TEK KELIMEYLE KÖYLÜ ARTIK CELLAT OLMUŞ..DEVLET UYUYOR!

19 Ağustos 2019 Pazartesi 19:56

TEK KELIMEYLE KÖYLÜ ARTIK CELLAT OLMUŞ..DEVLET UYUYOR!

TEK KELIMEYLE KÖYLÜ ARTIK CELLAT OLMUŞ..DEVLET UYUYOR!

Pınar Kaftancıoğlu'ndan alıntıdır.
"Geçtiğimiz yaz... Çiftlikte köy tipi bir ofisim var benim. Orada çay - kahve içeriz ziyaretçilerimizle, gelenler bilir... Manisa - Alaşehir'den genç bir kız geldi oraya. İşte sohbet etmek, haddime değil ama benden biraz akıl almak, şu bu... Şu anda da okuyordur eminim bu satırları, darılmaca, gücenmece yok... Yanlışı görmezden gelmek hiçbir işe yaramıyor. Görmek ve düzeltmek gerek...
Genç kızın babası, Alaşehir'de çekirdeksiz üzüm üreticisi. O bölgedeki tarımdan konuştuk. Çekirdeksiz üzümde dehşet verici ölçülerde kullanılan tarım ilaçlarından, damla sulama ile verilen glikozdan filan. Babası da aynı şekilde yetiştiriyormuş. Attığı ilaçlardan baba da hasta olmuş bu arada.
Dedim ki, "Neden böyle yapıyorsunuz bu tarımı?" "Bölgenin gerçeği bu," gibi bir şey söyledi. Tam hatırlamıyorum sözcükleri, yalan olmasın ama ağırlığı maksimize etmek, üzümün üzerinde böcek lekesi vesaire bırakmamak zorunda olduklarını anlattı. Halci jargonu ile yazacak olursam, turfanda, yani sentetik olarak glikoz ile tat verilmiş birinci sınıf üzüm hasat etmeleri gerekliliği... Ürün turfanda girdiğinde fiyat bir misli artar. Olay sadece paraya bağlanıyor sizin anlayacağınız...
Bilmediğim gerçekler değil kızın anlattıkları. Şaşırmadım yani, ama bozuldum hafiften. Bilen de bilir beni, dan dun konuşurum pek çekinmeden. Dedim ki, "Peki bu işin vicdani yönü ne olacak? Neticede çekirdeksiz kuru üzümleri en çok sevenler, tüketenler de ufacık çocuklar... Ben babanı iyi ve iyiyi hak eden biri olarak göremiyorum." Bu kez de genç kız bozuldu haliyle... Bana söylediği şu oldu, noktasına virgülüne dokunmadan: "Benim babam, evet, sağlıksız tarım yapıyor. Bunun nelere sebep olacağını da biliyor ama babam esasında çok iyi bir insandır. Çünkü bunları beni İstanbul'da okutmak için yapıyor." Dedim ki, "Pes!" Muhakeme bu, izan bu, netice bu.
Aklı başında bir ülkede, ancak kamera şakası olarak sunulabilecek her şeyin bizde tamamen gerçek olması, dahası kanıksanmış olması bir bana mı tuhaf geliyor?..
Geçtiğimiz hafta içinde de Eğirdir Gölü'ne dair bir belgesel izledim. Dalgıçlar göle dalıyor, çekiyorlar, sümüksü bir madde dibi kaplamış, göldeki yaşamın %80'i yok olmuş, kalan %20 balık ise tutuluyor. Satılıyor. Yeniliyor. Şuursuzluğun çok ötesinde, adeta bir delilik hali... Temel sebep gölün çevresinde yapılan elma yetiştiriciliği. Daha doğrusu elma ağaçlarını senede 30 kere ilaçlayan vicdan yoksunu üreticiler, toprağa sızan ve gölü besleyen yer altı sularına karışan zehir... İzlerken vallahi beynim zonkladı. Pamuk yığınlarında uyuyan çocukların zirai ilaçtan ölmesi mi dersiniz, Fethiye'de portakal ilaçlıyorum derken onkoloji servislerine yığılan çiftçileri mi... Antalya seralarında domates tarımı yapıyorum derken tünelin sonundaki ışığı görenleri mi ya da?..
Çiftçi masum değil. Çiftçi ne yaptığını biliyor. Çiftçi bunu zoraki yapmadı - yapmıyor ve hiç kimse bunu çiftçiye zorla dayatmıyor. Çiftçinin önüne, çok "Vicdan mı yoksa daha çok para mı?" diye bir soru geliyor ve çiftçi gayet ne yaptığının farkında olarak, sonuçlarının gayet farkında olarak seçimini yapıyor. Yeni de değil. 1950'lerden beri...
DDT'yi hatırlarsınız. En yoğun uygulanan bölge Adana idi. DDT - BHS karışımının binlerce tonu uçaklardan atıldı. Arılar, böcekler, fareler, kuşlar... Her şey bu tozlama altında can verdi. Oysa kurdu yiyen böcekler, böcekleri yiyen kuşlar, böcek yumurtalarını yiyen fareler, fareleri yiyen yılanlar derken muhteşem bir ekolojik denge sürüyordu. Toprak bereketli idi ve ilaca ihtiyaç olduğuna dair hiçbir emare de yoktu. Aç gözlülük ile, daha çok ve daha çok para hırsı ile hepsi altüst oldu.
