Sinan Oğan, Basın Açıklaması

22 Şubat 2013 Cuma 11:07

Son günlerde Türkiye’de meydana gelen ekonomik gelişmelere ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi’nin görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sinan Oğan, Basın Açıklaması

 Değerli Basın Mensupları;

Son günlerde Türkiye’de meydana gelen ekonomik gelişmelere ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi’nin görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu basın toplantımızın ana teması, “vatandaşımızdan gizlenen ekonomik gerçekler” olarak da adlandırılabilir.

Aslında gündemimiz ekonomi olmakla beraber; AKP’nin ayrıştırıcı politikalarıyla, bin yıllık kardeşliğimize indirilmek istenen darbenin amacına ulaşamayacağını öncelikle belirtmek istiyorum. Millî birliğimiz hangi nedenlerle ve neyin karşılığı olarak ateşe atılmaktadır? Eminim ki; milletimizden saklanan gerçekler yakın zamanda ortaya çıkacak ve maskeler düşecektir.

Bir ülkenin sınır kapıları, o ülkenin namusudur. Geçtiğimiz aylarda Suriye ile ticaret yapan girişimcilerimize, esnafımıza haber dahi verilmeden sınır kapıları kapatılmıştır. Bu keyfi tutumun bedeli bölge illerinde en ağır şekilde hissedilmektedir. Bu da yetmiyormuş gibi, şimdi de insanımızın canı tehdit altındadır. Cilvegözü sınır kapısında çok yönlü bileşenleri olan bir bombalı saldırı gerçekleşmiş ve 4’ü vatandaşımız olmak üzere toplam 14 kişi hayatını kaybetmiştir. “Araç Suriye tarafından geldi” açıklamasıyla yetinen ilgililer, halen bu konudaki hakikatleri milletimizle paylaşmamışlardır.

AKP tarafından Suriyeli muhaliflere karşı hissedilen duyarlılığın, vatandaşımızdan esirgenmesini kabullenemiyoruz.

 

Değerli Basın Mensupları;

Ekonomik alanda hükümetin milletimizin fark etmesini istemediği çeşitli olaylar gerçekleşiyor.

Bugünlerde, ekonomi tartışmalarında yeni bir moda almış başını gidiyor. Ekonomi yönetimi kendilerini dehâ, yaptıklarını ise büyük bir başarı olarak anlatmak hevesindeler. Ama ekonomiyi bir satranç oyunu, kendilerini ise kurmay zekâ addedenlerin, bugün bırakın bu unvanı, neferlik rütbesini dahi hak etmediklerini görüyoruz.

AKP’nin ekonomi yönetimi “karavana sanatının” eşsiz sanatçıları olmayı sürdürüyorlar. Enflasyon hedefini yıllardır tutturamayan ekonomi yönetiminin, karavana atışlarını bugün ekonomik büyümede de görüyoruz. 2012-2014 Orta Vadeli Program’da 2012 yılı için yüzde 4 olarak tayin edilen büyüme hızı, sonradan yapılan revizyonla yüzde 3,2’ye kadar çekilmişti. Bugünkü şartlarda görmekteyiz ki, AKP’nin sözde kurmayları bu hedefi de tutturamayacaktır.

2012 yılı için büyümenin yüzde 2,5 civarında gerçekleşeceği herkesin üzerinde uzlaştığı bir konudur. Bu öngörüsüzlüğe rağmen, bir de ekonominin emin ellerde olduğundan bahsedilmesi, halimizi daha da trajikomikleştirmektedir.

Ekonomik büyüme hızındaki düşüş en derin etkisini reel kesimde, özellikle sanayi üretiminde kendini göstermektedir. Sanayi üretiminin artış hızının düşmesi, girişimcilerimizin bilançolarını ve kâr oranlarını da etkilemektedir. Bozulan şirket bilançoları ise krediye erişimi önemli ölçüde kısıtlamaktadır.

OVP’da cari açık, hedef büyümeye göre yaklaşık 59 milyar dolar olarak öngörülmüştü. Açık 50 milyar doların altında kalınca, bunu kendi kerametleri zannettiler.

Bir adım ötesini dahi teleskopla keşfe çıkan AKP ekonomistlerinin sahneye koydukları “Cari Açık Destanı”  adlı piyes ise bir hayli başarılıdır. Oyunun ilk perdesinde, cari açığı kim kapattı tartışmasına giren devlet erkânının birbirinden komik hallerini görmekteyiz.

