ILGAZ BENEKAY ' la İstanbul Rüyası

27 Aralık 2012 Perşembe 21:42

''Bu kozmopolit kaosun içinde bir düzen yaratabilmek Zaten müzikte o değilmidir '' diyen Ilgaz Benekay sözlerine İstanbul ruhunu kattığı o güzel tarzıyla devam eder; Bir kere havasıyla çok oynak ,sabah çıkarsınız güllük gülistanlık birden poyrazla birlikte dalgalar ,üşürsün. Hava normal iken birden lodos olur . Deniz otobüsü çalışmaz .Gece çok sakindir ama birden Ortaköy’e inerseniz orada çok hareketlidir .''Gürültüden düzene girmesi müzik oluyor sesin'' diye sözlerine devam eder.

ILGAZ BENEKAY  '  la  İstanbul  Rüyası

 ''Bu kozmopolit kaosun içinde bir düzen yaratabilmek  Zaten müzikte o değilmidir '' diyen  Ilgaz Benekay sözlerine İstanbul ruhunu kattığı o güzel tarzıyla devam eder; Bir kere havasıyla çok oynak ,sabah çıkarsınız güllük gülistanlık birden poyrazla birlikte dalgalar ,üşürsün.  Hava normal iken birden lodos olur . Deniz otobüsü çalışmaz .Gece çok sakindir ama birden Ortaköy’e inerseniz orada çok hareketlidir .''Gürültüden düzene girmesi müzik oluyor sesin'' diye sözlerine devam eder. 

 

4 Ocak 1954 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Yahya Benekay (1925-1997), değişik kimlikleri içerisinde bestekar ve güfte yazarıdır. Annesi Perihan Ongun, öğretmen ve şairdir. Kendini bilmeye başladığından beri, babasının arkadaşları olan Şekip Ayhan Özışık gibi

büyük Türk müziği bestekarları evlerinde buluşup akşamları yeni bestelerini çalışırlar, üzerinde fikir yürütürlerdi. Büyümeye başlarken kulakları hep bu müziklerle doldu. Müziğe ilgisi her geçen gün arttı ve   Fransız gitarist Alain Faucher ile tanışması üzerine artık istediği flamenko notalarını temin edebileceği yeni imkanlar buldu.1990 yılında Sevgi Yolcuları adında bir grup kurup o günlerde moda olan Gipsy Kings müziklerini yorumladı.1977 yılından beri verdiği özel gitar derslerinin yanında, Pera Güzel Sanatlar'ın ilk açıldığından bu yana yalnız orada gitar dersleri vermiştir ve vermektedir.

 

Kimileri hırs için gelmiştir İstanbul’a , kimileri tesadüfen , kimileri zaten İstanbul’da doğmuştur. Sizin İstanbul masalınız nerede başladı?

Benim  İstanbul  masalım  boğazda  başladı. İlk  gözümü  açtığımda  Kuzguncuk’ ta  Baba  Nakkaş  isminde  yokuş  var. Meşhur  İstanbul  yokuşların’dan  biri.Evin sol  tarafından  bakınca  Kuleli  Askeri  Lisesi , bütün  o  boğaz   gözüküyordu . Ön taraftaki  balkondan  bakınca  Topkapı  sarayına  kadar. Missuri  deniz  gemisinden  düşününde , çocukluğum  hep  boğaz  kıyılarında  geçti. Dolayısıyla  masalım  İstanbul  da  başladı.

 

Müzik ile tanışmanız ilk ne zaman oldu?

Dokuz yaşımdaydım , bir plak ve plağın üstünde bir adam  elinde bir gitar , ayakta duruyor hatta üzerinde simsiyah bir elbise vardı hiç unutmuyorum. İpek te bir gömlek ve tahta vurgulu çok hoş bir flemenko gitardı. Bir plakdaki  resme vurularak müziğe başladım ve gitar çalmaya başladım.

 

Müzik hayatınızda dönüm noktam bu oldu diyebilceğiniz bişey varmı?

Hergün , herşey bir dönüm noktası aslında. Ben bir konser gitaristiyim aynı zamanda da öğetmenim. Herbir  öğrencimle yeni tanıştığımda , onlara birşey  öğretirken  , onlar bana bişey çalarken , yeni birşey bestelerken , yeni birşey çaldığımda benim için dönüm noktası. Hep böyle olmuştur. Yani gitarlarım tabi yawrularım gibi , her yeni gitarım olduğunda da dönüm noktası diyebilirim.

 

İstanbul diyince ilk aklınıza gelen şey nedir?

Zor bir soru bu. Küçüklüğüm , doğduğum andan itibaren bir İstanbul var. Birde son onbeş yıldır bir İstanbul var ama şanslıyım okul hayatım Ortaköy’de , Taksim’de Galtasaray’da geçti. Bugünde benim okulum Pera Güzel Sanatlar Taksim’de. Oturduğum ev Bostancı’da , onun sessizliğinde bütün nostaljilerin içinde okula gitmek , onun havasını koklayıp tekrar akşam eve dönmek beni en mutlu eden saatler.