Aynısı Karadeniz'de oldu. Karadeniz halkı önceleri devletin sübvanse ettiği fındık kurdu ilacına itiraz etti. Zirai mücadele memurlarını tarlaya sokmadı. İlaç atılınca arılar, böcekler, sonra böceği yiyen her şey ölüyor dediler. Korkmuşlardı. Sonra desteklemeler, bir yandan Türk fındığına ilgi, bir yandan artan fındık talebi, yükselen fiyatlar filan derken ne olduysa oldu, üreticiler vicdan ver cüzdan arasındaki seçimi kolayca yaptı. Fındık kurdu ilacına, hem de hamuduyla geçiş yapıldı. 1986'da Çernobil de buna mum dikti ve benim Karadeniz fındığı ile işim o gün bitti. Ne oğlum Can, ne kızım İpek; Karadeniz fındığı yemedi. O günden bugüne de, ilaç kullanımı Karadeniz'de hiç azalmadı. İsmi değişti, formülü değişti ama ilaçlama aşkı hiç değişmedi. Şimdilerde ağaç altlarında round-up kullanılıyor. Toprağı kızartan da odur. 
Bu paragrafa Karadeniz üreticilerinden birkaç kınama, bir - iki de dava gelecektir, gelsin. Tepkiyi doğru yere yöneltmelerini tavsiye ederim. Zehirlenmeyi reddediyor olduğum için suçlu ben olamam sanıyorum...
İlaçlama her yerde, her bölgede devam etti. Ege'de önce tütün ilacı başladı. Tütün bitti. Sonra Ovası'nda pamuk ile start verildi. Şimdilerde de pamuk yerine tamamen GDO'lu mısır kaynıyor bu bölgeler. Yoğurttan süte, bisküviden baklavaya her şeye zerk olup sizi - bizi hasta ediyor. Fethiye'de, Antalya'da, Mersin'de, Gümüldür ve Seferihisar'da zırıl zırıl narenciye ilaçlaması en vahşi hali ile ilerliyor. Yavuz Dizdar ve arkadaşlarını zehirleyen portakalın hikayesini okumuşsunuzdur... İşte o durum...
"E ne var? Tarım ilacı her yerde kullanılıyor," diyorlar. Kısmen doğrudur. Örneğin çok õnem  verdikleri "Avrupa'da da kullanılıyor" örneği gerçektir. Ama çok önemli farklar vardır. Tarım ilacı, Avrupa'da reçete ile verilir. Adam o sene kaç adet marul diktiğini ilgili devlet kurumuna bildirir ve bu devletçe denetlenir. Sonra devlet bir hesaplama yapar, dikilen marula göre tam gelecek ölçüde tarım ilacı reçetesi yazar ve çiftçiye verir. Çiftçi bu reçete ile ilacı temin eder ve reçeteye uygun biçimde kullanır. Üzerine fikir yürütmez. Kural ne ise kurala uyar.
Bizde, tarım ilaçlarının ölçüsü Türk çiftçisine emanettir. 100 litre suya 10 gram atılacak diyelim. 10 gram, bizim çiftçinin gözüne elbette az görünüyor. Bakıyor ilacın bidonu da üç para bir şey... Yallah boca... Hasattan belirli bir süre önce ilacın kesilmesi kuralı imiş bilmem ne imiş... Onlar Avrupa işi...
DDT, böcekler üzerindeki güçlü toksik etkisi ile 1948'de Nobel ödülü aldı. Hayvanlar için son derece tehlikeli olduğu ve doğadaki besin zincirini bozduğu anlaşılınca da 1970'lerde yasaklandı. Yasaklanışından 10 sene kadar sonra nihayet bizim de aklımız başımıza geldi ve bizde de yasaklandı. Ancak kasabalarda DDT'nin yasaklandığı anonsu geçince zirai ilaççılarda ne kadar DDT varsa çiftçi tamamını topladı. Üçer senelik daha stok yaptılar. Hâlâ da merdiven altı, benzer formüller ile devam ediyor. Topraktan derelere, denizlere karışıyor. Denizde tutulmuş balıkta dahi çıkıyor.
Dört koldan ilaçlanıyoruz. Dört koldan zehirleniyoruz.
Pamuğa zehir giriyor; atlet, tulum, iç çamaşırı, gömlek giyiyoruz zehirleniyoruz. Tahıla atılıyor, ekmek olarak sofraya geliyor, zehirleniyoruz. Meyveye atılıyor, sebzeye atılıyor, o kadarı da yetmiyor, toplanıyor, parafinleniyor, azotlanıyor, klimalardan mantar ilacı atılıyor... Şaka gibi... Zehirleniyoruz. İşler çığırından fazlası ile çıktı ki artık herkesçe bilinsin, yüksek sesle konuşulsun isterim. Devletin regülasyonlarını, üreticinin vicdan kıstaslarını filan beklemekle bu iş olmuyor. Bir şeyin pazarda talebi varsa, buna ne devlet, ne de vicdan engel oluyor. Çünkü bu işin temelinde tüketicinin, yani "parayı veren"in talebi yatıyor.
Böceğin hasar vermediği pırıl pırıllık yeşillikler, bir koca torbanın bir tanesine bile kurt girmemiş elmalar, sineksiz marullar, asla böceklenmeyen pirinçler, unlar, bakliyatlar tercih etmenin anlamı böcek ilacı yemeyi tercih etmektir. Kural aslında bu kadar basittir. Marulun arasından çıkan salyangozu bahçeye bırakır, sineklenmiş brokoliyi sadece akan suyun altında kolayca temizlersiniz ama tarım ilacını asla temizleyemezsiniz. Bedeninize girer, birikir, birikir, bir sınırı aşar ve bedeniniz artık kaldırmaz hale gelir. Kolon CA ve özellikle löseminin etkin sebebi tarım ilacı kalıntısıdır. Düşünerek, ama gerçekten çok düşünerek atın adımlarınızı. Her şeyi sorun, sorgulayın, araştırın, anlatılanlar ile yetinmeyip kendi doğrunuzu bulun ve bunu paylaşmaktan hiç korkmayın. Acı ve iç karartıcı olsa da, gerçeği duymaktan da öyle...
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x

