalan’ı terörist yaparken, onunla birlikte olan bazı arkadaşlarını Türkiye’ye hizmet eden insan yapmıştır. Suçlu Öcalan ve örgütü değil kaderdir.



Bülent Arınç, Başbakanın açıkladığı İmralı görüşmelerinin ipuçlarını verecek şekilde “Belki de görüşülüyordur, görüşülüyor…” anlamına gelen sözler etmişti. Böylece kamuoyunun reflekslerini test etmiştir. 



Öcalan’ın Görüşmelerdeki Sıfatı Nedir?



Şu sorulara “İmralı” ile görüşüldüğünü açıklayan Başbakan Erdoğan ve AKP’li yetkililer cevap vermesi gerekiyor.



1.  Bir devletin muhatabı bir başka devlettir. İmralı’da birileri Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen görüştüğüne göre diğer taraftaki Öcalan kimin adına hangi sıfatla görüşmelere katılmaktadır?



2.  Masanın bir tarafından Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yetkilileri, diğer tarafından ise muhatap olarak terör örgütü elebaşısı Öcalan oturduğuna göre sorulması gereken soru şudur: Öcalan devlet statüsüne mi yükseltilmiştir, yoksa devlet terör örgütü seviyesine indirilmiştir?



3.  PKK terör örgütü bölgede yaşayan Kürt vatandaşlarımızı temsil etmediğine göre kimi temsil ediyor? 



4.  İmralı'da yapılan görüşmeler eğer bir PKK’ya silah bıraktırma görüşmesiyle bunun Kandil, Barzani ve Oslo’dakilerle bağlantısı nedir?



5.  Başbakan Erdoğan, “Öcalan’la yaptırdığı görüşmelerde Öcalan’ın serbest bırakılması ya da durumunun iyileştirilmesiyle ilgili bir konunun olmadığı” anlamına gelen sözler etmiş hatta “kimse böyle bir şey beklemesin” diye de ilave etmişti. Hâlbuki Öcalan’ın uzun zamandan bu yana, “Eğer muhatap ben olacaksam şartlarımın iyileştirilmesi şarttır” diye dayattığını biliyoruz. Öcalan’ın şartlarının iyileştirilmesi demek kademeli olarak önce ev hapsine alınması sonra ise tamamen serbest bırakılması anlamına geliyor.



Çok açıktır ki, “Eğer siz hapisteki birini birinci muhatap olarak alırsanız, onun kişisel taleplerini de ciddiye almak ve yerine getirmek zorunda kalırsınız. Aksi takdirde, sürekli hapiste kalacağını bilen biri hangi yüksek idealle sizin dışarıdaki sorunuzun çözümüne destek verir?” Bu çelişkiyi de yetkililerin akla uygun cevap vermeleri gerekiyor!



6.  AKP’nin bir kez daha yerel seçimler öncesi “Kan dursun, silahlar sussun da ne olursa olsun” anlayışı içinde hareket etmediğine dair kabul edilebilir açıklamalar yapması gerekiyor!



7.  Başbakan Erdoğan’ın “biz görüşmüyoruz… görüştürüyoruz” söylemleri de kendilerini sorumluluktan kurtaracak gibi değildir. 



8.  Türk kamuoyuna İmralı’da neyin görüşüldüğü derhal açıklanması şarttır. Madem Öcalan ile görüşüldüğü açıklanmasında Başbakan bir sakınca görmedi o halde terör örgütü başıyla yalnızca silahların bırakılmasının görüşülüp görüşülmediğinin de açıklanması gerekiyor. Görüşme ile ilgili tutanaklar kamuoyuna derhal açıklanmalıdır. Öcalan ile “Kürt Sorunu”, “Yeni Anayasa”, “Kürtlerin Statüsü”, “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”, “Yerel Yönetimler”, “Kürtçe Eğitim Hakkı” vb. hususların görüşülüp görüşülmediğini öğrenmek kamuoyunun hakkıdır.



9.  AKP iktidarı sorunların çözümünde şeffaf, legal ve meşru unsurlara öncelik vermek yerine terörist unsurlarla görüşmeye öncelik vermesinin nedenlerini de açıklaması gerekiyor.



Türkiye Pazarda Bulunmuş Bir Ülke Değildir!

 

Türk Milleti, AKP hükümetini teröristlerle pazarlık etsin, ülke üzerinde PKK terör örgütüyle birlikte istediği tasarrufu yapsın diye iş başına getirmemiştir. 



Başbakan Erdoğan’ı sonuç alınamayacak beyhude bir biçimde gayri meşru odaklarla ilişkilere son vermeye davet ediyoruz. Teröristlerle Türkiye’yi ve Türk Milletini tartışmak suçtur ve bu suçu işleyen kim olursu olsun yargı karşısında hesap vermek zorunda kalacaktır.



Unutulmamalıdır ki, Türkiye’nin varlığı ve bağımsızlığı pazarlıkla elde edilmiş değildir. Terörist başlarıyla Pazarlık masalarında da tartışılamaz!

Yorum Gönder

@name x