 

Gözünüzü kapattığınızda  ilk hangi semtler aklınıza gelir?

Bütün Boğaz gelir hep aklıma çocukluğumdaki o manzarayı unutamam çünkü o evde çok uzun süre oturmadık annem ve babam devlet memuru olduğu için kirada oturuyorduk ve o evden çıktık. O gözümdeki manzara dediğim gibi Kuzeye baktığımda Kuleli Askeri Lisesine kadar o akıntılarıyla bütün boğaz, bunun yanındada öteki cama çıkınca bisikletle oynadığım o balkondan Topkapı Sarayına kadar gördüğüm o manzara en sevdiğim şeydir.

 

İstanbul üzerine bir besteniz varmı.?

Üç tane bestem var. Ben bir Flamenko gitaristiyim Flamenkoda formlar var ; bir taranta ,bir solera .Bunların isimleri İstanbul’da Taksim diye .Birtanesi onların karmaşasını , eski halinden yeni haline geçişini  o formlar içinde yaptım.

 

Müzikle İstanbul’u birbirine nasıl bağlarsınız?

İstanbul o kadar enteresan bir şehir ki .Şimdi klasik bir şekilde Yeditepe üstüne kuruldu falan pek doğru değil ama çok oynak bir şehir. Bir kere havasıyla çok oynak ,sabah çıkarsınız güllük gülistanlık birden poyrazla birlikte dalgalar ,üşürsün.  Hava normal iken birden lodos olur . Deniz otobüsü çalışmaz .Gece çok sakindir ama birden Ortaköy’e inerseniz orada çok hareketlidir . Emirgan’a gidip oturduğunuzda bambaşka  ,bir Kanlıca’da yoğurt yediğinizde bambaşka. Gerçi bugünkü Çamlıca kalmadı ama yani biraz Eski Çamlıca’ya çıktığınızda çok farklı. Dolayısıyla aynı müzik gibi .Yani bütün müzikleri barındırabilecek ve bütün müzisyenlere duygu verebilecek bir şehir bence .Bu kozmopolit kaosun içinde bir düzen yaratabilmek. Zaten müzikte o değilmidir ? Gürültüden düzene girmesi müzik oluyor sesin. Bu kaosun içinde müzisyenler kendilerini bulup ,o kaostan bir dinginlik yahut  hüzünden tutunda herşeyi yaratabileceklermiş gibi düşünüyorum ama o anlamda İstanbul bir müzisyen şehridir bence ama kimler nekadar müzikle uğraşır onu bilemem benim bakış açım bu.

 

İstanbul üzerine bir beste yapsanız bu hüzünlümü yoksa neşelimi olurdu?

İkisinin karışımı diyelim çünkü formlarla alakalı biraz öncede bahsettiğim  ,o çocukluğumdaki eski İstanbul’la  bugünkü karmaşayı birbirine karıştırdığımda müziklerim gelgitler üzerine kurulu dolayısıyla karmaşada var  ,hüzünde var , sevinçte var.  Sizi oynatabilirde ,gözünüzden iki damla yaşta getirtebilir diye düşünüyorum.

 

İstanbul’da nerede kendinizi huzurlu ve tam hissediyorsunuz?

 Topkapı Sarayının önündeki büyük balkon . Orası tam huzur bulduğum bir yer tabi buna karşılık eğer nostaljik şekilde bir vapura binersem  evimden Kadıköye giderken , o vapurda tam bulduğum bir şey. Bulmaya çalışıyorum doğrusu bunun yanında ,Kanlıca’ da otururken .O eski hava yok ama bir yoğurt yiyip , boğazı seyretmek veya Emirgan’da bir çay içmek , Emirgan Korusuna çıkabilmek , Yıldız Park’ında yürüyebilmek. Buralar benim için  özel yerler , kendimi tam bulduğum yerler diyebilirim. Bunun dışında İstiklal Cadde’sin de yürürkende kendimi tam bulmaya çalışıyorum eski anılarımla birlikte. Bütün İstanbul’u seviyorum ve heryerinde buluyorum diyebilirim . Açıkçası evimde çok huzurlu bunu sayfiyesi gibi Bostancı çok güzel  ,yokuş çıkmak çok güzel , yokuş inmek çok güzel , gürültü çok güzel , sessizlik çok güzel. Hepsi çok güzel İstanbul’un heryeri bana huzur veriyor.

 

Son olarak İstanbul’la aranızda bir sır varmı?

Olmaz mı? Koskoca bir yaşam. Bir kere kendiniz sırla dolusunuz çünkü yaşadığınız olaylar var .Bunun yanında insanlar ortak bir ölüm korkuları vardır , insanların hastalık korkuları , gelecek korkuları , para biriktirme korkuları .Bunlar gibi pek korkularım olmadı ama insanların , ortak karşı cinsiyle sırları olur tabi .Dolayısıyla İstanbul’un çok köşesinde , çok sırlarım var. Tabi iki kişi bilince sır olmaktan çıkar derler ya onun için bu sırlarda bende kalsın .Bütün İstanbul sır.
D.ÖZSADİ

Yorum Gönder

@name x