Toplam Yorum Sayısı 14

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Tırak Kor 3 ay önce yorumlandı

düşünebiliyormusunuz türkiye cumhuriyetinde ne kadar şunu bunu yaptık deselerde tek inandığım benim tarim bakanligini bi̇le 1951 yılında dp kurdu.var sen düşün kim iplemişki tarımı??

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Tırak Kor 3 ay önce yorumlandı

şimdi tarımdan sorumlu yetkene söylüyorum bakan bey.bir doktor tek bir insanı kurtarmak için 7 sene okur.bir cahil ilk mektep şoförü 45 kişiyi bir anda mortingen yapar.aha bu tür açık gözler türkmilletinin 80 milyonunun zehirler.sorarım idam bunlara has değilde nedir.ne bekliyorsunuz yahu.yokmu gezen laboratuvarlarınız sizin

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

İbrahim yıkılmaz 3 ay önce yorumlandı

Tarım yönünden bir denetim olduğunu düşünmüyorum Sadece ithal et derdi var bu ülkede çünkü. Bence sorunun tüm kaynağı Çiftçiler değil. İlaçların tamamı yasal ve devlet vergi alıyor. Sizce suçlu kim. Vergi veren mi, vergiyi alanlı. Yoksa ilaç firmalarimi ? Bence en masum köylü.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Ykp klr 3 ay önce yorumlandı

Balkonumda saksıda domatesler yetiştirdim, dibine sadece kuş gübresi koydum. İlâç falan olmadan da pekala yetişebiliyor. Neden bu kadar ilaç sevdası??? Tabi, her şey para ya; ondan! Bir tanesi bile çürümesin aman.

1 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Ali Aslam@Dr agon 3 ay önce yorumlandı

ne yapsın köylü. pazarda daha ucuz diye organik yetiştirilmiş ama görüntüsü güzel olmayan ürünler yerine inorganik besinleri tercih eden biz değil miyiz? adamlar açlıktan ölsün mü

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Ramazan Becerik 3 ay önce yorumlandı

Kimyevi Zehir böcek ilacı yerine Isırganın suyu Böcek İlacı yerine kullanılabiliyor.Isırgan kokusundan tiksinen mitelar ve böcekler uzak duruyor.ve zerre kadar bile zararı yok.