 

Değerli Basın Mensupları;

İzmir’de 17 Şubat 1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi’nin 90’ncı yıldönümünü kutluyoruz. Türkiye’nin ekonomik sorunlarının tespit edildiği bu kongrede alınan kararlardan birisi de Merkez Bankası’nın kurulması idi. 57’nci Hükümet döneminde Merkez Bankası’nı biz bağımsızlaştırdık. Bir yandan büyümesi yavaşlayan ve 2013 yılının ilk verilerine göre kalkışa geçmesi zor olacak ekonominin acemi kaptanlarının Merkez Bankası’na yüklenmeleri ciddiyetten uzak, devlet yönetimi adâbına da yakışmayan bir hâldir.

Hükümet bu süreçte hangi etkin tedbirleri alabilmiştir ki, ekonominin büyümesinin ihracattan ileri geldiğini iddia eder olmuştur?

Matematiksel illüzyonlara karnımız toktur!

İran’a halen hangi şartlar altında gerçekleştirildiği kamuoyundan gizlenen altın ihracatı olmasaydı, ortaya çıkacak manzara dehşet verici olacaktı. İhracat yüzde 4,3 oranında büyüyecek, bırakın 150 milyar doları aşmayı, 140 milyar doları dahi göremeyecekti. Al tâkke ver külâh hesaplarıyla, kimsenin yiğitlik taslamasına hacet yoktur.

Otomotiv ihracatının düştüğü, katma değeri yüksek ürün ihracatının yerlerde süründüğü bir ortamda, hangi ihracat gelişiminden bahsedilebilir ki? Bir otomotiv firmasına iç politikaya dönük hamasetle yüklenmek yerine, 57. Hükümet döneminde gerçekleştirdiğimiz Ford yatırımı büyüklüğünde bir yatırımı ülkemize kazandırın. Bunu yapamayanların, bunun üzerine muhasebe etmesinde fayda vardır.

Bu komedinin ikinci perdesinde ise; cambazlıklarla gelecek dönemde cari açığı azaltma hesaplarının nasıl yapıldığı gösterilmektedir. Geçtiğimiz günlerde, TÜİK’in yöntem revizyonu adı altında yaptığı değişikliklerle, cari açığı 2-2,5 milyar dolar daha aşağıda gösterdiğini, TÜİK Başkanı’nın kamuoyuna yaptığı açıklamayla öğrenmiş bulunuyoruz.

Yurtdışındaki metodolojik değişimlerin doğal bir neticesi olarak takdim edilen bu girişim, göstermektedir ki, hükümetin topyekûn giriştiği acemi seferberliğe TÜİK’te omuz vermekte gecikmemiştir.

Oynanan bu tiyatronun gerçeklerin üstünü örtemediğini görmekteyiz. Cari açık kimilerinin iddialarının aksine, tarihi oranda gerilemiş değildir. Yüksek risk halen sürmektedir. 49 milyar dolar seviyelerine ulaşmış bir cari açığın sürdürebilirliği tartışmalı olduğu gibi, finansmanının ülkeye maliyeti de ağırdır. Bakınız, geçtiğimiz on yılda cari açığın finansmanı için yapılan borçlanma, ülkemizden 114 milyar doların çıkmasına yol açmıştır. 114 milyar dolar, Türkiye’nin kaynaklarının yabancılara aktarıldığının delilidir. 114 milyar dolar, 10 yıldan bu yana ülkeyi yönetenler için bir kayıplar faturasıdır.

AKP’nin “ihracata dayalı ekonomik büyüme modelinin” sonuçlarını görmek isteyenler, kapatılan fabrikaların, feryat eden sanayicinin ve işinden olan emekçilerin sesine kulak versinler.

TOBB’un açıkladığı verilere göre, 2012 yılı itibarıyla 14.000’in üzerinde şirket kapanmıştır. İflâs eden, kapanan fabrika sayıları giderek artmaktadır.

İhracat dünyasında çok önemli vazifeler üstlenmiş kıymetli bir sanayicimiz, sahibi olduğu şirketler için iflas erteleme talebinde bulunmuştur.

Ayrıca dış ticaretimizin köklü şirketlerinden biri daha kapanma kararı almıştır.

Bu konuda bir diğer örnek ise; mâli nedenlerden dolayı üretimini durduran BMC firmasının 10 aydır çalışanlarına ücret ödeyememesidir. Yollarda haklarını arayan, aileleri ve yan sanayi çalışanları ile birlikte 10 bin kişiyi aşan bu kesimin mağduriyetine iktidar kulaklarını tıkamış, gözlerini kapatmıştır.

Şimdi sormak isterim; milletine, sanayicisine kazandıran, katkı yapan bir modelin sonucu bu mudur? İhracatçısını iflasa sürükleyen bir model nasıl takdire şâyândır?

