MEDENİYET KARŞISINDA!

22 Eylül 2019 Pazar 14:35

Günümüzde son surat üzerimize üzerimize gelen dev teknolojik devrimler karşısında kendimize ait saydığımız her türlü medeniyeti nasıl koruyacağız, gelecek nesillere nasıl aktaracağız, gelecek nesillerin meseleye sahip çıkması için nasıl bir eğitim politikası oluşturacağız?

MEDENİYET KARŞISINDA!

 Aslında bu yazıya hangi başlığı koyacağımı epeyce düşündüm. Birkaç defa da değiştirdim. Bir tanesi Zealotçulardan mısınız? idi.  Ancak bu kelimenin anlamını sadece ehlince malum olacağı için değiştirdim. Diğeri medeniyete direnelim mi?  Bunu da ön kabul olacağı için değiştirdim. Ama her neyse. Meramımız anlaşıldı sanıyorum. Egemen olan medeniyetler karşısında durumumuzun ne olması gerektiği hususunda.

Son zamanlarda meydana gelen ve olanca hızı ile gelmeye devam eden teknolojik devrimler beraberinde kanaatimce karşı konulması neredeyse imkansız kültür ve medeniyet baskılarını da beraberinde getiriyor.

Yani her teknolojik ürün insanoğlunun tarihini hızılandırıyor. Eskiden 50, 100,200 yılda yapılan sosyolojik değişmeleri birkaç yıla hatta aya bile sığdırıyor.

Bu hususta geçenlerde bir e-ticaret uzmanı ve teknoloji takipçisi bir dostum “tüm dünya tek bir dile, tek bir para birimine, tek bir eğitim tipine doğru hızlı ilerliyor, ben kendimi yaşlı ve eski hissediyorum” demekten kendini alamamıştı. Bana da tarihte, medeniyet tarihinde bu işler nasıl diye uzun uzun sorular sordu. Uzun konuşmalar sonrasında “bir kitap tavsiye et” dediğinde, tavsiye ettiğim kitaplar arasında Arnold Toynbee’nin Türkçeye “Medeniyet Yargılanıyor” adıyla çevrilen kitabı da vardı. Kitabı okurken beni aradı, Zealot ve Herodian ne diye sordu. Kelime anlamı onu tatmin etmemiş olmalı ki bana bu konuda bir yazı yazmamı da tavsiye etti sağ olsun.

Zealot ve Herodian. Bu iki kavram, Arnold Joseph Toynbee’nin, Batı medeniyeti karşısında, diğer ülkelerin gösterdiği tepkileri temsil için kullandığı simgelerdir.

Zealot, Roma hakimiyetine karşı ayaklanan ve Roma Medeniyeti’ne dair her şeye karşı çıkan Musevî partizanlar anlamındadır.

Herodian ise, Roma kültürünü benimseyip, taklit eden eski Yahudiye kralı Herod’dan mülhem bir tabirdir.

Kitapta Toynbee isim isim, olay olay zealotçuluğa ve herodianlığa misaller vermekte. İsteyen oradan bakabilir.(Arnold Toynbee, Medeniyet Yargılanıyor, çev. Ufuk Uyan, İşaret Yay. İstanbul 1988)

Şimdi problem şu;

Günümüzde son surat üzerimize üzerimize gelen dev teknolojik devrimler karşısında kendimize ait saydığımız her türlü medeniyeti nasıl koruyacağız, gelecek nesillere nasıl aktaracağız, gelecek nesillerin meseleye sahip çıkması için nasıl bir eğitim politikası oluşturacağız?

Zealotçu bir davranışla her şeyi reddederek nereye varabiliriz?!

Ayrıca ne kadar karşı durabiliriz?!

İtiraz ettiğimiz, her şeyi bir süre sonra aynıyla, adını değiştirerek alırsak bize sonra ne derler tarihte nasıl anılırız?!

Tarihte küçük düşmez miyiz?!

Örneğin 4,5G teknolojisinden sonra 5G teknolojisi gelecek artık ayak seslerini iyice yakinen duyuyoruz. Bize ne getirecek ne götürecek cep telefonlarını kapatarak meseleye çözüm bulabilecek miyiz?!

Üç yaşındaki çocukların dokunmatik ekranlı telefonlardan abone oldukları çizgi filimleri izlerken duyduğu zevki nasıl engelleyeceksiniz?!

İkinci yolu benimsemeyi düşünüyorsanız yani herodianlığı. Yani medeniyete direnmek yerine bu medeniyetin getirdiklerini alalım, biz de yeni ürünler ve adaptasyonlar geliştirilim böylece kendi varlığımızı koruyalım diyorsanız. Gelen her şeyi kabul etmeden bu işi nasıl çözeceksiniz?

Önce bu soruya bir cevap bulunması gerekir. Aynı örnekten devam edersek 5G teknolojisini alalım biz de yeni bir ürün geliştirip 5G ile çalıştıralım diyorsanız eğer bağımlılık kavramına bir daha bakmamız gerektiğinin tipik örnekleri tarih sayfalarında yerini almış durumda.

Demeyin ki teknoloji başka şey medeniyet başka şey. Görünüşte ve söylemde başka şey ama tarihte hiç de böyle işlememiş, teknolojik üstünlüğü ele geçirenlerin medeni üstünlüğü de ele geçirdiğini unutmayalım.

İster zealotçu isterse herodian bir görüşe sahip olun medeniyetin doğasında bir günde doğmak yok, bir günde büyümek yok, bir günde ölmek yok. Medeniyetin doğasında kuşatıcılık var, kabul ettiricilik var.

Etrafımıza bir bakalım; Siyasilerimiz, fikir adamlarımız, akademisyenlerimiz, bürokratlarımız (işçimiz, köylümüz, çiftçimiz, esnafımız) dün ne diyordu. Bugün ne diyor. Tarihin hangi hızında yaşıyor. Hangi olayda zealotçu davarınıyor, hangi olayda herodian davranıyor?!

Bir olayda ben yapmam etmem diyen kahramanlar o olayın adını şeklini şemalini değiştirip nasıl da kabul ediyor. Ya da peşinen kabul ettiği şeylere nasıl da kılıf buluyor.

Unutmayalım ki, tarih akıyor, tren her gün daha da hızlanıyor, yalanla, oyalama ile hiçbir yere varılmıyor.

Tarih hata yapanı affetmiyor.

Ve tarih asla unutmuyor.

22.09.2019

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x