1 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Kamil Şen 3 ay önce yorumlandı

ıspartalı elma üreticileri yılda 15 kere ilaçlama yapıyorlar. bu yüzden hiç kurt olmuyor. denetimsiz kafalarına göre ilaçladıklarını düşünüyorum.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Kamil Şen 3 ay önce yorumlandı

ıspartalı elma üreticileri yılda 15 kere ilaçlama yapıyorlar. bu yüzden hiç kurt olmuyor. denetimsiz kafalarına göre ilaçladıklarını düşünüyorum.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Salih 3 ay önce yorumlandı

Tarım bakanlığı olaya acilen el atmalı, tarımla uğraşanlar için eğitici seminerler cerilmeli, seminer sonunda belge verilmeli, belgesi olmayanlara ilaçlama tulumbası, motoru satılmamalı, ilaçlanacak alan ve ağaç hesabı yapılmalı , buna göre ilaç atılmalıhayvan gübresi teşvik edilmeli (hayvan gübreli bitki hastalıklara ve haşereye karşı dayanıklı oluyor, ben tecrübe etmekteyim, bunu başardım hiç ilaçsız sebze yiyorum sadece hayvan gübresi kullanıyorum..) tabiki denetim şart.. İş vicdana bırakılamaz..para sıcak ve çok tatlıdır.. Gerisi boş kaftır cesselam..

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Dr agon 3 ay önce yorumlandı

Köylü fazlasıyla paraya tapar olmuş,sadece ilaclama değil,hayvan ve hayvan ürünlerinde de yapabildikleri herşeyi yapiyorlar.. köy yumurtası ve köy peyniri, sütü, tereyağı hepsi hikaye.. tereyağı patates püresi katanmi dersin,tavugun içtiği suya antibiyotiği hesapsizca basanmi dersin, köylü ve çiftçiye zerre miktarı güvenim kalmadi... Amcam bile evinin önünde yetiştirdiği domates,biber,salataliga basıyor ilaci..sonrada bahçe malı bunlar,organik... He hee...inanmayin . Çiftçilerin bazısıda,kendi yiyeceğini ayrı üretiyor... araştırın söylediğimin dogru oldugunu goreceksiniz.. Milletimiz toptan zehirleniyor. Hırs ve para uğruna toplum elden gidiyor.. Uzun yolda dikkat edin arabanın önünde, camında böcek ölüsü olurdu eskiden yüzlerce,binlerce.. Şimdi üç beş tane ancak.. Böcek,sinek kalmadı tabiatta

4 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Emre eser 3 ay önce yorumlandı

Ulkede herkes sahtekar olmus uzun lafin kisasi.

1 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

mert 3 ay önce yorumlandı

yiyecek içecekler ile insanlar hastalandırılıyor, zehirleniyor. hastaneler tıklım tıklım. insanlar iyileştirilmiyor, ilaç veriyorlar ama bu seni iyileştirmez, seni baskılar, sen hep bu ilaçları iç deniyor ama sorun yemeklerde ama bu söylenmiyor. kökten çözüm istenmiyor, sürekli hastalan, sürekli sana ilaç satalım niyetindeler. çiftçilerde, doktorlarda, devlette daha fazla para kazanmanın peşinde. bir döngü var. türk halkı zehirleniyor, bilinçli bir şekilde. bunu söyleyenlere de dava açılıyor...

3 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Serkan Kaya 3 ay önce yorumlandı

Doğru zirai ilaç yasaklansın... devlet hiç satmasin köylüde bulamasin neden sorun kökten çözülmüyor ki...bu konuda reklamlar ile halk bilinclendirilsin parlak olan meyve illada sağlıklı olan değil densin...lüks lokantalarda bahşiş bırakıp köylü ile 3 kuruş icin pazarlık abartilmasin vs vs vs

1 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

MisaFiR 3 ay önce yorumlandı

bilinçsiz ve orantısız ilaç kullanımı cahillik ve canavarlıktan başka bir şey değildir... sorumlu devlet yönetimi buna ortaktır... masum gibi algılanan bu vicdansızlık, dağdaki teröristin illegal olarak, köydeki üreticinin de devlet eli ile şehirde yaptığı katliamın bir başka uygulamasıdır...

4 Kişi beğendi.