Gelin bu tabloyu bir de yaratılan istihdam açısından irdeleyelim. Kimilerine göre uçan kaçan, ama dünyanın en saygın kuruluşlarına göre ise küresel anlamda yerinde sayan Türkiye, işsizlik sorununu çözememiştir. TÜİK tarafından açıklanan 2012 yılı Kasım ayı verilerine göre, işsizlik yüzde 9,4’e yükselmiştir. İstihdam yaratamayan bir ekonomik büyümenin varlığı bir kez daha bu veriyle ispat edilmektedir.

Manzara ortadadır, vatandaşına iş vermeyen, işadamını faiz tuzağına dolayıp iflâsa sürükleyen bir anlayış bugün iktidardadır.

Bu durumdan genç işsizler de nasibini almaktadır. TÜİK verilerine göre genç işsizlik oranı yüzde 18,8 olmuştur.

Üniversiteli işsiz sayısı da; bir yılda yüzde 28,8 oranında, yani 132 bin kişi artmıştır. Son verilere göre; töre cinayetlerine kurban olan ve aile içi şiddete maruz kalan kadınlar, bir de işsizliğe mahkûm edilmiş, Kasım 2012’de kadın işsizlik oranı yüzde 11,4’e yükselmiştir.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) Şubat ayı toplantısında aldığı kararlarla piyasaya karışık sinyaller vermeye devam etmektedir. Faiz koridoru 0,25’lik bir indirimle aşağı kaydırılmış, zorunlu karşılık oranları yükseltilmiştir. Kısacası bu kararların üretim, yatırım ve özellikle istihdam üzerinde olumlu bir etki yapması beklenmemektedir.

İşsizlik artışına yol açabilecek önemli bir unsur da; 31 Aralık 2012’de sona eren 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Hakkındaki Yasanın yürürlülüğünün uzatılmamasıdır.

49 ilde, 800 bine yakın istihdam sağlayan ve kayıt dışı istihdamın azalması için önemli bir rol üstlenen Yasanın uzatılmaması istihdam rakamlarını düşürebilecektir.

Bu konuda zamanında yaptığımız uyarıları dikkate almayanlar, nihayet durumun ciddiyetini kavrayabilmiş ve bu yönde yeni adımların atılacağını açıklamak zorunda kalmışlardır.

Yine benzer bir şekilde, köprü ve otoyolların özelleştirilmesi konusunda yaptığımız haklı eleştiriler sayesinde, hükümet bu konuda da geri adım atmıştır.

25 yılda yaklaşık 14 milyar dolar gelir getirecek bir yatırım AKP tarafından 5,6 milyar dolara özelleştirilmişti.

Gelecekteki gelirlerden, yüzde 60 kayıpla vazgeçilmesi ülkeyi yönetenlerin ticarî yeteneklerini de ortaya koymuştur.

Türkiye’de tasarruflar hızla azalıp millî gelirin yüzde 12’sine inerken, tüketicilerimizin borçları da 263 milyar lirayı aşmıştır. Yaklaşık 10 yıldır, yalnız devlet ve özel sektör değil, artık vatandaşımız da ciddî bir borç batağına gömülmüştür.

Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre 2012 yılında 512 bin kişi tüketici kredisi borcunu, 773 bin kişi de kredi kartı borcunu ödeyememiştir. Her 5 kredi kartından 2’si takibe düşmüş durumdadır.

Son zamanlarda, “geçmiş dönemde gerçekleşen IMF’ye borçları biz kapatıyoruz” hamasetiyle, milletimizin kandırıldığını görmekteyiz.

Hâlihazırda AKP, 2005 yılında IMF ile gerçekleştirdiği 19’uncu Stand By’la aldıkları 10,1 milyar dolarlık borcu ödemektedir.

Bu hamaseti yapanların kendi dönemlerinde oluşturdukları diğer borçları da dile getirmeleri gerekmiyor mu?

Mesela; 532 milyar lirayı aşan Merkezî Yönetim borç stokundan neden bahsetmiyorlar? Neden 326,3 milyar doları bulan dış borç stokunun üstünü örtmeye çalışıyorlar?

Son 10 yılda anlatılan başarının aslında kendilerinden önce hayata geçirilen reformlardan kaynaklandığı dünyanın seçkin basın organları tarafından dile getirilmektedir.

Değerli Basın Mensupları;

Ve bu tiyatronun son perdesinde; sultanlığa özenenler mührü yabancılara, hazineyi kaderine ve çözümü teröristlere terk etmişlerdir. Hergün bu balonun havası biraz daha sönmekte, ekonomideki gerçekler kendini tüm açıklığıyla göstermektedir.

Bugün de, yarın da bu millet adına, iktidarın yaptıklarının hesabını sormaya devam edeceğiz.

Katılımınız için teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

Yorum Gönder

@name x